Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
Köşe Yazarı
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
 

Bir Meyve Ne Söyler? Akledenler İçin Hurma ve Üzüm

“Bir hurma tanesi, koca bir kâinatın suskun kalmış hakikatini fısıldar; bir üzüm salkımı, tesadüf masallarını susturur.” İnsan, çoğu zaman en sıradan görülen şeylerin arkasındaki en büyük hakikatleri göremez. Gözünün önündeki nimete alışır; alıştıkça da onun ardındaki kudreti görmez olur. Sofrada duran bir meyve, artık yalnızca bir tat, bir alışkanlık, bir tüketim nesnesi haline gelir. Oysa akıl ve göz, sadece bakmak için değil; ibret almak için verilmiştir. Ve bazen kâinatın en büyük sırları, en küçük ve en tanıdık şeylerin içine gizlenir. Hurma ve üzüm… Çarşıda, pazarda, mutfakta her gün karşılaştığımız iki meyve. Göremeyenler için Ne bir mucize beklentisi uyandırırlar, ne de ilk bakışta insanı sarsacak bir ihtişam sergilerler. Fakat Kur’an, bakışı bu iki meyveye çevirirken, aslında insan aklını derin tefekküre davet eder. Çünkü mesele, meyvenin kendisi değil; meyvenin arkasındaki fiildir. O fiil ise rastgeleliğe, kör kuvvetlere ve başıboş sebeplere sığmayacak kadar ölçülü, hikmetli ve kuşatıcıdır. Düşünelim: Susuz kumlarda, kuru topraklarda yükselen bir ağaç; içinde şeker, bal ve hayat taşıyan meyveler üretmektedir. Ne toprağın şeker bilgisi vardır, ne kumun tat verme kabiliyeti… Buna rağmen her bir hurma tanesi, her bir üzüm tanesi, şaşmaz bir ölçüyle, kusursuz bir düzenle ve tekrar tekrar aynı sanatla vücuda gelir. Bu tekrar, tesadüfün değil; iradenin imzasıdır. Bu düzen, kör kuvvetlerin değil; hikmet sahibi bir kudretin mührüdür. İşte bu yazı, hurma ve üzüm üzerinden yalnızca bir tabiat gözlemi yapma denemesi değildir. Bu yazı, “alışılmış bakış” ile “akleden bakış” arasındaki farkı hatırlatma çabasıdır. Çünkü aklını kullananlar için, bazen bir üzüm salkımı; koca kâinatı açıklamaya yeter. "وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ    Bu âyet, nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip der ki: Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir âyet, bir delil ve bir hüccet vardır." Evet, bu iki meyve hem gıda ve kut hem fakihe ve yemiş hem çok lezzetli taamların menşeleri olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu ağaçlar, o derece bir mu'cize-i kudret ve bir hârika-i hikmettir ve öyle bir helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurup makinesi ve o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve dikkatli bir sanattırlar ki zerre kadar aklı bulunan bir adam "Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan zat olabilir." demeye mecburdur. Çünkü mesela, bu gözümüz önünde bir parmak kadar asmanın üzüm çubuğunda yirmi salkım var ve her salkımda şekerli şurup tulumbacıklarından yüzer tane var. Ve her tanenin yüzüne incecik ve güzel ve latîf ve renkli bir mahfazayı giydirmek ve nazik ve yumuşak kalbinde, kuvve-i hâfızası ve programı ve tarihçe-i hayatı hükmünde olan sert kabuklu, ceviz içli çekirdekleri koymak ve karnında cennet helvası gibi bir tatlıyı ve âb-ı kevser gibi bir balı yapmak ve bütün zemin yüzünde, hadsiz emsalinde aynı dikkat, aynı hikmet, aynı hârika-i sanatı, aynı zamanda, aynı tarzda yaratmak, elbette bedahetle gösterir ki bu işi yapan; bütün kâinatın Hâlık'ıdır ve nihayetsiz bir kudreti ve hadsiz bir hikmeti iktiza eden şu fiil ancak onun fiilidir.    Evet, bu çok hassas mizana ve çok maharetli sanata ve çok hikmetli intizama, kör ve serseri ve intizamsız ve şuursuz ve hedefsiz ve istilacı ve karıştırıcı olan kuvvetler ve tabiatlar ve sebepler karışamazlar, ellerini uzatamazlar. Yalnız, mef'uliyette ve kabulde ve perdedarlıkta, emr-i Rabbanî ile istihdam olunuyorlar." (Şualar) Bu metin, Kur’an’ın hurma ve üzümü nazara vermesinin hikmetini açıklar: En sıradan görünen iki meyve bile, dikkatle bakıldığında tevhidin apaçık bir deliline dönüşür. Susuz kumda ve kuru toprakta yetişen bu ağaçların, sayısız tanede aynı ölçü, aynı düzen ve aynı hikmetle şekerli gıdalar üretmesi; her tanenin yüzüne ince bir zar giydirilmesi,  ve içine programı hükmünde olan çekirdeğin yerleştirilmesi, kör ve şuursuz sebeplerle açıklanamaz. Bu kusursuz denge, ince sanat ve bütün zemin yüzünde hadsiz örneklerinde tekrar eden mükemmeliyet, ancak tüm kâinatı yaratan, ilmi ve kudreti sonsuz bir Zât’ın fiili olabilir. Tabiat ve sebepler ise sadece İlâhî emrin perdeleri ve vasıtalarıdır. Bu gerçeği görebilen için hurma ve üzüm, sessiz ama sarsıcı bir tevhid şahididir. Belki de insanın en büyük yanılgısı, hakikati uzaklarda aramasıdır. Oysa kudret, bazen bir hurma tanesinin liflerine; hikmet, bir üzüm salkımının dengeli dizilişine saklanır. Bakar geçersek yalnız meyve görürüz; akledersek fiili, faili ve maksadı okuruz. Ve aklını susturmayanlar için, bir meyve sofrası bile tevhidin en berrak dersliğine dönüşebilir.
Ekleme Tarihi: 23 Aralık 2025 -Salı

Bir Meyve Ne Söyler? Akledenler İçin Hurma ve Üzüm

“Bir hurma tanesi, koca bir kâinatın suskun kalmış hakikatini fısıldar; bir üzüm salkımı, tesadüf masallarını susturur.”

İnsan, çoğu zaman en sıradan görülen şeylerin arkasındaki en büyük hakikatleri göremez. Gözünün önündeki nimete alışır; alıştıkça da onun ardındaki kudreti görmez olur. Sofrada duran bir meyve, artık yalnızca bir tat, bir alışkanlık, bir tüketim nesnesi haline gelir. Oysa akıl ve göz, sadece bakmak için değil; ibret almak için verilmiştir. Ve bazen kâinatın en büyük sırları, en küçük ve en tanıdık şeylerin içine gizlenir.

Hurma ve üzüm… Çarşıda, pazarda, mutfakta her gün karşılaştığımız iki meyve. Göremeyenler için Ne bir mucize beklentisi uyandırırlar, ne de ilk bakışta insanı sarsacak bir ihtişam sergilerler. Fakat Kur’an, bakışı bu iki meyveye çevirirken, aslında insan aklını derin tefekküre davet eder. Çünkü mesele, meyvenin kendisi değil; meyvenin arkasındaki fiildir. O fiil ise rastgeleliğe, kör kuvvetlere ve başıboş sebeplere sığmayacak kadar ölçülü, hikmetli ve kuşatıcıdır.

Düşünelim: Susuz kumlarda, kuru topraklarda yükselen bir ağaç; içinde şeker, bal ve hayat taşıyan meyveler üretmektedir. Ne toprağın şeker bilgisi vardır, ne kumun tat verme kabiliyeti… Buna rağmen her bir hurma tanesi, her bir üzüm tanesi, şaşmaz bir ölçüyle, kusursuz bir düzenle ve tekrar tekrar aynı sanatla vücuda gelir. Bu tekrar, tesadüfün değil; iradenin imzasıdır. Bu düzen, kör kuvvetlerin değil; hikmet sahibi bir kudretin mührüdür.

İşte bu yazı, hurma ve üzüm üzerinden yalnızca bir tabiat gözlemi yapma denemesi değildir. Bu yazı, “alışılmış bakış” ile “akleden bakış” arasındaki farkı hatırlatma çabasıdır. Çünkü aklını kullananlar için, bazen bir üzüm salkımı; koca kâinatı açıklamaya yeter.

"وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
   Bu âyet, nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip der ki: Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir âyet, bir delil ve bir hüccet vardır." Evet, bu iki meyve hem gıda ve kut hem fakihe ve yemiş hem çok lezzetli taamların menşeleri olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu ağaçlar, o derece bir mu'cize-i kudret ve bir hârika-i hikmettir ve öyle bir helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurup makinesi ve o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve dikkatli bir sanattırlar ki zerre kadar aklı bulunan bir adam "Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan zat olabilir." demeye mecburdur. Çünkü mesela, bu gözümüz önünde bir parmak kadar asmanın üzüm çubuğunda yirmi salkım var ve her salkımda şekerli şurup tulumbacıklarından yüzer tane var. Ve her tanenin yüzüne incecik ve güzel ve latîf ve renkli bir mahfazayı giydirmek ve nazik ve yumuşak kalbinde, kuvve-i hâfızası ve programı ve tarihçe-i hayatı hükmünde olan sert kabuklu, ceviz içli çekirdekleri koymak ve karnında cennet helvası gibi bir tatlıyı ve âb-ı kevser gibi bir balı yapmak ve bütün zemin yüzünde, hadsiz emsalinde aynı dikkat, aynı hikmet, aynı hârika-i sanatı, aynı zamanda, aynı tarzda yaratmak, elbette bedahetle gösterir ki bu işi yapan; bütün kâinatın Hâlık'ıdır ve nihayetsiz bir kudreti ve hadsiz bir hikmeti iktiza eden şu fiil ancak onun fiilidir.
   Evet, bu çok hassas mizana ve çok maharetli sanata ve çok hikmetli intizama, kör ve serseri ve intizamsız ve şuursuz ve hedefsiz ve istilacı ve karıştırıcı olan kuvvetler ve tabiatlar ve sebepler karışamazlar, ellerini uzatamazlar. Yalnız, mef'uliyette ve kabulde ve perdedarlıkta, emr-i Rabbanî ile istihdam olunuyorlar."
(Şualar)

Bu metin, Kur’an’ın hurma ve üzümü nazara vermesinin hikmetini açıklar: En sıradan görünen iki meyve bile, dikkatle bakıldığında tevhidin apaçık bir deliline dönüşür. Susuz kumda ve kuru toprakta yetişen bu ağaçların, sayısız tanede aynı ölçü, aynı düzen ve aynı hikmetle şekerli gıdalar üretmesi; her tanenin yüzüne ince bir zar giydirilmesi,  ve içine programı hükmünde olan çekirdeğin yerleştirilmesi, kör ve şuursuz sebeplerle açıklanamaz. Bu kusursuz denge, ince sanat ve bütün zemin yüzünde hadsiz örneklerinde tekrar eden mükemmeliyet, ancak tüm kâinatı yaratan, ilmi ve kudreti sonsuz bir Zât’ın fiili olabilir. Tabiat ve sebepler ise sadece İlâhî emrin perdeleri ve vasıtalarıdır. Bu gerçeği görebilen için hurma ve üzüm, sessiz ama sarsıcı bir tevhid şahididir.

Belki de insanın en büyük yanılgısı, hakikati uzaklarda aramasıdır. Oysa kudret, bazen bir hurma tanesinin liflerine; hikmet, bir üzüm salkımının dengeli dizilişine saklanır. Bakar geçersek yalnız meyve görürüz; akledersek fiili, faili ve maksadı okuruz. Ve aklını susturmayanlar için, bir meyve sofrası bile tevhidin en berrak dersliğine dönüşebilir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.