MEHMET SÖNERCAN
Köşe Yazarı
MEHMET SÖNERCAN
 

Geleceğimiz Eriyor, Peki Biz Neden Donup Kalıyoruz?

Son zamanlarda içinizde tarif edemediğiniz bir sıkıntı, geleceğe dair garip bir çaresizlik hissi var mı? Televizyonu açıyorsunuz; bir yerde yangın, diğer yerde kuraklık, öbür tarafta hiç mevsimi değilken patlayan fırtınalar... Dünyanın dengesi bozuldukça, bizim de ruhumuzun dengesi kaçıyor. Artık hepimiz şunun farkındayız: İklim krizi sadece kutup ayılarını ya da ormanları ilgilendiren "çevresel" bir sorun değil. Bu, doğrudan bizim, en çok da gençlerimizin ruh sağlığını vuran bir kriz. Peki, nasıl oluyor da bu gidişat karşısında bazılarımız öfkeyle harekete geçip bir şeyler yapmaya çalışırken, bazılarımız parmağını bile kıpırdatamayacak kadar büyük bir umutsuzluğa kapılıyor? Uzmanlar buna "eko-paralize" yani bir nevi "iklim felci" diyor. Korkudan ne yapacağını bilemeyip donup kalma hali. Beynimizin "Ayı" Testi Aslında insan beyni tehlikeler karşısında bizi korumak için tasarlanmıştır. Eskiden ormanda karşımıza bir ayı çıktığında beyin hemen alarm verir; ya savaşır ya da kaçardık. Buradaki kaygı sağlıklıdır, bizi hayatta tutar. Ama iklim krizi aniden karşımıza çıkan bir ayı değil ki... Yıllara yayılan, her gün haberlerde ve sosyal medyada karşımıza çıkan, ucu bucağı görünmeyen devasa bir tehdit. Beynimiz çok uzun süre bu korkuyla yaşayınca bir süre sonra havlu atıyor. "Ne yaparsam yapayım bu koca dünyayı kurtaramam" demeye başlıyor. İşte psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen o tehlikeli virüs tam bu anda zihnimize giriyor. Kaygı, sağlıklı bir uyarı olmaktan çıkıp bizi yatağa mahkûm eden bir umutsuzluğa dönüşüyor. Özellikle gençler arasında bu durum çok yaygın. Hayatının henüz başında olan bir gencin, "Zaten gelecekte yaşanabilir bir dünya kalmayacak, o zaman neden ders çalışayım, neden hayal kurayım?" diye düşünmesinden daha büyük bir adaletsizlik olabilir mi? Aklın Gördüğü Tehlike, Kalbin Taşıdığı Sorumluluk İnsan yalnızca akıldan ibaret değildir; kalbi de vardır. Akıl bize tehlikeyi gösterir, kalp ise o tehlike karşısında neden ayakta kalmamız gerektiğini hatırlatır. İslam medeniyeti yeryüzüne sadece üzerinde yaşanacak bir mekân olarak bakmadı. İnsan, kendisine emanet edilen bu dünyanın koruyucusu olarak görüldü. Toprağa, suya, ağaca ve canlılara karşı sorumluluk hissi bunun bir parçasıydı. Çünkü denge bozulduğunda yalnız tabiat değil, insanın iç dünyası da yara alır. Bugün yaşadığımız iklim krizini sadece bilimsel verilerle değil, ahlaki bir mesele olarak da düşünmek gerekiyor. Çünkü israfın, ölçüsüz tüketimin ve sınırsız hırsın bedelini artık hepimiz ödüyoruz. Doğaya verdiğimiz zarar, dönüp dolaşıp ruhumuza da dokunuyor. Dünyayı Tek Başınıza Kurtaramazsınız Peki bu felçten, bu donakalma hissinden nasıl kurtulacağız? İklim krizini konuşurken çoğu zaman gözümüz büyük şirketlere, devletlere ya da uluslararası zirvelere çevriliyor. Elbette onların sorumluluğu büyük. Ama bazen günlük hayatta yaptığımız küçük ihmalleri görmezden geliyoruz. Arabamızın camından attığımız bir izmarit, yol kenarına bıraktığımız bir plastik şişe, ihtiyacımız olmadığı halde tükettiğimiz onlarca ürün... Bunların her biri tek başına önemsiz gibi görünse de milyonlarca insan aynı şeyi yaptığında ortaya devasa bir yük çıkıyor. Belki de bugün birbirimizi suçlamaktan çok birbirimizi uyarmaya ihtiyacımız var. Çünkü çevre bilinci sadece büyük projelerle değil, küçük alışkanlıklarla da başlar. Yere attığımız bir çöp, aslında çocuklarımıza bıraktığımız bir izdir. Koruduğumuz her ağaç, tasarruf ettiğimiz her damla su ve vazgeçtiğimiz her gereksiz tüketim ise geleceğe yazılmış bir umut mektubudur. Bu dünyayı atalarımızdan miras almadık; çocuklarımızdan ödünç aldık. İşte tam bu noktada formül basit ama etkili: Yükü hafifletmek. Eğer sırtınıza tüm dünyanın yükünü bindirip "Hadi küresel ısınmayı tek başına durdur" derseniz, altında ezilirsiniz. Dünyayı tek başınıza kurtaramazsınız. Zaten bu sizin sorumluluğunuz da değil. Ama kendi hayatınızda, kendi kapınızın önünde yapabileceğiniz küçük şeyler var. Plastik kullanımını azaltmak, suyu tasarruflu harcamak, yerel bir çevre grubuna katılmak ya da sadece bu derdi paylaşan insanlarla bir araya gelip konuşmak... Bunlar size küçük gelebilir ama beynimize şu harika sinyali gönderir: "Bak, tamamen çaresiz değilsin. Hâlâ yapabileceğin bir şeyler var." Çünkü umut, büyük zaferlerden önce küçük adımlarla başlar. Kaygılanmak kötü bir şey değil dostlar; bu sizin dünyaya karşı hâlâ duyarlı bir kalbiniz olduğunu gösterir. Önemli olan o kaygının bizi bitirmesine izin vermemek. Devasa bir dalgayı tek başımıza durduramayabiliriz. Ama aklımızı kaybetmeden, kalbimizi de taşlaştırmadan yanımızdakinin elini tutabilirsek, o dalganın üzerinde birlikte kalabiliriz. Belki de bugün insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey, korkunun değil sorumluluğun, umutsuzluğun değil umudun etrafında yeniden buluşabilmesidir.
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2026 -Pazar

Geleceğimiz Eriyor, Peki Biz Neden Donup Kalıyoruz?

Son zamanlarda içinizde tarif edemediğiniz bir sıkıntı, geleceğe dair garip bir çaresizlik hissi var mı? Televizyonu açıyorsunuz; bir yerde yangın, diğer yerde kuraklık, öbür tarafta hiç mevsimi değilken patlayan fırtınalar... Dünyanın dengesi bozuldukça, bizim de ruhumuzun dengesi kaçıyor.

Artık hepimiz şunun farkındayız: İklim krizi sadece kutup ayılarını ya da ormanları ilgilendiren "çevresel" bir sorun değil. Bu, doğrudan bizim, en çok da gençlerimizin ruh sağlığını vuran bir kriz.
Peki, nasıl oluyor da bu gidişat karşısında bazılarımız öfkeyle harekete geçip bir şeyler yapmaya çalışırken, bazılarımız parmağını bile kıpırdatamayacak kadar büyük bir umutsuzluğa kapılıyor? Uzmanlar buna "eko-paralize" yani bir nevi "iklim felci" diyor. Korkudan ne yapacağını bilemeyip donup kalma hali.

Beynimizin "Ayı" Testi

Aslında insan beyni tehlikeler karşısında bizi korumak için tasarlanmıştır. Eskiden ormanda karşımıza bir ayı çıktığında beyin hemen alarm verir; ya savaşır ya da kaçardık. Buradaki kaygı sağlıklıdır, bizi hayatta tutar.

Ama iklim krizi aniden karşımıza çıkan bir ayı değil ki... Yıllara yayılan, her gün haberlerde ve sosyal medyada karşımıza çıkan, ucu bucağı görünmeyen devasa bir tehdit. Beynimiz çok uzun süre bu korkuyla yaşayınca bir süre sonra havlu atıyor. "Ne yaparsam yapayım bu koca dünyayı kurtaramam" demeye başlıyor. İşte psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen o tehlikeli virüs tam bu anda zihnimize giriyor. Kaygı, sağlıklı bir uyarı olmaktan çıkıp bizi yatağa mahkûm eden bir umutsuzluğa dönüşüyor.

Özellikle gençler arasında bu durum çok yaygın. Hayatının henüz başında olan bir gencin, "Zaten gelecekte yaşanabilir bir dünya kalmayacak, o zaman neden ders çalışayım, neden hayal kurayım?" diye düşünmesinden daha büyük bir adaletsizlik olabilir mi?

Aklın Gördüğü Tehlike, Kalbin Taşıdığı Sorumluluk

İnsan yalnızca akıldan ibaret değildir; kalbi de vardır. Akıl bize tehlikeyi gösterir, kalp ise o tehlike karşısında neden ayakta kalmamız gerektiğini hatırlatır.

İslam medeniyeti yeryüzüne sadece üzerinde yaşanacak bir mekân olarak bakmadı. İnsan, kendisine emanet edilen bu dünyanın koruyucusu olarak görüldü. Toprağa, suya, ağaca ve canlılara karşı sorumluluk hissi bunun bir parçasıydı. Çünkü denge bozulduğunda yalnız tabiat değil, insanın iç dünyası da yara alır.

Bugün yaşadığımız iklim krizini sadece bilimsel verilerle değil, ahlaki bir mesele olarak da düşünmek gerekiyor. Çünkü israfın, ölçüsüz tüketimin ve sınırsız hırsın bedelini artık hepimiz ödüyoruz. Doğaya verdiğimiz zarar, dönüp dolaşıp ruhumuza da dokunuyor.

Dünyayı Tek Başınıza Kurtaramazsınız

Peki bu felçten, bu donakalma hissinden nasıl kurtulacağız?

İklim krizini konuşurken çoğu zaman gözümüz büyük şirketlere, devletlere ya da uluslararası zirvelere çevriliyor. Elbette onların sorumluluğu büyük. Ama bazen günlük hayatta yaptığımız küçük ihmalleri görmezden geliyoruz. Arabamızın camından attığımız bir izmarit, yol kenarına bıraktığımız bir plastik şişe, ihtiyacımız olmadığı halde tükettiğimiz onlarca ürün... Bunların her biri tek başına önemsiz gibi görünse de milyonlarca insan aynı şeyi yaptığında ortaya devasa bir yük çıkıyor.

Belki de bugün birbirimizi suçlamaktan çok birbirimizi uyarmaya ihtiyacımız var. Çünkü çevre bilinci sadece büyük projelerle değil, küçük alışkanlıklarla da başlar. Yere attığımız bir çöp, aslında çocuklarımıza bıraktığımız bir izdir. Koruduğumuz her ağaç, tasarruf ettiğimiz her damla su ve vazgeçtiğimiz her gereksiz tüketim ise geleceğe yazılmış bir umut mektubudur. Bu dünyayı atalarımızdan miras almadık; çocuklarımızdan ödünç aldık.

İşte tam bu noktada formül basit ama etkili: Yükü hafifletmek.

Eğer sırtınıza tüm dünyanın yükünü bindirip "Hadi küresel ısınmayı tek başına durdur" derseniz, altında ezilirsiniz. Dünyayı tek başınıza kurtaramazsınız. Zaten bu sizin sorumluluğunuz da değil. Ama kendi hayatınızda, kendi kapınızın önünde yapabileceğiniz küçük şeyler var.
Plastik kullanımını azaltmak, suyu tasarruflu harcamak, yerel bir çevre grubuna katılmak ya da sadece bu derdi paylaşan insanlarla bir araya gelip konuşmak... Bunlar size küçük gelebilir ama beynimize şu harika sinyali gönderir:
"Bak, tamamen çaresiz değilsin. Hâlâ yapabileceğin bir şeyler var."
Çünkü umut, büyük zaferlerden önce küçük adımlarla başlar.

Kaygılanmak kötü bir şey değil dostlar; bu sizin dünyaya karşı hâlâ duyarlı bir kalbiniz olduğunu gösterir. Önemli olan o kaygının bizi bitirmesine izin vermemek.

Devasa bir dalgayı tek başımıza durduramayabiliriz. Ama aklımızı kaybetmeden, kalbimizi de taşlaştırmadan yanımızdakinin elini tutabilirsek, o dalganın üzerinde birlikte kalabiliriz.

Belki de bugün insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey, korkunun değil sorumluluğun, umutsuzluğun değil umudun etrafında yeniden buluşabilmesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.