Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: İzlediklerimizin Sosyal Hayattaki Tesirleri

Gündem 27.11.2025 - 15:23, Güncelleme: 27.11.2025 - 15:23
 

Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: İzlediklerimizin Sosyal Hayattaki Tesirleri

İnsanoğlu eskiden beri bir şeyler anlatma ve dinleme ihtiyacı duymuştur. Bu doğrultuda bütün milletlerin eski edebiyatlarına baktığınızda bu ihtiyaç hikâye, masal, destan, efsane, halk hikâyesi, tiyatro ve roman gibi türlerle giderilmeye çalışılmıştır.
Hatta şiir dahi çok defa manzum hikâye şeklinde bu amaca hizmet etmiştir. Film ve dizilerle her ne kadar okuma alışkanlıkları azalsa da yine bu çalışmaların temelini hikâye oluşturmuştur. Öyleyse insanda merak uyandıran ve bu merak unsuruyla muhatabı heyecanlandıran, farklı duygu ve hayallere sevk eden, farklı dünyaların içinde bulunabilme imkânı sunan, hayatına renk katan, gönülleri bir noktada toplayan, hangi amaç doğrultusunda kurgulansa o amaca en kısa yoldan ulaştıran... senaryoların insan fıtratının kabulüne çok uygun olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum... Öyle ki ister çocuk ister yetişkin olun her hikâyede sizi etkileyen bir şeyler bulmanız gayet tabiidir. Bazı karakterleri öyle çok seversiniz ki sanki içinizde o tip canlanır. Hatta içinizde tutamayıp bir şekilde dışarıya yansıttıklarınız da olur. Bazen kendinizi öyle kaptırırsınız ki aynen onun gibi yaşamaya çalışırsınız hayatı. Taklit edilen karakter evrensel ölçütlere göre idealse belki güzel sonuçlar ortaya çıkabilir. Peki ya tam tersi olduğunda netice ne olur hiç düşündük mü? Tam kendimizi kaptırdığımız bir anda geri dönüşü olmayan bir davranışta bulunma ihtimali yok mudur? Ya da bunun bir film değil de gerçek hayat olduğunu anladığımız andaki çaresizlik ve pişmanlığımız... Yeri gelir kendi kayıplarınızı ve öfkelerinizi karakterler üzerinden yaşayarak rahatlama hissi elde edersiniz. Belki sosyal bağları ve dayanışmayı artırır ya da karakterler üzerinden kendi hayatınızı sorgular, kendinizi tanıma imkânı bulur, içsel farkındalığınızın gelişmesine katkıda bulunursunuz. Öyleyse sorumuz "İzlediklerimizin hayatımızı ne derece etkilediğini ve bizde nasıl tezahür ettiğinin farkında mıyız?" Şeklinde olmalıdır. İşte tam da bu noktanın üzerinde durmak istiyorum.   Bir akşam elinize kumandayı alın ve kanalları dolaşın. Birçok kanalda elinde silah ve şiddete meyilli kahramanlaştırılmış karakterleri göreceksiniz. Peki ya gerçek hayatta herkes elinde silahla mı dolaşıyor? Bana göre istisnaları olsa da bu bizim gerçek yaşamımızı yansıtmıyor. Lakin hayalin hakikate çevrilmesine ve gerçeklik algısının bozulmasına zemin hazırlıyor. En tehlikeli olanıysa bize gayet uç gelen davranışların normalleşmeye ve sıradanlaşmaya başlaması.  Şiddetin bu kadar artmasında sizce bu senaryoların bir etkisi yok mudur? Bunu sadece şiddet ile sınırlamak doğru olmayacaktır. Şu anda yayınlanan dizilerde argo diyaloglara, ensest ilişkilere, bencil karakterlere, ihanete sizler de rastlamıyor musunuz? Özellikle dizilerdeki kardeşlerin birbirine ihanetlerini ve karı kocanın birbirini aldatmalarını ve boşanmalarını ne kadar çok görür olduk. Ya psikopatlık derecesine varan kahramanların gözler önüne serilmesi. Acaba bunlardan maddi kazanç elde edenler bize eski hayatımızı ya da kaybettiğimiz değerlerimizi geri getirebilirler mi? Çocuklarımızın rol model aldığı bu karakterlerin yaptığı yıkımın önüne geçebilirler mi? Aile kurumunun zayıflaması, sadakatsizliğin yayılması, ilişki güveninin yerle yaksan olması... daha niceleri...               Genellikle gizli sırlar üzerine kurgulanmış senaryoların altından ihanet, aldatma gibi kolayca tahmin edebileceğimiz görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Çünkü yaşadığımız dönem itibariyle dizilerin pek çoğu birbirine benzemekte ve aynı gizemin çözülmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bunlardan en üzücü olanı da evlilik dışı ilişkilerin ve aile üyelerinin birbirine olan nefretinin ustalıkla dramatize edilerek verilmesi. Hatta aldatan, ihanet eden, ensest ilişki yaşayan ya da evli olduğu halde başka birisiyle aşk yaşayan karakterlerin masumlaştırılarak paklaştırılması. Bununla da yetinmeyerek söz konusu karakterlerin bu yaşantıları kadere bağlanıp “başka türlü olmazdı” algısının hissettirilmesi. Haklı görülen bu tutumların seyircide de aynı izlenimi vermesi yönünde çaba sarfedilmesi… Özellikle davranışlarını çeşitli platformlarda izledikleri ile şekillendiren gençler; suçluların, dolandırıcıların ve ahlaki kuralları hiçe sayan karakterlerin cazip bir şekilde sunulduğu dizileri izlediğinde doğru ile yanlış arasında sağlıklı bir karar verebilir mi? Peki ya kültürümüzde var olan “kötülüğe karşı iyilik” düsturunu tamamen hiçe indiren ve “intikam” duygusuyla beslenen senaryolardan izole olma imkânı var mıdır?             Hayatımızda en ciddi hadiselerden biri olan “ölüm”ün basite alınması da endişe etmemizi gerektiren meselelerden biri olsa gerek. Şiddet içerikli filmlerde “öldürme” eylemi sıradan bir olaymış gibi cereyan etmektedir. Hatta öldüren kişinin de elini kollunu sallayarak hayatına devam edebildiği gözlemlenmektedir. Halbuki hayatımızı en çok sarsan ve insana en büyük nasihat olan ölüm değil midir? Peki ya intihar… İnsanın canına kıyması bu denli kolay olabilir mi? Birisi hakkında “intihar etti” demeye dilimiz varmazken çoğu sudan sebeplerle bunu izleyicilere sunmak nasıl bir akıl tutulmasıdır. Bizim umutlarımız, hayallerimiz, beklentilerimiz ve daha bir sürü şey ne olacak? Tam tersine izlediklerimizin bizlere azim, kararlılık, gayret gibi duyguları aşılaması gerekmez mi? Gerçek anne ve babasını bulamayan, yıllar sonra anne ve babasının başka birisi olduğunu öğrenen, tesadüf eseri hiç tanımadığı biriyle kardeş çıkan yahut evlilik dışı ilişkilerle tahmin edilemeyecek hikâyenin ortasında kendini bulan yaşantıların öyküsüne artık dur demek gerekmez mi? Toplumun temelini oluşturan ailelerimizin ne izleği kaygısını taşımanın bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Anne ve babalarımız saatlerce televizyon karşısındayken çocuklarına siz izlemeyin dese de bir faydasının olmayacağı kanaatindeyim. Bunu çocuklar için sınırlamak da doğru değildir. Bahsi geçen tüm olumsuzluklar yediden yetmişe hepimiz için de geçerlidir. Bence bu tip kurguları kaleme alan senaristlere ve reyting uğruna birçok değeri feda eden kanallara verilecek en güzel cevap izlememek olmalıdır. Aksine bize katkı sunan, milli ve manevi değerlerimize saygı gösteren ve güzel vakit geçirmemize katkı sağlayan yapımları da desteklemek için izlemeyi tercih etmeliyiz. Unutmayalım izlemek ve izlememek her şeyi değiştirebilir...
İnsanoğlu eskiden beri bir şeyler anlatma ve dinleme ihtiyacı duymuştur. Bu doğrultuda bütün milletlerin eski edebiyatlarına baktığınızda bu ihtiyaç hikâye, masal, destan, efsane, halk hikâyesi, tiyatro ve roman gibi türlerle giderilmeye çalışılmıştır.

Hatta şiir dahi çok defa manzum hikâye şeklinde bu amaca hizmet etmiştir. Film ve dizilerle her ne kadar okuma alışkanlıkları azalsa da yine bu çalışmaların temelini hikâye oluşturmuştur. Öyleyse insanda merak uyandıran ve bu merak unsuruyla muhatabı heyecanlandıran, farklı duygu ve hayallere sevk eden, farklı dünyaların içinde bulunabilme imkânı sunan, hayatına renk katan, gönülleri bir noktada toplayan, hangi amaç doğrultusunda kurgulansa o amaca en kısa yoldan ulaştıran... senaryoların insan fıtratının kabulüne çok uygun olduğunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum... Öyle ki ister çocuk ister yetişkin olun her hikâyede sizi etkileyen bir şeyler bulmanız gayet tabiidir. Bazı karakterleri öyle çok seversiniz ki sanki içinizde o tip canlanır. Hatta içinizde tutamayıp bir şekilde dışarıya yansıttıklarınız da olur. Bazen kendinizi öyle kaptırırsınız ki aynen onun gibi yaşamaya çalışırsınız hayatı. Taklit edilen karakter evrensel ölçütlere göre idealse belki güzel sonuçlar ortaya çıkabilir. Peki ya tam tersi olduğunda netice ne olur hiç düşündük mü? Tam kendimizi kaptırdığımız bir anda geri dönüşü olmayan bir davranışta bulunma ihtimali yok mudur? Ya da bunun bir film değil de gerçek hayat olduğunu anladığımız andaki çaresizlik ve pişmanlığımız... Yeri gelir kendi kayıplarınızı ve öfkelerinizi karakterler üzerinden yaşayarak rahatlama hissi elde edersiniz. Belki sosyal bağları ve dayanışmayı artırır ya da karakterler üzerinden kendi hayatınızı sorgular, kendinizi tanıma imkânı bulur, içsel farkındalığınızın gelişmesine katkıda bulunursunuz. Öyleyse sorumuz "İzlediklerimizin hayatımızı ne derece etkilediğini ve bizde nasıl tezahür ettiğinin farkında mıyız?" Şeklinde olmalıdır. İşte tam da bu noktanın üzerinde durmak istiyorum.

 

Bir akşam elinize kumandayı alın ve kanalları dolaşın. Birçok kanalda elinde silah ve şiddete meyilli kahramanlaştırılmış karakterleri göreceksiniz. Peki ya gerçek hayatta herkes elinde silahla mı dolaşıyor? Bana göre istisnaları olsa da bu bizim gerçek yaşamımızı yansıtmıyor. Lakin hayalin hakikate çevrilmesine ve gerçeklik algısının bozulmasına zemin hazırlıyor. En tehlikeli olanıysa bize gayet uç gelen davranışların normalleşmeye ve sıradanlaşmaya başlaması.  Şiddetin bu kadar artmasında sizce bu senaryoların bir etkisi yok mudur? Bunu sadece şiddet ile sınırlamak doğru olmayacaktır. Şu anda yayınlanan dizilerde argo diyaloglara, ensest ilişkilere, bencil karakterlere, ihanete sizler de rastlamıyor musunuz? Özellikle dizilerdeki kardeşlerin birbirine ihanetlerini ve karı kocanın birbirini aldatmalarını ve boşanmalarını ne kadar çok görür olduk. Ya psikopatlık derecesine varan kahramanların gözler önüne serilmesi. Acaba bunlardan maddi kazanç elde edenler bize eski hayatımızı ya da kaybettiğimiz değerlerimizi geri getirebilirler mi? Çocuklarımızın rol model aldığı bu karakterlerin yaptığı yıkımın önüne geçebilirler mi? Aile kurumunun zayıflaması, sadakatsizliğin yayılması, ilişki güveninin yerle yaksan olması... daha niceleri...

 

            Genellikle gizli sırlar üzerine kurgulanmış senaryoların altından ihanet, aldatma gibi kolayca tahmin edebileceğimiz görüntüler ortaya çıkmaya başladı. Çünkü yaşadığımız dönem itibariyle dizilerin pek çoğu birbirine benzemekte ve aynı gizemin çözülmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bunlardan en üzücü olanı da evlilik dışı ilişkilerin ve aile üyelerinin birbirine olan nefretinin ustalıkla dramatize edilerek verilmesi. Hatta aldatan, ihanet eden, ensest ilişki yaşayan ya da evli olduğu halde başka birisiyle aşk yaşayan karakterlerin masumlaştırılarak paklaştırılması. Bununla da yetinmeyerek söz konusu karakterlerin bu yaşantıları kadere bağlanıp “başka türlü olmazdı” algısının hissettirilmesi. Haklı görülen bu tutumların seyircide de aynı izlenimi vermesi yönünde çaba sarfedilmesi… Özellikle davranışlarını çeşitli platformlarda izledikleri ile şekillendiren gençler; suçluların, dolandırıcıların ve ahlaki kuralları hiçe sayan karakterlerin cazip bir şekilde sunulduğu dizileri izlediğinde doğru ile yanlış arasında sağlıklı bir karar verebilir mi? Peki ya kültürümüzde var olan “kötülüğe karşı iyilik” düsturunu tamamen hiçe indiren ve “intikam” duygusuyla beslenen senaryolardan izole olma imkânı var mıdır?

            Hayatımızda en ciddi hadiselerden biri olan “ölüm”ün basite alınması da endişe etmemizi gerektiren meselelerden biri olsa gerek. Şiddet içerikli filmlerde “öldürme” eylemi sıradan bir olaymış gibi cereyan etmektedir. Hatta öldüren kişinin de elini kollunu sallayarak hayatına devam edebildiği gözlemlenmektedir. Halbuki hayatımızı en çok sarsan ve insana en büyük nasihat olan ölüm değil midir? Peki ya intihar… İnsanın canına kıyması bu denli kolay olabilir mi? Birisi hakkında “intihar etti” demeye dilimiz varmazken çoğu sudan sebeplerle bunu izleyicilere sunmak nasıl bir akıl tutulmasıdır. Bizim umutlarımız, hayallerimiz, beklentilerimiz ve daha bir sürü şey ne olacak? Tam tersine izlediklerimizin bizlere azim, kararlılık, gayret gibi duyguları aşılaması gerekmez mi? Gerçek anne ve babasını bulamayan, yıllar sonra anne ve babasının başka birisi olduğunu öğrenen, tesadüf eseri hiç tanımadığı biriyle kardeş çıkan yahut evlilik dışı ilişkilerle tahmin edilemeyecek hikâyenin ortasında kendini bulan yaşantıların öyküsüne artık dur demek gerekmez mi?

Toplumun temelini oluşturan ailelerimizin ne izleği kaygısını taşımanın bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Anne ve babalarımız saatlerce televizyon karşısındayken çocuklarına siz izlemeyin dese de bir faydasının olmayacağı kanaatindeyim. Bunu çocuklar için sınırlamak da doğru değildir. Bahsi geçen tüm olumsuzluklar yediden yetmişe hepimiz için de geçerlidir.

Bence bu tip kurguları kaleme alan senaristlere ve reyting uğruna birçok değeri feda eden kanallara verilecek en güzel cevap izlememek olmalıdır. Aksine bize katkı sunan, milli ve manevi değerlerimize saygı gösteren ve güzel vakit geçirmemize katkı sağlayan yapımları da desteklemek için izlemeyi tercih etmeliyiz. Unutmayalım izlemek ve izlememek her şeyi değiştirebilir...

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.