“Bir milletin geleceği, sınav sonuçlarıyla değil; şahsiyet inşa eden ve vicdanlı nesiller yetiştiren bir eğitimle yazılır.”
Bazen bir ülkenin geleceği, büyük projelerle değil; küçük ama doğru bir hatırlayışla başlar. İnsanın kalbine dokunan, çocuğun dünyasına sızan, sınıfın iklimini değiştiren bir hatırlayışla… “Maarifin Kalbinde Ramazan” uygulaması bana tam olarak bunu düşündürüyor: Geç kalınmış olabilir; ama isabetli ve doğru bir yönde atılmış bir adım.
Çünkü eğitim dediğimiz şey, yalnızca bilgi aktarmak değildir. Bilgi aktarımı, işin görünen yüzüdür; ölçülür, sınanır, karnelere yazılır. Ama eğitimin görünmeyen yüzü vardır: çocuğun kalbinde oluşan dünya tasavvuru. Kendine, ailesine, toplumuna, hayata nasıl baktığı… Merhameti ne kadar taşıdığı, adaleti ne kadar anladığı, paylaşmayı ne kadar içselleştirdiği… İşte bu taraf, çoğu zaman notla ölçülemez; ama bir milletin istikametini asıl bu taraf belirler.
Ramazan ise tam da bu görünmeyen alana seslenen bir mevsimdir. Ramazan’ın asıl gücü, açlığın fiziğinden değil; açlığın terbiyesinden gelir. İnsan, gün boyu yalnızca yemeyi bırakmaz; aynı zamanda alışkanlıklarına, aceleciliğine, hoyratlığına, öfkesine de “dur” demeyi öğrenir. Bir çocuğun bu iklimi “takvim bilgisi” olarak değil de “yaşanmış bir deneyim” olarak tanıması, eğitim adına kıymetli bir kazanımdır.
O yüzden okulların koridorlarında Ramazan’ın konuşulması, basit bir etkinlik gündemi değildir. Bu, eğitim dediğimiz yapının içine kalbi yeniden çağırmaktır. Çünkü modern zamanın en büyük yanılgılarından biri şudur: İnsanı yalnızca “başaran bir zihin” olarak görmek. Her şeyi performansa bağlamak. Çocuğu sınav sonuçlarına, puanlara, derecelere indirgemek. Böyle bir bakış, çalışkan bireyler üretebilir; ama vicdanı güçlü insanlar üretmekte zorlanır. Oysa toplumların asıl ihtiyacı, sadece hızlı düşünen zihinler değil; doğru düşünen, doğru hisseden, doğru davranan kalplerdir.
Bugün dünyanın bir ucunda teknoloji zirveye tırmanırken, diğer ucunda insanlık değerleri düşüş yaşayabiliyor. Bu çelişkiyi açıklayan tek şey, bilginin artması değil; hikmetin azalmasıdır. Bilmek çoğalırken, “ne için” sorusu zayıfladığında; akıl büyürken kalp ihmal edildiğinde, ortaya garip bir boşluk çıkar: Çok şey bilen ama az şey hisseden bir insan tipi… Ramazan’ın eğitime kattığı en değerli taraf, bu boşluğu fark ettirmesidir.
“Maarifin Kalbinde Ramazan” uygulaması bu yüzden anlamlıdır. Çünkü çocuklarımızın kalbinde “değer” dediğimiz şeyi yeniden görünür kılar. Paylaşma duygusunu “ödev” değil, “alışkanlık” haline getirecek bir iklim kurar. Sabır kavramını bir cümle olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürür. Şükür duygusunu, yalnızca “söylenen” değil, “hissedilen” bir yere taşır. Ve belki de en önemlisi; çocuklara, hayatın sadece alma değil, verme tarafı da olduğunu hatırlatır.
Elbette burada hassas bir denge de vardır: Böyle bir çalışmanın özü, gösteriş değil; anlamdır. Ramazan’ın ruhu, vitrine değil; kalbe hitap eder. O yüzden bu tür uygulamalar, sloganla değil; samimiyetle güçlenir. Şekle boğulduğunda etkisi azalır; manaya yaslandığında ise kalıcı olur. Bir çocuğun zihninde kalan asıl şey, bir afişin rengi değil; bir öğretmenin merhameti, bir arkadaşının paylaşması, bir etkinliğin içtenliği olur.
Bu uygulama “gecikmiş ama yerinde” derken kastım da bu: Uzun zamandır eğitimde konuştuğumuz pek çok şey vardı; değerler eğitimi, karakter gelişimi, sosyal duyarlılık… Fakat bazen bu başlıklar, konuşuldukça hafifler; yaşanmadıkça soyutlaşır. Ramazan ise soyutu somut yapan bir mevsimdir. Okulu bir “bilgi alanı” olmaktan çıkarıp, aynı zamanda bir “değer iklimi” haline getirebilecek güçlü bir fırsattır.
Ve burada asıl mesele, bunun bir defalık bir çalışma olarak kalmamasıdır. Bir toplumda iyi olan şeyler, süreklilik kazandığında kültüre dönüşür. Bugün Ramazan ikliminde başlayan bir bilinç, yıl boyu devam eden bir değer çizgisine dönüşebilirse; o zaman gerçek etki ortaya çıkar. Çünkü çocuklar yalnızca anlatılanı değil, tekrar edileni öğrenir. Tek seferlik coşku değil; istikrarlı bir eğitim dili inşa edildiğinde, nesillerin karakteri şekillenir.
Bu sebeple “Maarifin Kalbinde Ramazan” uygulamasına teşekkür etmek, sadece bir nezaket cümlesi değildir; aynı zamanda bir istikamet çağrısıdır. Eğitimde kalbin yeniden merkeze alınması, bugün için bir güzellik; yarın için bir zorunluluktur. Zira bilgiyle büyüyen ama merhametle büyümeyen nesiller, güç üretebilir; fakat huzur üretemez. Başarı üretebilir; fakat güven üretemez. Büyük şehirler kurabilir; ama büyük insanlık kurmakta zorlanır.
Bugün çocuklarımızın kalbinde Ramazan’ın sesi daha fazla duyuluyorsa, bu umut vericidir. Çünkü bir milletin geleceği, yalnızca sınıfın içinde öğretilen formüllerle değil; sınıfın içinde yaşatılan değerlerle yazılır. Ve bazen en büyük yenilik, en köklü hatırlayıştır.
Bu vesileyle emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekiyor. Daha da önemlisi: Bu çizginin artarak devam etmesini temenni etmek gerekiyor. Kalbi diri, vicdanı açık, merhameti güçlü, tahkiki imanı elde etmiş, ahiret inancını benimsemiş , haşirde yaptığı herşeyin hesabını verecek şuuruna erişmis, Kur'an ve Sünnet ile terbiye olmuş bir nesil; bu ülkenin en büyük sermayesidir. Eğitim, bunu hedeflediği ölçüde gerçek “MAARİF” olur.