Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
Köşe Yazarı
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
 

Milli Mücadele Kahramanı, Gönüllü Alay Kumandanı, Kafkas Cephesi Fatihi: BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ

Birinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinde, Doğu Cephesi’nde yalnızca ordular değil; imanıyla, ilmiyle ve cesaretiyle öne çıkan gönüllü kahramanlar da vardı. İşte Bedîüzzaman Said Nursî, o kahramanlardan biridir. Hem bir İslam âlimi hem bir gönüllü alay kumandanı olarak Kafkas Cephesi’nde gösterdiği eşsiz gayret, yalnız dönemin komutanlarının değil, tarihin de dikkatini çeken bir fedakarlık destanıdır. Savaşın başlamasıyla birlikte Bedîüzzaman, talebeleriyle gönüllü bir alay oluşturur. Enver Paşa’nın ve cephe kumandanlarının takdir ettiği bir cihad hizmetine girişir. Rus ilerleyişi karşısında Van’ın tahliyesi gündeme geldiğinde bile, bu toprakları yalnız bir coğrafya olarak değil, bir emanet olarak görür. Van düşerken, Vali Cevdet Bey’in ısrarıyla Vastan’a çekilir; fakat halkı düşmana bırakmayı kabul etmez. Vastan üzerine hücum eden bir alay Kazak süvarisine karşı yanında sadece otuz-kırk asker ve bir grup talebesi vardır. Buna rağmen geri adım atmaz; geceleri yüksek bir tepeye hücum eder gibi çıkarak Kazaklara büyük bir kuvvet geliyor hissini verir. Bu askerî manevra ile hem saldırıyı durdurur hem de Vastan’ın istiladan kurtulmasını sağlar. Bu çetin harp ortamında bile Bedîüzzaman’ın eli silah, dili tefsirden ayrılmaz.  Talebesi Molla Habib'e  İşaratü’l-İ’caz tefsirinin büyük bir kısmını, bazen avcı hattında, bazen at üzerinde, bazen siperde yazdırır. Kur’an tefsirinin satırlarına barut kokusu karışırken, ilim ile cihadın nasıl iç içe geçtiğine şahit olunur. Molla Habib ise İran cephesinde önemli bir muhabere vazifesini bitirdikten sonra Vastan’da şehit düşer. Bu dönemde bölgede Ermeni fedai çeteleri de masum halkı hedef almaktadır. Böyle bir ortamda Bedîüzzaman’ın merhameti ve savaş ahlâkı öne çıkar. Bulunduğu bölgeye sığınmış binlerce Ermeni çocuğu vardır. O, Müslüman askerlere kesin bir emir verir: “Bu çocuklara dokunmayacaksınız.” Daha sonra çocukların ailelerine teslim edilmesini sağlar. Bu davranış, Ermeni fedai reislerinde derin bir etki bırakır. “Molla Said bizim çocukları kesmedi; biz de Müslüman çocuklarını öldürmeyeceğiz.” diyerek bir daha çocuklara dokunmamaya söz verirler. Böylece binlerce masumun hayatı, savaşın ortasında bile kaybolmayan bir ahlâk ve insanlık duruşu sayesinde kurtulur. Savaşın daha da şiddetlendiği günlerde Ruslar Van ve Muş’u işgal ederek Bitlis’e yönelir. Bitlis Valisi Memduh Bey ve kumandan Kel Ali, ellerindeki bir tabur asker ve iki bin gönüllüyle geri çekilmek zorunda olduklarını söylerler. Bedîüzzaman ise, halkın malının ve canının düşman eline geçeceğini, bu nedenle dört-beş gün daha savunmanın gerekli olduğunu belirtir. Kumandanlar ona kritik bir görev verir: Muş’un sukut etmesi dolayısıyla  askerlerin kaçırmaya çalıştığı otuz topu  ele geçirmek. Bedîüzzaman bu teklif üzerine tereddüt etmez: “Ya ölürüm ya o topları getiririm.” Gece üç yüz gönüllüyle yola çıkar. Rus Kazak kumandanına abartılı bir istihbarat ulaşır: “Molla Said üç bin kişiyle ve Musa Bey bin adamla topları kurtarmaya geliyor.” Rus kumandanı korkar ve ilerlemeyi durdurur. Bu sayede Bedîüzzaman, topları birer ikişer gönüllülere dağıtır ve Bitlis’e ulaştırır; son topu ise üç adamıyla birlikte bizzat ele geçirir. Bu toplar sayesinde Bitlis üç-dört gün daha dayanır; bütün halk ve mallar güvenli şekilde tahliye edilir. Bir şehrin akıbeti, birkaç yüz gönüllünün cesareti ve bir âlimin kararlılığıyla şekillenir. Bedîüzzaman savaş boyunca ön safta bulunur. Sipere girmeyip avcı hattında atını koşturur, gönüllülere cesaret verir. Ancak bir an gelir ki, iç muhasebesi devreye girer: “Şehit olursam bu görünür halim ihlasıma zarar verir mi?” diyerek hemen geri döner. Dört mermi bedenine isabet eder; biri hançerini, biri tütün tabakasını delip geçer. Buna rağmen geri çekilmez: “Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek!” diyerek hem cesaretini hem tevekkülünü ortaya koyar. Bitlis’in düşmesiyle Bediüzzaman ve talebeleri geride kalır. Sabah düşmanla göğüs göğüse çarpışırlar; birçok talebesi şehit olur.  Bediüzzaman ise üç sıra Rus askerini yararak geçer ve üç talebesiyle birlikte su üzerinde sığınak niteliğinde bir yere çekilir. Hem yaralı hem ayağı kırık halde otuz üç saat çamur içinde beklerken, yukarıdaki  Rus askerleri dolaşmasına rağmen sükûnetini kaybetmez. Beraberindeki arkadaşlarına teselli vererek der:  “Karşımıza çoklukla düşman geldiği zaman silahlarımızı kullanacağız, kendimizi ucuza satmayacağız; bir-iki düşmana kurşun atmayacağız.”  Nihayet Ruslar onları bulup esir ederler. Van, Celfa, Tiflis, Kiloğrif ve Kosturma üzerinden esir kampına sevk edilirler. O günlerin meşhur fedai tipi Ermeni çeteleridir; o kadar ketumdurlar ki, kömür üstüne yüzleri tutulup gözleri patlama derecesine gelse dahi sır vermezler diye anlatılır. Buna rağmen Ruslar, “Bedîüzzaman’ın gönüllüleri, Ermeni fedailerinin de fevkindedir; bizim Kazaklarımızı imhada daha muvaffak olmuşlardır.” diyerek, Müslüman gönüllülerin cesaretini itiraf ederler Üsera kampında yaşanan bir hadise, onun yalnız cephede değil, esaret altında da iman izzetini nasıl koruduğunu gösterir. Rus Başkumandanı Nikola Nikolaviç teftişe geldiğinde Bedîüzzaman selam vermez ve ayağa kalkmaz. “Beni tanımadı herhalde” diyen kumandana, “Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.” cevabını verir. “Öyleyse hakaret ediyorsunuz!” denildiğinde şu tarihi cümleyi söyler: “İmanlı bir kimse, Allah’ı tanımayan bir kimseden üstündür; ben sana kıyam etmem.” Bu söz üzerine idama hükmedilir. Arkadaşlarının “özür dile” ısrarını reddeder: “Bu idam kararı benim ebedî âleme pasaportumdur.” İnfazdan önce namaz kılar; tam o sırada kumandan gelir, onun mukaddesatına bağlılığını görür ve özür dileyerek idam hükmünü kaldırır. Yaklaşık iki buçuk yıl süren Sibirya esaretinde Bedîüzzaman boş durmaz; kendisiyle beraber esarette bulunan subaylara ilmî ve dinî dersler verir. Bir Rus kumandanı, derslerin siyasi olduğunu düşünerek engellemek ister ama derslerin tamamen dinî ve ahlâkî olduğunu anlayınca izin verir. Bedîüzzaman daha sonra firar ederek Petersburg ve Varşova üzerinden (Rumi1334) 1918 senesinde  İstanbul’a döner. Birinci Dünya Savaşı boyunca gösterdiği cesaret ve fedakarlık, devlet tarafından Harp Madalyası ile taltif edilir. Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun yalnız bir âlim değil; cephede cesaretiyle, masumları koruyan ahlâkıyla, esarette dahi boyun eğmeyen izzetiyle bir “millî mücadele kahramanı” olduğunu görmek gerekir. Kafkas Cephesi’nin gönüllü kumandanı Said Nursî, bu milletin tarihinde hem kalemiyle hem kılıcıyla yer etmiş nadir şahsiyetlerden biridir. Bugün “Millî Mücadele kahramanı” denildiğinde akla gelen isimler listesine, Kafkas Cephesi’nin bu gönüllü alay kumandanını eklemek, hem tarihe hem de vicdana karşı bir borçtur. Zira onun hayatında, vatan savunması ile mazlumu koruma, cesaret ile merhamet, silah ile kalem, askerî deha ile imanî izzet aynı çizgide buluşur.
Ekleme Tarihi: 07 Aralık 2025 -Pazar

Milli Mücadele Kahramanı, Gönüllü Alay Kumandanı, Kafkas Cephesi Fatihi: BEDÎÜZZAMAN SAİD NURSÎ

Birinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinde, Doğu Cephesi’nde yalnızca ordular değil; imanıyla, ilmiyle ve cesaretiyle öne çıkan gönüllü kahramanlar da vardı. İşte Bedîüzzaman Said Nursî, o kahramanlardan biridir. Hem bir İslam âlimi hem bir gönüllü alay kumandanı olarak Kafkas Cephesi’nde gösterdiği eşsiz gayret, yalnız dönemin komutanlarının değil, tarihin de dikkatini çeken bir fedakarlık destanıdır.

Savaşın başlamasıyla birlikte Bedîüzzaman, talebeleriyle gönüllü bir alay oluşturur. Enver Paşa’nın ve cephe kumandanlarının takdir ettiği bir cihad hizmetine girişir. Rus ilerleyişi karşısında Van’ın tahliyesi gündeme geldiğinde bile, bu toprakları yalnız bir coğrafya olarak değil, bir emanet olarak görür. Van düşerken, Vali Cevdet Bey’in ısrarıyla Vastan’a çekilir; fakat halkı düşmana bırakmayı kabul etmez. Vastan üzerine hücum eden bir alay Kazak süvarisine karşı yanında sadece otuz-kırk asker ve bir grup talebesi vardır. Buna rağmen geri adım atmaz; geceleri yüksek bir tepeye hücum eder gibi çıkarak Kazaklara büyük bir kuvvet geliyor hissini verir. Bu askerî manevra ile hem saldırıyı durdurur hem de Vastan’ın istiladan kurtulmasını sağlar.

Bu çetin harp ortamında bile Bedîüzzaman’ın eli silah, dili tefsirden ayrılmaz.  Talebesi Molla Habib'e  İşaratü’l-İ’caz tefsirinin büyük bir kısmını, bazen avcı hattında, bazen at üzerinde, bazen siperde yazdırır. Kur’an tefsirinin satırlarına barut kokusu karışırken, ilim ile cihadın nasıl iç içe geçtiğine şahit olunur. Molla Habib ise İran cephesinde önemli bir muhabere vazifesini bitirdikten sonra Vastan’da şehit düşer.

Bu dönemde bölgede Ermeni fedai çeteleri de masum halkı hedef almaktadır. Böyle bir ortamda Bedîüzzaman’ın merhameti ve savaş ahlâkı öne çıkar. Bulunduğu bölgeye sığınmış binlerce Ermeni çocuğu vardır. O, Müslüman askerlere kesin bir emir verir: “Bu çocuklara dokunmayacaksınız.” Daha sonra çocukların ailelerine teslim edilmesini sağlar. Bu davranış, Ermeni fedai reislerinde derin bir etki bırakır. “Molla Said bizim çocukları kesmedi; biz de Müslüman çocuklarını öldürmeyeceğiz.” diyerek bir daha çocuklara dokunmamaya söz verirler. Böylece binlerce masumun hayatı, savaşın ortasında bile kaybolmayan bir ahlâk ve insanlık duruşu sayesinde kurtulur.

Savaşın daha da şiddetlendiği günlerde Ruslar Van ve Muş’u işgal ederek Bitlis’e yönelir. Bitlis Valisi Memduh Bey ve kumandan Kel Ali, ellerindeki bir tabur asker ve iki bin gönüllüyle geri çekilmek zorunda olduklarını söylerler. Bedîüzzaman ise, halkın malının ve canının düşman eline geçeceğini, bu nedenle dört-beş gün daha savunmanın gerekli olduğunu belirtir. Kumandanlar ona kritik bir görev verir: Muş’un sukut etmesi dolayısıyla  askerlerin kaçırmaya çalıştığı otuz topu  ele geçirmek. Bedîüzzaman bu teklif üzerine tereddüt etmez: “Ya ölürüm ya o topları getiririm.”

Gece üç yüz gönüllüyle yola çıkar. Rus Kazak kumandanına abartılı bir istihbarat ulaşır: “Molla Said üç bin kişiyle ve Musa Bey bin adamla topları kurtarmaya geliyor.” Rus kumandanı korkar ve ilerlemeyi durdurur. Bu sayede Bedîüzzaman, topları birer ikişer gönüllülere dağıtır ve Bitlis’e ulaştırır; son topu ise üç adamıyla birlikte bizzat ele geçirir. Bu toplar sayesinde Bitlis üç-dört gün daha dayanır; bütün halk ve mallar güvenli şekilde tahliye edilir. Bir şehrin akıbeti, birkaç yüz gönüllünün cesareti ve bir âlimin kararlılığıyla şekillenir.

Bedîüzzaman savaş boyunca ön safta bulunur. Sipere girmeyip avcı hattında atını koşturur, gönüllülere cesaret verir. Ancak bir an gelir ki, iç muhasebesi devreye girer: “Şehit olursam bu görünür halim ihlasıma zarar verir mi?” diyerek hemen geri döner. Dört mermi bedenine isabet eder; biri hançerini, biri tütün tabakasını delip geçer. Buna rağmen geri çekilmez: “Bu kâfirlerin güllesi beni öldürmeyecek!” diyerek hem cesaretini hem tevekkülünü ortaya koyar.

Bitlis’in düşmesiyle Bediüzzaman ve talebeleri geride kalır. Sabah düşmanla göğüs göğüse çarpışırlar; birçok talebesi şehit olur.  Bediüzzaman ise üç sıra Rus askerini yararak geçer ve üç talebesiyle birlikte su üzerinde sığınak niteliğinde bir yere çekilir. Hem yaralı hem ayağı kırık halde otuz üç saat çamur içinde beklerken, yukarıdaki  Rus askerleri dolaşmasına rağmen sükûnetini kaybetmez. Beraberindeki arkadaşlarına teselli vererek der:  “Karşımıza çoklukla düşman geldiği zaman silahlarımızı kullanacağız, kendimizi ucuza satmayacağız; bir-iki düşmana kurşun atmayacağız.” 

Nihayet Ruslar onları bulup esir ederler. Van, Celfa, Tiflis, Kiloğrif ve Kosturma üzerinden esir kampına sevk edilirler. O günlerin meşhur fedai tipi Ermeni çeteleridir; o kadar ketumdurlar ki, kömür üstüne yüzleri tutulup gözleri patlama derecesine gelse dahi sır vermezler diye anlatılır. Buna rağmen Ruslar, “Bedîüzzaman’ın gönüllüleri, Ermeni fedailerinin de fevkindedir; bizim Kazaklarımızı imhada daha muvaffak olmuşlardır.” diyerek, Müslüman gönüllülerin cesaretini itiraf ederler

Üsera kampında yaşanan bir hadise, onun yalnız cephede değil, esaret altında da iman izzetini nasıl koruduğunu gösterir. Rus Başkumandanı Nikola Nikolaviç teftişe geldiğinde Bedîüzzaman selam vermez ve ayağa kalkmaz. “Beni tanımadı herhalde” diyen kumandana, “Tanıyorum, Nikola Nikolaviç’tir.” cevabını verir. “Öyleyse hakaret ediyorsunuz!” denildiğinde şu tarihi cümleyi söyler:
“İmanlı bir kimse, Allah’ı tanımayan bir kimseden üstündür; ben sana kıyam etmem.”
Bu söz üzerine idama hükmedilir. Arkadaşlarının “özür dile” ısrarını reddeder: “Bu idam kararı benim ebedî âleme pasaportumdur.” İnfazdan önce namaz kılar; tam o sırada kumandan gelir, onun mukaddesatına bağlılığını görür ve özür dileyerek idam hükmünü kaldırır.

Yaklaşık iki buçuk yıl süren Sibirya esaretinde Bedîüzzaman boş durmaz; kendisiyle beraber esarette bulunan subaylara ilmî ve dinî dersler verir. Bir Rus kumandanı, derslerin siyasi olduğunu düşünerek engellemek ister ama derslerin tamamen dinî ve ahlâkî olduğunu anlayınca izin verir. Bedîüzzaman daha sonra firar ederek Petersburg ve Varşova üzerinden (Rumi1334) 1918 senesinde  İstanbul’a döner.

Birinci Dünya Savaşı boyunca gösterdiği cesaret ve fedakarlık, devlet tarafından Harp Madalyası ile taltif edilir. Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun yalnız bir âlim değil; cephede cesaretiyle, masumları koruyan ahlâkıyla, esarette dahi boyun eğmeyen izzetiyle bir “millî mücadele kahramanı” olduğunu görmek gerekir. Kafkas Cephesi’nin gönüllü kumandanı Said Nursî, bu milletin tarihinde hem kalemiyle hem kılıcıyla yer etmiş nadir şahsiyetlerden biridir.

Bugün “Millî Mücadele kahramanı” denildiğinde akla gelen isimler listesine, Kafkas Cephesi’nin bu gönüllü alay kumandanını eklemek, hem tarihe hem de vicdana karşı bir borçtur. Zira onun hayatında, vatan savunması ile mazlumu koruma, cesaret ile merhamet, silah ile kalem, askerî deha ile imanî izzet aynı çizgide buluşur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.