Bugün vitrinler her zamankinden daha parlak, şehirler her zamankinden daha kalabalık... Fakat ne garip; dışarıdaki gürültü arttıkça, içimizdeki o kadim boşluk da sanki bir o kadar derinleşiyor. Teknolojinin hızıyla dünyayı avucumuzun içine sığdırdık belki ama ruhumuzun o ince menzilinden sanki biraz uzaklaştık. Her şey çok hızlandı, evet; ancak insanın kendine varışı, o içsel yolculuğu sanki biraz gecikti.
Yüzyıllardır gökyüzünün altında fısıldanan o nahif soru, bugün hâlâ kalbimizin kapısını çalıyor: İnsan neden kaybeder? Belki de cevap sandığımız kadar uzaklarda değil; bizzat kendi içimizde, sakince keşfedilmeyi bekliyor.
Bilginin Yükü mü, Hikmetin Işığı mı?
Kaybetmek, belki de bilgiyi sadece "taşınacak bir yük" sanmakla başlıyor. Zihnimiz bilgilerle dolup taşarken kalbimiz susuz kalıyorsa, o bilgi bize sadece ağırlık verir. Bugün hepimiz çok şey "biliyoruz" ama ne kadarını "anlıyoruz"?
Kıymetli Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin o zarif uyarısını hatırlayalım: “Zihinleri bilgiyle doldurmak kâfi değildir; mühim olan kalbi o bilgiyle terbiye etmektir.”
Günümüzde bir veri denizinin içinde yüzüyoruz ama bazen o koca denizde susuz kalıyoruz. Bilgi, kalbin süzgecinden geçip bir "hikmete" dönüşmediği sürece sadece zihnimize yüklediğimiz bir yorgunluktan ibaret kalıyor. Hocaefendi’nin ifadesiyle gerçek ilim, bizi "marifetullah"a, yani Rabbimizi tanımaya götüren bir rehber olmalı. Eğer öğrendiklerimiz bizi daha mütevazı kılmıyor, aksine başkalarına karşı gönül kapılarımızı kapatıyorsa; o bilgi bir ışık değil, kalbi karartan ince bir perdeye dönüşmüş demektir. Bilginin satırlardan çıkıp sadra (gönle) inmesi, hayatımızda bir nezakete dönüşmesi ne büyük bir kazançtır... Çünkü biliyoruz ki; meyvesi olmayan ağaç sadece bir odun, amele dönüşmeyen bilgi ise sadece yorgunluktur.
Nefsin Aynası ve Kibrin Sessizliği
Dış dünyayı tanımaya çalışırken bazen kendi iç dünyamızı ihmal edebiliyoruz. Oysa en büyük ve en güzel savaş, insanın kendi nefsiyle verdiği o sessiz mücadeledir. Kendi kusurlarımıza şefkatle bakabildiğimizde, başkalarının hatalarını büyütmekten vazgeçeriz. Kendimizi temize çıkarmak yerine kalbimizi arındırmaya başladığımızda, vicdanımızın sesi de yeniden duyulur hale gelir.
Kibir, ruhun en sinsi misafiridir. İnsanı kendi gözünde devleştirirken, hakikat karşısında ne yazık ki mahzun bırakır. Kaybetmek, çoğu zaman maddi bir eksilme değil; kalbin yavaş yavaş katılaşmasıdır.
Dünya: Kalpte Değil, Elde Tutulacak Bir Durak
Hayat bir yolculuk, dünya ise bu yolculukta soluklandığımız bir durak... Ancak bazen bu durakta o kadar çok yerleşiyoruz ki, asıl menzilimizi unutuveriyoruz. Dünya, sımsıkı tutulacak bir yer değil, zarafetle geçilecek bir köprüdür. Kalbe yerleşen her dünyalık, ruhu ağırlaştırıp aşağıya çeker.
Sahip olduklarımız bize değil, biz onlara bağlandığımızda özgürlüğümüzden bir parça feda ederiz. Oysa insan dünyayı elinde tutmalı; ama onu kalbine almamalıdır.
Samimiyetin Güzelliği: Azalmak ve Özleşmek
Neden bazen huzuru uzaklarda arıyoruz? Belki de yaptığımız her güzel işin görünmesini, alkışlanmasını beklediğimiz içindir. Samimiyet azaldıkça gösterişin gürültüsü artıyor. Oysa gerçek başarı, başkalarından üstün olmak değil; kendi özüne sadık kalabilmektir. Riya, iyiliğin üzerine düşen bir gölge gibidir; gölge büyüdükçe asıl güzellik görünmez olur.
Kazanmak, sanıldığı gibi biriktirmekle değil, bazen sadeleşmekle başlar. Fazlalıkları attıkça özümüze yaklaşır, hafifleriz. Bugün kendimize şu sessiz soruları sormaya ne dersiniz?
"Bugün ne kazandım?" yerine, "Neyi bırakabildim?"
"Hangi yükümden kurtulup hafifledim?"
"Hangi maskemi indirip kendim oldum?"
Çünkü insan eksildikçe güzelleşir, hafifledikçe hakikate daha çok yaklaşır.
Bir Gönül Duası:
Allah’ım, kalbimizi sadece bildiklerimizle değil, o bilgilerin hakkını vermekle zengin eyle. Bize kibirden arınmış duru bir akıl, riya bulaşmamış samimi bir amel ve hırstan uzak bir gönül nasip et. Dünyayı elimizde tutmayı ama onu asla kalbimize almamayı bizlere öğret. Bizi kendimize yabancılaştırma; nefsimizin karanlıklarında kaybolmaktan bizleri muhafaza eyle. Hakikati gören, hisseden ve onunla huzur bulanlardan eyle.
Âmin.