Uzm.Dr. Tahsin Özenmiş Yazdı: İhram: Mahşer Provasında Benlikten Soyunmak
Uzm.Dr. Tahsin Özenmiş Yazdı: İhram: Mahşer Provasında Benlikten Soyunmak
Hayat koşturmacasında üzerimize ne çok etiket yapıştırıyoruz değil mi? Unvanlarımız, markalı kıyafetlerimiz, sosyal statülerimiz ve "benim" dediğimiz mülklerimiz... Ruhumuzun etrafına ördüğümüz bu kalın zırhlar, bizi asıl cevherimizden uzaklaştırıyor.
İşte Hac ve Umre yolculuğunun ilk ve en sarsıcı durağı olan İhram, tam bu noktada imdadımıza yetişiyor; bize gerçekte kim olduğumuzu hatırlatıyor. Kelime manasıyla "haram kılmak" demek olan ihram, aslında kişinin normalde helal olan bazı fiilleri kendine yasaklayarak geçici olan her şeyden el çekmesi ve bir disiplin iklimine girmesidir.
Teknik bir tabirle ifade edersek; erkeklerin büründüğü o beyaz iki parça bezden alttakine izar, üsttekine ise rida denir. Ancak bu örtü, sadece bedeni saran bir kumaş değil, ruhu saran bir niyet zırhıdır. O beyaz kumaşa büründüğünüz an, dünyaya ait ne varsa geride kalır; artık ne bir makam sahibi ne bir servet ehli ne de bir sıfattır insan. Allah katında herkesin eşitlendiği o "mutlak sıfır" noktasına, yani bir nevi mahşer meydanına yürür gibi yürürsünüz.
İhramlıyken bir otu koparmanın, bir kuşu ürkütmenin dahi yasaklanması, sıradan bir kural değil, muazzam bir "zararsızlık" ve "merhamet" eğitimidir. Efendimiz (sav) şöyle buyurur: "Müslüman, dilinden ve elinden insanların selamette olduğu kişidir." (Buhari) İhramlı kişi, bu kutsi elbisenin içinde sadece insana değil, taşa, kuşa ve çiçeğe karşı da bir "selamet" abidesi haline gelir. Sahabe Efendilerimizin ihramdayken gösterdiği o titizlik, "Acaba bir gönül kırar mıyım, bir canlıyı incitir miyim?" endişesi, aslında bize gerçek kulluğun "incitmemek ve incinmemek" üzerine kurulu olduğunu öğretir.
Bakara Suresi 197. ayette Rabbimiz, hac süresince çirkin sözden, günahtan ve kavgadan uzak durmayı emrederken aslında bizi nefsimizin o hırçın dalgalarından kurtarıp sakin bir limana davet etmektedir. Buradaki yasaklar, ruhu daraltan zincirler değil, aksine insanı dünyevi tutkulardan azat eden birer hürriyet anahtarıdır.
İhramın o sade,basit ve rozetsiz yalınlığı, insanın iç dünyasındaki büyük put olan "benlik" duygusunu yerle bir eder. O bembeyaz örtünün içine girdiğinizde, artık renginiz, ırkınız ve lisanınızın bir önemi kalmaz; sadece kalbinizin rengi ve niyetinizin samimiyeti konuşur. Bu, bir nevi "ölmeden önce ölme" provasıdır; kabre nasıl giriyorsak, Beytullah’ın huzuruna da öyle, üryan ve tertemiz bir ruhla çıkma gayretidir.
Bu bilinçle ihrama giren bir mü'min, sadece elbiselerini değil, ruhuna yük teşkil eden bütün manevi kir ve pasları da söküp atmaya azmeder. Dünyalık kaygılar, geçim dertleri, kırgınlıklar ve hasetler v.s o beyaz kumaşın deryasında eriyip gider.
İnsan, "telbiye" getirerek yani "Lebbeyk! Buyur Allah'ım buyur!" diyerek attığı her adımda, aslında kendi içine, özüne doğru hicret eder. Bu yolculuk, dışarıdan içeriye, bedenden kalbe yapılan mukaddes bir seferdir.
Sonuç olarak ihrama girmek, bedeni bir şekle sokmak değil, kalbi bir kıvama erdirmektir. O bembeyaz sede ve basit elbiseye büründüğümüzde kendimize şu sözü veririz: "Ya Rabbi! Üzerimdeki bu geçici unvanları, dünya yüklerini ve gönül ağırlıklarımı burada bırakıyorum. Huzuruna sadece 'kul' olarak, her şeyden soyunmuş ama Sen'in rahmetine bürünmüş olarak geldim."
Eğer bu derinlikle o mikat sınırından içeri girilirse, ihram ruhun prangalarından kurtulduğu, vuslata açılan en geniş kapı olur. İhramın her anı, bir tevbe secdesi, her yasak bir irade sınavı ve her telbiye kalbi bir diriliştir.
Hasıl-ı kelam; ihrama girmek bedeni bir şekle sokmak değil, kalbi bir kıvama erdirmektir. O bembeyaz, ayrı ayrı tek parcadan oluşan örtüye büründüğümüzde aslında dünyaya 'hoşça kal', ukbaya ise 'merhaba' deriz. Bu yolculuk, kişinin kendi nefsinden Allah’a kaçışıdır. Eğer o mukaddes sınırda sadece kıyafetlerimizi değil, kibrimizi, hırslarımızı ve bizi ağırlaştıran tüm dünyalık bağlarımızı da bırakabilirsek, işte o zaman ihram bizi gerçek hürriyete kavuşturur. Unutmayalım ki; Kâbe’ye varan bedendir, Beytullah’ın Sahibine varan ise ancak benliğinden soyunmuş bir gönüldür. Rabbim cümlemize o beyaz kanatlarla vuslata uçmayı, o tertemiz sayfayla dirilmeyi ve Kendi huzurunda 'lebbeyk' nidasıyla ebedi huzuru bulmayı nasip eylesin Amin.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

