Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: Öğrenme Sürecinde Tasarımın Rolü

Gündem 24.02.2026 - 05:17, Güncelleme: 24.02.2026 - 05:17
 

Eğitimci Mehmet Yusuf Yıldız Yazdı: Öğrenme Sürecinde Tasarımın Rolü

Bir ders kitabının sayfaları arasında dolaşırken insan, yalnızca bilgiyle değil, bilginin nasıl sunulduğuyla da karşılaşır. Satır aralarından yükselen sessiz bir hakikat vardır: Öğrenmek, sadece zihnin değil, duyuların da işidir. İyi hazırlanmış bir materyal, bilgiyi anlatmaz sadece; onu görünür, işitilir ve hissedilir kılar.
Önce yaşantının konisine uğrarız. Öğrenmenin soyut merdivenlerinde tırmanırken kulağımıza şu fısıldanır: Ne kadar çok duyu, o kadar derin iz. Bir öğrenciye “yağmurun oluşumu”nu yalnızca tanımlarla anlatmak mümkündür; fakat kısa bir animasyon izletildiğinde buharın yükselişi, bulutun yoğunlaşması ve damlanın düşüşü zihinde canlanır. Eğer sınıfta küçük bir deneyle sıcak suyun üzerindeki buğu gösterilirse, bilgi artık sadece duyulmuş değil, yaşanmış olur. En iyi öğrendiğimiz şeyler çoğu zaman başkasından dinlediklerimiz değil, kendi dikkatimizle fark ettiklerimizdir. Somuttan soyuta, basitten karmaşığa ilerleyen o kadim yol bu yüzden pedagojinin pusulasıdır. Çocuk önce elmayla tanışır, sonra “meyve” kavramına ulaşır; önce harfleri görür, sonra anlamın kapısı aralanır.   Sonra tasarımın görünmez mimarisi belirir. Boşluk, bir eksiklik değil; nefes alma payıdır. Kalabalık bir sayfayı düşün: Metinler üst üste, görseller iç içe… Göz nereye konacağını bilemez. Oysa başlık ile paragraf arasına bırakılan ferah bir alan, okurun zihnine sessizce “dur, burada önemli bir şey var” der. Bir sunum slaytında tek cümlelik güçlü bir ifade, çoğu zaman on maddelik bir listeyi geride bırakır. Boşluk, anlamı görünür kılan sükûttur.   Çizgiler devreye girer ardından. Yatay çizgi dinginliği fısıldar; dikey çizgi gücü ve yükselişi çağırır; eğik çizgi hareketin habercisidir. Bir tarih şeridinde olayları ayıran ince bir çizgi, zamanı düzenler. Bir infografikte sütunları hizalayan çizgiler, karmaşayı disipline eder. Çizgi bazen ayırır, bazen birleştirir; en az araçla en çok anlamı kurmanın zarif yoludur.   Şekil ve form, sadeliğin lehine konuşur. Basit olan daha çabuk anlaşılır, daha uzun hatırlanır. Bir matematik kitabında karmaşık, süslü bir grafik yerine sade bir sütun diyagramı kullanıldığında öğrenci veriye odaklanır, süse değil. Karmaşık olan hayranlık uyandırabilir; fakat öğretimde hayranlıktan önce açıklık gelir. Boyut ise her zaman görecelidir. Aynı büyüklükteki iki şekilden açık renkli olanın daha büyük algılanması, zihnin algı terazisinin ne kadar hassas olduğunu gösterir. Bu küçük yanılgı bile öğrenciye önemli bir ders verir: Gördüğümüz her şey mutlak değildir.   Doku, yüzeyin sessiz dili; renk ise tasarımın nabzıdır. Coğrafya kitabındaki kabartmalı bir harita, öğrencinin yalnızca görmesine değil, adeta hissetmesine imkân tanır. Renkler ise yönlendirir: Kırmızı dikkat çeker, mavi sakinleştirir, yeşil denge hissi verir. Bir fen slaytında anahtar kavramların tek bir renk ile vurgulanması, zihne görünmez işaretler koyar. Fakat renk çoğaldıkça etki azalır; her şey bağırırsa hiçbir şey duyulmaz. Estetik, sadeliğin akrabasıdır.   Ve Gestalt’ın yasaları… Zihin, yakın olanı birlikte görür, benzer olanı bir araya toplar. Test sorularında seçeneklerin düzenli hizalanması bu yüzden önemlidir; dağınık yerleşim, sorunun zorluğunu değil, okunabilirliğin zayıflığını artırır. Eksik bırakılan bir şeklin zihinde tamamlanması, algının pasif değil, aktif bir süreç olduğunu hatırlatır. İnsan zihni düzen arar; karmaşayı değil.   Denge ve bütünlük, bu hikâyenin son cümlesidir. Simetri huzur verir, asimetri dinamizm katar; ama dengesizlik yorar. Bir afişte görsellerin tek tarafa yığılması gözde ağırlık hissi doğurur. Metin başka, görsel başka bir şey söylüyorsa anlam dağılır. “Çevre bilinci” anlatılırken doğayı çağrıştıran renkler ve görseller kullanıldığında mesaj güçlenir; uyumsuzluk ise zihinde sessiz bir çatlak oluşturur.   Öğretim materyali dediğimiz şey, aslında bir davettir: Duyulara, algıya, zihne… İyi kurgulanmış bir sayfa, bilgiyi sadece anlatmaz; onu sezdirir. Öğrenci bazen farkında bile olmadan öğrenir; çünkü tasarım, anlamayı destekleyen görünmez bir öğretmene dönüşür. Ve belki de öğrenmenin özü tam burada saklıdır: Bilgi, güzel ve yerinde sunulduğunda, insanın içinde daha uzun kalır.
Bir ders kitabının sayfaları arasında dolaşırken insan, yalnızca bilgiyle değil, bilginin nasıl sunulduğuyla da karşılaşır. Satır aralarından yükselen sessiz bir hakikat vardır: Öğrenmek, sadece zihnin değil, duyuların da işidir. İyi hazırlanmış bir materyal, bilgiyi anlatmaz sadece; onu görünür, işitilir ve hissedilir kılar.

Önce yaşantının konisine uğrarız. Öğrenmenin soyut merdivenlerinde tırmanırken kulağımıza şu fısıldanır: Ne kadar çok duyu, o kadar derin iz. Bir öğrenciye “yağmurun oluşumu”nu yalnızca tanımlarla anlatmak mümkündür; fakat kısa bir animasyon izletildiğinde buharın yükselişi, bulutun yoğunlaşması ve damlanın düşüşü zihinde canlanır. Eğer sınıfta küçük bir deneyle sıcak suyun üzerindeki buğu gösterilirse, bilgi artık sadece duyulmuş değil, yaşanmış olur. En iyi öğrendiğimiz şeyler çoğu zaman başkasından dinlediklerimiz değil, kendi dikkatimizle fark ettiklerimizdir. Somuttan soyuta, basitten karmaşığa ilerleyen o kadim yol bu yüzden pedagojinin pusulasıdır. Çocuk önce elmayla tanışır, sonra “meyve” kavramına ulaşır; önce harfleri görür, sonra anlamın kapısı aralanır.

 

Sonra tasarımın görünmez mimarisi belirir. Boşluk, bir eksiklik değil; nefes alma payıdır. Kalabalık bir sayfayı düşün: Metinler üst üste, görseller iç içe… Göz nereye konacağını bilemez. Oysa başlık ile paragraf arasına bırakılan ferah bir alan, okurun zihnine sessizce “dur, burada önemli bir şey var” der. Bir sunum slaytında tek cümlelik güçlü bir ifade, çoğu zaman on maddelik bir listeyi geride bırakır. Boşluk, anlamı görünür kılan sükûttur.

 

Çizgiler devreye girer ardından. Yatay çizgi dinginliği fısıldar; dikey çizgi gücü ve yükselişi çağırır; eğik çizgi hareketin habercisidir. Bir tarih şeridinde olayları ayıran ince bir çizgi, zamanı düzenler. Bir infografikte sütunları hizalayan çizgiler, karmaşayı disipline eder. Çizgi bazen ayırır, bazen birleştirir; en az araçla en çok anlamı kurmanın zarif yoludur.

 

Şekil ve form, sadeliğin lehine konuşur. Basit olan daha çabuk anlaşılır, daha uzun hatırlanır. Bir matematik kitabında karmaşık, süslü bir grafik yerine sade bir sütun diyagramı kullanıldığında öğrenci veriye odaklanır, süse değil. Karmaşık olan hayranlık uyandırabilir; fakat öğretimde hayranlıktan önce açıklık gelir. Boyut ise her zaman görecelidir. Aynı büyüklükteki iki şekilden açık renkli olanın daha büyük algılanması, zihnin algı terazisinin ne kadar hassas olduğunu gösterir. Bu küçük yanılgı bile öğrenciye önemli bir ders verir: Gördüğümüz her şey mutlak değildir.

 

Doku, yüzeyin sessiz dili; renk ise tasarımın nabzıdır. Coğrafya kitabındaki kabartmalı bir harita, öğrencinin yalnızca görmesine değil, adeta hissetmesine imkân tanır. Renkler ise yönlendirir: Kırmızı dikkat çeker, mavi sakinleştirir, yeşil denge hissi verir. Bir fen slaytında anahtar kavramların tek bir renk ile vurgulanması, zihne görünmez işaretler koyar. Fakat renk çoğaldıkça etki azalır; her şey bağırırsa hiçbir şey duyulmaz. Estetik, sadeliğin akrabasıdır.

 

Ve Gestalt’ın yasaları… Zihin, yakın olanı birlikte görür, benzer olanı bir araya toplar. Test sorularında seçeneklerin düzenli hizalanması bu yüzden önemlidir; dağınık yerleşim, sorunun zorluğunu değil, okunabilirliğin zayıflığını artırır. Eksik bırakılan bir şeklin zihinde tamamlanması, algının pasif değil, aktif bir süreç olduğunu hatırlatır. İnsan zihni düzen arar; karmaşayı değil.

 

Denge ve bütünlük, bu hikâyenin son cümlesidir. Simetri huzur verir, asimetri dinamizm katar; ama dengesizlik yorar. Bir afişte görsellerin tek tarafa yığılması gözde ağırlık hissi doğurur. Metin başka, görsel başka bir şey söylüyorsa anlam dağılır. “Çevre bilinci” anlatılırken doğayı çağrıştıran renkler ve görseller kullanıldığında mesaj güçlenir; uyumsuzluk ise zihinde sessiz bir çatlak oluşturur.

 

Öğretim materyali dediğimiz şey, aslında bir davettir: Duyulara, algıya, zihne… İyi kurgulanmış bir sayfa, bilgiyi sadece anlatmaz; onu sezdirir. Öğrenci bazen farkında bile olmadan öğrenir; çünkü tasarım, anlamayı destekleyen görünmez bir öğretmene dönüşür. Ve belki de öğrenmenin özü tam burada saklıdır: Bilgi, güzel ve yerinde sunulduğunda, insanın içinde daha uzun kalır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.