Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Mehmet Yusuf Yıldız
Köşe Yazarı
Mehmet Yusuf Yıldız
 

GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ-II

Necmettin Şahiner'in Gaziantep'in Yok Edilen Camileri isimli eserinden yola çıkarak şekillendirdiğimiz yazımızın bu ikinci sayısında yine aynı eserden ilham alarak bilgi, belge ve hikâyeleri sizlerle paylaşma gayreti içindeyiz. Camilerin ve mescitlerin kapatılması, satılması, kiralanması, yok edilmesi sadece sözlü bir ifadeye dayanmıyordu. Nitekim bu husus hakkında hususi bir kanun çıkarılmış ve bu kanun dâhilinde hareket edilerek cami ve mescitler yok edilmiştir. Söz konusu cami mescit ve mabetler hakkındaki kanun şu şekildedir: "Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki cevami ve mesacidin tasnifi ve kadrolarının tespiti hakkındaki 8 Kanunusani 1928 tarih ve 6061 numaralı talimatnameyi muadil talimatname." Bu maddeyi daha anlaşılır kılmak adına Tahsin Öz'ün İstanbul Camileri isimli eserinin 1. cildinin ön sözündeki ifadeleri dikkate şayandır: "Cami ve mescitlerin kadro harici bırakılması: 1928 yılında verilen hatalı bir kararla mimari ve tarihî hüviyetleri bile göz önünde tutulmaksızın yakın bir mesafede bulunan veya cemaati mahdut olan bir hayli camii ve mescit bütçede tasarruf mülahazasıyla kadro harici bırakılmış olduğundan vazifesiz ve bakımsız kalan bu mabetler kiraya verilmiş ve hatta bazıları satılmış, bir kısmı da fuzuli işgale uğrayarak perişan olmuştur." Türkiye Diyanet Vakfı Eminönü Şubesinin 1987'de neşrettiği Eminönü Camileri isimli eserin takdim yazısını yazan Prof. Dr. Semavi Eyice ise bu konuyla ilgili şu ifadeleri dile getirmektedir: "İstanbul cami ve mescitlerine en büyük darbeyi vuran 1928 tarihinde yayınlanan 6061 sayılı kararname olmuştur. Buna göre yapıların tarihî, mimari ve estetik değerleri hiç hesaba katılmaksızın birçoğunun kadro dışı bırakılmalarına yol açmış, böylece boş kalan pek çok cami ve mescit harap olmuş, satılmış, kiraya verilmiş ve yıkılarak arsaları özel mülkiyete geçmiştir. Kararnamede, sanat değeri olan yapıların ayrı tutulmaları yolunda maddeler olmasına rağmen, bu kadar ince düşünülmemiştir." Aynı kitabın ön sözünde dikkati çeken bir diğer husus ise sadece Eminönü ilçesindeki cami ve mescitlerin sayısı hakkındaki ifadelerdir. Buna göre harap olmuş ve kaybolmuş cami ve mescitlerin sayısı 113 adet olarak belirtilmektedir. Zira bu rakam kesinlikle azımsanacak bir miktar değildir. Söz konusu bu kanunda 20 madde yer almaktadır. Bu maddelerin özellikle 3 ve 8. kısımlarında mabetlerin arasının 500 metre olması gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre iki cami veya iki mescidin arasının 500 metre olması zikredilmekte ve aradaki yapıların yıkılarak ya da satılarak yok edilmesi planlanmaktadır. Bu kanunsuz kanuna Türk edebiyatının kudretli şair ve yazarları da sessiz kalmamış yer yer eserlerinde bu konuya temas etmişlerdir. Bunlara, Yahya Kemal'in Ezansız Semtler, Halide Edip Adıvar'ın Harab Mabetler, Ömer Seyfettin'in Gizli Mabed, Rıza Tevfik'in Harap Mabet isimli eserlerini örnek vermek mümkündür. Konumuzun daha iyi anlaşılmasına yönelik dile getirdiğimiz bu genel bilgilerin ardından Gaziantep'te başlattığımız yolculuğumuza devam edelim: HARAB MESCİD Gaziler beldesinde zamanın hoyratlığına ve insanların ihmalkârlığına kurban edilen mabetlerden biri de ne yazık ki Harap Mescid idi. Eyüboğlu Camii'nin yaklaşık yüz metre ilerisinde bulunan ve bugün adını yalnızca bulunduğu sokağa miras bırakabilen bu mescit, Harap Mescid Sokağı'na ismini vermişti. Esasen yapılan araştırmalar göstermektedir ki Gaziantep'teki birçok sokak ve cadde, adını bir zamanlar çevresinde yükselen camilerden, mescitlerden ve medreselerden almaktadır. Bu bakımdan, her ne kadar o mübarek yapılar ortadan kaldırılmış olsa da isimleri sokaklarda yaşamaya devam etmekte; geçmişin izlerini günümüze taşıyarak bizleri onların varlığından haberdar etmektedir.   Necmettin Şahiner'in yaptığı araştırmalara göre, Gaziantep'te yok edilen camilerin önemli bir kısmının hikâyesinde Babi Şükrü isimli varlıklı bir şahıs karşımıza çıkmaktadır. Harap Mescid de bu akıbetten kurtulamamış; Babi Şükrü tarafından satın alınarak yıktırılmış ve yerine bir ev inşa edilmiştir. KÜÇÜK TABAKHANE CAMİİ ŞERİFİ Yok edilen mabetler arasında yer alan Küçük Tabakhane Camii Şerifi de aynı hazin kaderi paylaşmıştır. Bu mübarek mabedin bazı varlıklı aileler tarafından satın alındığı ve zamanla iş yeri hâline getirildiği bilinmektedir. Camii Şerif'in son imamı Şakir Zengin, müezzini ise Abdullah Zengin idi. Bu ailenin torunlarından Bilal Zengin, yıkılan caminin ardından duyduğu derin hüznü mısralara dökmüş ve bu kaybın acısını dile getiren bir şiir kaleme almıştır. Böylece mabedin hatırası, taşlarından geriye bir şey kalmasa da gönüllerde ve satırlarda yaşamaya devam etmiştir.. GANBERZADE MESCİDİ Gaziantep'in Tabakhane semtinde, Münif Paşa Ortaokulu'na oldukça yakın bir noktada, Deli Koyun Sokağı'nın başlarında yer alan Ganberzade Mescidi de bugün yalnızca hatıralarda yaşayan yapılardan biridir. Bu mescit, 1925 yılında satılmış; ardından yıktırılarak yerine bir ev yapılmıştır. Mescidin banisi Ganberzade Hacı Ahmet Efendi'dir. Bu hayır sahibi zat, bugün Saçaklı Kabristanı'nda medfundur. Tıpkı diğer bazı kaybolan mabetlerde olduğu gibi, Ganberzade Mescidi hakkında da günümüze ulaşan bir şiir bulunmaktadır. Bu şiir, geçmişe duyulan özlemin ve kaybedilen manevî mirasın sessiz fakat derin bir nişanesi olarak varlığını sürdürmektedir. AHİ BABA CAMİSİ Tabakhane Köprüsü'nün karşısında yer alan Emin Dede Çıkmazı'nın bulunduğu mevkide, bir zamanlar Ahi Baba Camisi yükselmekteydi. Asırlar boyunca bu mabedin yaşaması için gayret gösteren ailenin mensuplarından İbrahim Hakkı Ahi, camiyi yaptıran aileye ait şecereleri ayrıntılarıyla sıralamaktadır. Muhtemeldir ki, atalarından yadigâr bu mabedin ortadan kaldırılmasının verdiği derin kederi bir nebze olsun hafifletebilmek için, İbrahim Hakkı Ahi'nin muhterem annesi Şakire Ahi Hanımefendi anlamlı bir hayırda bulunmuştur. Tren istasyonu tarafında inşa edilen yeni Ahi Baba Camisi'nin arsasını bağışlayarak ecdadının ruhunu şâd etmeye çalışmış, böylece kaybolan bir mabedin hatırasını yeni bir ibadet mekânında yaşatmıştır. EMİN DEDE TÜRBE VE MESCİDİ Emin Dede Türbesi, Emin Dede Mahallesi'nde bulunan Emin Dede Çıkmazı'nın doğu tarafında yer almaktaydı. Aynı mevkide, Emin Dede adıyla anılan bir mescit ile bir medrese de bulunuyordu. Ne var ki zamanla harap düşen, bakımsızlığa terk edilen bu yapılar, sonunda satılarak ortadan kaldırılmıştır. Böylece bir türbe, bir mescit ve bir medreseden oluşan manevî bir külliye, şehrin hafızasından silinmeye yüz tutmuştur. Ancak isimleri ve haklarında nakledilen hatıralar, Gaziantep'in kaybolan kültür ve medeniyet mirasının sessiz şahitleri olarak yaşamaya devam etmektedir. KEYVAN BEY MESCİDİ Bu mescit 1933'te bir gece vakti yıkılıp yok edilmişti. Hatta imam ve müezzin sabah namazı için mabede gittiklerinde camiyi ve minaresini yıkık vaziyette bulmuşlardı. Maarif Kavşağı'ndaki köşede bulunan bu mescidin yerinde şu anda aynı ismi taşıyan bir kafe ve iş merkezi yer almaktadır. KESİKBAŞ MESCİDİ Şamlıoğlu Sokağı, Pekmezci Çıkmazı’nda yer alan bu mescit de yok edilmiştir. Şahinler'in ifadesine göre mescidin yerinde bir mağaza bulunmakta ve bu mescidin mihrabında ürünler sergilenmektedir.
Ekleme Tarihi: 27 Haziran 2026 -Cumartesi

GAZİANTEP’İN YOK EDİLEN CAMİLERİ-II

Necmettin Şahiner'in Gaziantep'in Yok Edilen Camileri isimli eserinden yola çıkarak şekillendirdiğimiz yazımızın bu ikinci sayısında yine aynı eserden ilham alarak bilgi, belge ve hikâyeleri sizlerle paylaşma gayreti içindeyiz. Camilerin ve mescitlerin kapatılması, satılması, kiralanması, yok edilmesi sadece sözlü bir ifadeye dayanmıyordu. Nitekim bu husus hakkında hususi bir kanun çıkarılmış ve bu kanun dâhilinde hareket edilerek cami ve mescitler yok edilmiştir. Söz konusu cami mescit ve mabetler hakkındaki kanun şu şekildedir:

"Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki cevami ve mesacidin tasnifi ve kadrolarının tespiti hakkındaki 8 Kanunusani 1928 tarih ve 6061 numaralı talimatnameyi muadil talimatname."

Bu maddeyi daha anlaşılır kılmak adına Tahsin Öz'ün İstanbul Camileri isimli eserinin 1. cildinin ön sözündeki ifadeleri dikkate şayandır:

"Cami ve mescitlerin kadro harici bırakılması: 1928 yılında verilen hatalı bir kararla mimari ve tarihî hüviyetleri bile göz önünde tutulmaksızın yakın bir mesafede bulunan veya cemaati mahdut olan bir hayli camii ve mescit bütçede tasarruf mülahazasıyla kadro harici bırakılmış olduğundan vazifesiz ve bakımsız kalan bu mabetler kiraya verilmiş ve hatta bazıları satılmış, bir kısmı da fuzuli işgale uğrayarak perişan olmuştur."

Türkiye Diyanet Vakfı Eminönü Şubesinin 1987'de neşrettiği Eminönü Camileri isimli eserin takdim yazısını yazan Prof. Dr. Semavi Eyice ise bu konuyla ilgili şu ifadeleri dile getirmektedir:

"İstanbul cami ve mescitlerine en büyük darbeyi vuran 1928 tarihinde yayınlanan 6061 sayılı kararname olmuştur. Buna göre yapıların tarihî, mimari ve estetik değerleri hiç hesaba katılmaksızın birçoğunun kadro dışı bırakılmalarına yol açmış, böylece boş kalan pek çok cami ve mescit harap olmuş, satılmış, kiraya verilmiş ve yıkılarak arsaları özel mülkiyete geçmiştir. Kararnamede, sanat değeri olan yapıların ayrı tutulmaları yolunda maddeler olmasına rağmen, bu kadar ince düşünülmemiştir."

Aynı kitabın ön sözünde dikkati çeken bir diğer husus ise sadece Eminönü ilçesindeki cami ve mescitlerin sayısı hakkındaki ifadelerdir. Buna göre harap olmuş ve kaybolmuş cami ve mescitlerin sayısı 113 adet olarak belirtilmektedir. Zira bu rakam kesinlikle azımsanacak bir miktar değildir. Söz konusu bu kanunda 20 madde yer almaktadır. Bu maddelerin özellikle 3 ve 8. kısımlarında mabetlerin arasının 500 metre olması gerektiği ifade edilmektedir. Buna göre iki cami veya iki mescidin arasının 500 metre olması zikredilmekte ve aradaki yapıların yıkılarak ya da satılarak yok edilmesi planlanmaktadır. Bu kanunsuz kanuna Türk edebiyatının kudretli şair ve yazarları da sessiz kalmamış yer yer eserlerinde bu konuya temas etmişlerdir. Bunlara, Yahya Kemal'in Ezansız Semtler, Halide Edip Adıvar'ın Harab Mabetler, Ömer Seyfettin'in Gizli Mabed, Rıza Tevfik'in Harap Mabet isimli eserlerini örnek vermek mümkündür.

Konumuzun daha iyi anlaşılmasına yönelik dile getirdiğimiz bu genel bilgilerin ardından Gaziantep'te başlattığımız yolculuğumuza devam edelim:

HARAB MESCİD

Gaziler beldesinde zamanın hoyratlığına ve insanların ihmalkârlığına kurban edilen mabetlerden biri de ne yazık ki Harap Mescid idi. Eyüboğlu Camii'nin yaklaşık yüz metre ilerisinde bulunan ve bugün adını yalnızca bulunduğu sokağa miras bırakabilen bu mescit, Harap Mescid Sokağı'na ismini vermişti. Esasen yapılan araştırmalar göstermektedir ki Gaziantep'teki birçok sokak ve cadde, adını bir zamanlar çevresinde yükselen camilerden, mescitlerden ve medreselerden almaktadır. Bu bakımdan, her ne kadar o mübarek yapılar ortadan kaldırılmış olsa da isimleri sokaklarda yaşamaya devam etmekte; geçmişin izlerini günümüze taşıyarak bizleri onların varlığından haberdar etmektedir.

 

Necmettin Şahiner'in yaptığı araştırmalara göre, Gaziantep'te yok edilen camilerin önemli bir kısmının hikâyesinde Babi Şükrü isimli varlıklı bir şahıs karşımıza çıkmaktadır. Harap Mescid de bu akıbetten kurtulamamış; Babi Şükrü tarafından satın alınarak yıktırılmış ve yerine bir ev inşa edilmiştir.

KÜÇÜK TABAKHANE CAMİİ ŞERİFİ

Yok edilen mabetler arasında yer alan Küçük Tabakhane Camii Şerifi de aynı hazin kaderi paylaşmıştır. Bu mübarek mabedin bazı varlıklı aileler tarafından satın alındığı ve zamanla iş yeri hâline getirildiği bilinmektedir.

Camii Şerif'in son imamı Şakir Zengin, müezzini ise Abdullah Zengin idi. Bu ailenin torunlarından Bilal Zengin, yıkılan caminin ardından duyduğu derin hüznü mısralara dökmüş ve bu kaybın acısını dile getiren bir şiir kaleme almıştır. Böylece mabedin hatırası, taşlarından geriye bir şey kalmasa da gönüllerde ve satırlarda yaşamaya devam etmiştir..

GANBERZADE MESCİDİ

Gaziantep'in Tabakhane semtinde, Münif Paşa Ortaokulu'na oldukça yakın bir noktada, Deli Koyun Sokağı'nın başlarında yer alan Ganberzade Mescidi de bugün yalnızca hatıralarda yaşayan yapılardan biridir.

Bu mescit, 1925 yılında satılmış; ardından yıktırılarak yerine bir ev yapılmıştır. Mescidin banisi Ganberzade Hacı Ahmet Efendi'dir. Bu hayır sahibi zat, bugün Saçaklı Kabristanı'nda medfundur. Tıpkı diğer bazı kaybolan mabetlerde olduğu gibi, Ganberzade Mescidi hakkında da günümüze ulaşan bir şiir bulunmaktadır. Bu şiir, geçmişe duyulan özlemin ve kaybedilen manevî mirasın sessiz fakat derin bir nişanesi olarak varlığını sürdürmektedir.

AHİ BABA CAMİSİ

Tabakhane Köprüsü'nün karşısında yer alan Emin Dede Çıkmazı'nın bulunduğu mevkide, bir zamanlar Ahi Baba Camisi yükselmekteydi. Asırlar boyunca bu mabedin yaşaması için gayret gösteren ailenin mensuplarından İbrahim Hakkı Ahi, camiyi yaptıran aileye ait şecereleri ayrıntılarıyla sıralamaktadır.

Muhtemeldir ki, atalarından yadigâr bu mabedin ortadan kaldırılmasının verdiği derin kederi bir nebze olsun hafifletebilmek için, İbrahim Hakkı Ahi'nin muhterem annesi Şakire Ahi Hanımefendi anlamlı bir hayırda bulunmuştur. Tren istasyonu tarafında inşa edilen yeni Ahi Baba Camisi'nin arsasını bağışlayarak ecdadının ruhunu şâd etmeye çalışmış, böylece kaybolan bir mabedin hatırasını yeni bir ibadet mekânında yaşatmıştır.

EMİN DEDE TÜRBE VE MESCİDİ

Emin Dede Türbesi, Emin Dede Mahallesi'nde bulunan Emin Dede Çıkmazı'nın doğu tarafında yer almaktaydı. Aynı mevkide, Emin Dede adıyla anılan bir mescit ile bir medrese de bulunuyordu.

Ne var ki zamanla harap düşen, bakımsızlığa terk edilen bu yapılar, sonunda satılarak ortadan kaldırılmıştır. Böylece bir türbe, bir mescit ve bir medreseden oluşan manevî bir külliye, şehrin hafızasından silinmeye yüz tutmuştur. Ancak isimleri ve haklarında nakledilen hatıralar, Gaziantep'in kaybolan kültür ve medeniyet mirasının sessiz şahitleri olarak yaşamaya devam etmektedir.

KEYVAN BEY MESCİDİ

Bu mescit 1933'te bir gece vakti yıkılıp yok edilmişti. Hatta imam ve müezzin sabah namazı için mabede gittiklerinde camiyi ve minaresini yıkık vaziyette bulmuşlardı. Maarif Kavşağı'ndaki köşede bulunan bu mescidin yerinde şu anda aynı ismi taşıyan bir kafe ve iş merkezi yer almaktadır.

KESİKBAŞ MESCİDİ

Şamlıoğlu Sokağı, Pekmezci Çıkmazı’nda yer alan bu mescit de yok edilmiştir. Şahinler'in ifadesine göre mescidin yerinde bir mağaza bulunmakta ve bu mescidin mihrabında ürünler sergilenmektedir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.