Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Yusuf Öztek
Köşe Yazarı
Yusuf Öztek
 

REYTİNG UĞRUNA NESLİMİZİ Mİ KAYBEDİYORUZ?

Bir toplumun çöküşü bir gecede başlamaz. Önce değerler aşınır, sonra ahlak yara alır, maneviyat zayıflar, aile bağları çözülür ve nihayetinde geleceğe dair umutlar sarsılmaya başlar. Bugün belki de en büyük sorumluluğumuz, çocuklarımızın ve gençlerimizin nasıl bir dünyada büyüdüğünü sorgulamaktır. Çünkü biz yalnızca bugünü yaşamıyoruz. Biz yarının neslini yetiştiriyoruz. Ve asıl mesele tam da burada başlıyor: Nasıl bir nesil yetiştiriyoruz? Sadece teknoloji kullanan, dünyayı bilen, üniversite okuyan, meslek sahibi olan bir gençlik mi? Yoksa imanı sağlam, ahlakı güzel, maneviyatı güçlü, anne-babasına saygılı, büyüğünü bilen, küçüğünü koruyan, haramdan sakınan, helale önem veren, adaleti ve merhameti hayatının merkezine koyan salih bir nesil mi? Bizim asıl hedefimiz, sadece başarılı çocuklar yetiştirmek olmamalıdır. Başarılı olduğu kadar salih, bilgili olduğu kadar ahlaklı, güçlü olduğu kadar merhametli, özgüvenli olduğu kadar haddini bilen, dünyayı tanıdığı kadar Rabbini bilen bir nesil yetiştirmek zorundayız. Çünkü ahlak olmazsa bilgi insanı kurtarmayabilir. Vicdan olmazsa güç zulme dönüşebilir. Maneviyat olmazsa imkânlar insanı doyurmayabilir. İman olmazsa insan, sahip olduğu her şeye rağmen yönünü kaybedebilir. ÇOCUKLARIMIZI KİM YETİŞTİRİYOR? Bir zamanlar aileyi aynı odada buluşturan televizyon, bugün birçok evde çocukların ve gençlerin dünyasını şekillendiren güçlü bir araç hâline geldi. Ekranda bir karakter konuşuyor… Çocuk izliyor. Bir davranış sergileniyor… Genç görüyor. Bir ilişki biçimi normalleştiriliyor… Milyonlarca insan bunu tekrar tekrar seyrediyor. Sonra biz anne ve babalar şaşırıyoruz: “Çocuğum bunu nereden öğrendi?” Belki de cevabı ekranın karşısında aramak gerekiyor. Elbette her dizinin veya her programın çocukları aynı şekilde etkilediğini söylemek doğru değildir. Ancak sürekli tekrar edilen davranışların, özellikle gençlerin değer dünyası üzerinde etkili olabileceğini de görmezden gelemeyiz. Çünkü çocuklarımız sadece söylediklerimizi değil, gördüklerini de öğreniyor. Biz evde ahlakı anlatırken ekran başka bir hayatı özendiriyorsa, çocuk iki farklı mesaj arasında kalabiliyor. Biz sadakati anlatırken ekranda ihanet sıradanlaştırılıyorsa… Biz aileyi kutsal ve değerli görmeyi öğretirken ekranda aile sürekli çatışmanın merkezi olarak gösteriliyorsa… Biz merhameti anlatırken şiddet eğlence unsuru gibi sunuluyorsa… O zaman anne ve babaların endişelenmesi kadar doğal ne olabilir? EĞER NESLİMİZİ KORUYACAKSAK, EKRANLARI DA KONUŞMALIYIZ Bugün çocuklarımızı sokaktaki kötü alışkanlıklardan korumaya çalışıyoruz. Haklıyız. Fakat tehlikenin sadece sokakta olmadığını da kabul etmeliyiz. Bazen tehlike evimizin salonunda, çocuğumuzun elindeki telefonda, tabletinde veya televizyon ekranında karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle ailelerin de sorumluluğu büyüktür. Çocuklarımızla konuşmalıyız. Ne izlediklerini bilmeliyiz. Onlara doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğretmeliyiz. Medya okuryazarlığını güçlendirmeliyiz. Fakat bütün sorumluluğu ailelerin üzerine bırakmak da doğru değildir. Yayıncıların da sorumluluğu vardır. RTÜK’ün de sorumluluğu vardır. Eğitimcilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin de sorumluluğu vardır. Çünkü bir çocuğun geleceği, yalnızca ailesinin değil, toplumun da meselesidir. REYTİNG Mİ, NESİL Mİ? Bir dizinin milyonlarca kişi tarafından izlenmesi elbette büyük bir ticari başarı olabilir. Ama şu soruyu sormak zorundayız: Çok izlenmek, mutlaka çok faydalı olmak anlamına mı gelir? Reyting yüksek olabilir. Ama toplumun ahlaki değerleri zayıflıyorsa bunun bedelini kim ödeyecek? Bir dizi sezonunu tamamlar. Oyuncular değişir. Senaryo biter. Ekran kararır. Fakat yanlış davranışların çocukların ve gençlerin zihninde bıraktığı izlerin ne zaman silineceğini kim garanti edebilir? İşte bu nedenle yayıncılığın yalnızca reyting hesabıyla değerlendirilmemesi gerekir. Ekranların da bir vicdanı olmalıdır. BİZİM İHTİYACIMIZ İMANLI VE SALİH BİR NESİLDİR Bizim çocuklarımızın sadece başarılı olmasını istemiyoruz. Onların iyi insan olmasını istiyoruz. İmanlı olmasını istiyoruz. Salih olmasını istiyoruz. Ahlaklı olmasını istiyoruz. Maneviyatını korumasını istiyoruz. Anne ve babasına hürmet eden… Komşusunun hakkını gözeten… Yetimin, yoksulun derdiyle dertlenen… Haksızlık karşısında susmayan… Helal kazancı önemseyen… Kul hakkından sakınan… Merhameti ve adaleti hayatının merkezine koyan… Rabbine karşı sorumluluğunu bilen bir nesil istiyoruz. Çünkü bizim için çocuk yetiştirmek yalnızca bir meslek sahibi etmek değildir. Çocuk yetiştirmek, bir insan yetiştirmektir. Bir insan yetiştirmek ise bir geleceği inşa etmektir. Bugün yetiştirdiğimiz çocuk, yarın bu ülkenin öğretmeni olacak, doktoru olacak, mühendisi olacak, esnafı olacak, yöneticisi olacak, anne ve babası olacak. Peki o gün geldiğinde nasıl insanlar olacaklar? İşte asıl mesele budur. AHLAKLI YAYINLARIN ZAMANI GELMEDİ Mİ? Neden ekranlarımızda daha fazla güzel örnek görmeyelim? Neden imanını, ahlakını ve ailesini koruyan gençlerin hikâyelerini anlatmayalım? Neden anne-babasına sahip çıkan evlatları ekranlara taşımayalım? Neden dürüst esnafı, alın teriyle çalışan işçiyi, fedakâr öğretmeni, merhametli doktoru, mazlumun yanında duran insanı, ailesi için mücadele eden babayı, evlatlarını güzel ahlakla yetiştiren anneyi anlatmayalım? Neden gençlere sadece tüketmeyi değil üretmeyi öğretmeyelim? Neden öfkeyi değil sabrı? İhaneti değil sadakati? Bencilliği değil fedakârlığı? Şiddeti değil merhameti? Kötülüğü değil iyiliği? Ümitsizliği değil imanı? Neden bunları daha fazla anlatmayalım? İşte artık televizyon ekranlarının da bu sorulara cevap vermesi gerekiyor. BUGÜN YAPMAZSAK YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR Bir çocuğun eğitimini ihmal ederseniz yıllar sonra bunun sonucunu görürsünüz. Bir ailenin huzurunu ihmal ederseniz bir gün o huzurun kaybolduğunu fark edersiniz. Ahlakı ihmal ederseniz toplumda güvenin azaldığını görürsünüz. Maneviyatı ihmal ederseniz gençlerin yön arayışına şahit olursunuz. Ama bunların hiçbirini kaybettikten sonra yeniden kazanmak kolay değildir. Bu nedenle bugün harekete geçmeliyiz. Bugün konuşmalıyız. Bugün aileyi korumalıyız. Bugün ahlakı savunmalıyız. Bugün maneviyatı güçlendirmeliyiz. Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin önüne imanlı, ahlaklı ve salih bir hayatın güzel örneklerini koymalıyız. Çünkü yarın yetiştirdiğimiz neslin hesabını hep birlikte vereceğiz. SON SÖZ: EKRANLAR KAPANIR, NESİL KALIR Diziler biter. Sezonlar kapanır. Oyuncular değişir. Reytingler unutulur. Ama yetişen nesil kalır. Bugün çocuklarımızın zihnine ne koyarsak, yarın toplum olarak onun sonuçlarını görürüz. Bu yüzden mesele yalnızca televizyon değildir. Mesele ailemizdir. Mesele ahlakımızdır. Mesele maneviyatımızdır. Mesele imanımızdır. Mesele geleceğimizdir. Ve en önemlisi: Mesele, imanlı, ahlaklı, maneviyatı güçlü ve salih bir nesil yetiştirip yetiştiremeyeceğimizdir. Artık hep birlikte şu soruyu sormalıyız: Reyting uğruna neslimizi kaybetmeye razı mıyız? Ben razı değilim. Çünkü bir milletin en büyük serveti petrolü, altını veya parası değildir. En büyük serveti, imanını ve ahlakını koruyan evlatlarıdır. Geleceğimizi ekranların insafına bırakmayalım. Çocuklarımızı yalnızca dünyaya değil, hakikate de hazırlayalım. Onlara sadece meslek değil, ahlak verelim. Sadece bilgi değil, iman verelim. Sadece başarı değil, sorumluluk verelim. Sadece hayatı değil, hayatın anlamını da öğretelim. Çünkü bizim ihtiyacımız sadece başarılı bir nesil değil; İMANLI, AHLAKLI, MANEVİYATI GÜÇLÜ VE SALİH BİR NESİLDİR.
Ekleme Tarihi: 04 Ağustos 2026 -Salı

REYTİNG UĞRUNA NESLİMİZİ Mİ KAYBEDİYORUZ?

Bir toplumun çöküşü bir gecede başlamaz. Önce değerler aşınır, sonra ahlak yara alır, maneviyat zayıflar, aile bağları çözülür ve nihayetinde geleceğe dair umutlar sarsılmaya başlar.

Bugün belki de en büyük sorumluluğumuz, çocuklarımızın ve gençlerimizin nasıl bir dünyada büyüdüğünü sorgulamaktır.

Çünkü biz yalnızca bugünü yaşamıyoruz.

Biz yarının neslini yetiştiriyoruz.

Ve asıl mesele tam da burada başlıyor:

Nasıl bir nesil yetiştiriyoruz?

Sadece teknoloji kullanan, dünyayı bilen, üniversite okuyan, meslek sahibi olan bir gençlik mi?

Yoksa imanı sağlam, ahlakı güzel, maneviyatı güçlü, anne-babasına saygılı, büyüğünü bilen, küçüğünü koruyan, haramdan sakınan, helale önem veren, adaleti ve merhameti hayatının merkezine koyan salih bir nesil mi?

Bizim asıl hedefimiz, sadece başarılı çocuklar yetiştirmek olmamalıdır.

Başarılı olduğu kadar salih, bilgili olduğu kadar ahlaklı, güçlü olduğu kadar merhametli, özgüvenli olduğu kadar haddini bilen, dünyayı tanıdığı kadar Rabbini bilen bir nesil yetiştirmek zorundayız.

Çünkü ahlak olmazsa bilgi insanı kurtarmayabilir.

Vicdan olmazsa güç zulme dönüşebilir.

Maneviyat olmazsa imkânlar insanı doyurmayabilir.

İman olmazsa insan, sahip olduğu her şeye rağmen yönünü kaybedebilir.

ÇOCUKLARIMIZI KİM YETİŞTİRİYOR?

Bir zamanlar aileyi aynı odada buluşturan televizyon, bugün birçok evde çocukların ve gençlerin dünyasını şekillendiren güçlü bir araç hâline geldi.

Ekranda bir karakter konuşuyor…

Çocuk izliyor.

Bir davranış sergileniyor…

Genç görüyor.

Bir ilişki biçimi normalleştiriliyor…

Milyonlarca insan bunu tekrar tekrar seyrediyor.

Sonra biz anne ve babalar şaşırıyoruz:

“Çocuğum bunu nereden öğrendi?”

Belki de cevabı ekranın karşısında aramak gerekiyor.

Elbette her dizinin veya her programın çocukları aynı şekilde etkilediğini söylemek doğru değildir. Ancak sürekli tekrar edilen davranışların, özellikle gençlerin değer dünyası üzerinde etkili olabileceğini de görmezden gelemeyiz.

Çünkü çocuklarımız sadece söylediklerimizi değil, gördüklerini de öğreniyor.

Biz evde ahlakı anlatırken ekran başka bir hayatı özendiriyorsa, çocuk iki farklı mesaj arasında kalabiliyor.

Biz sadakati anlatırken ekranda ihanet sıradanlaştırılıyorsa…

Biz aileyi kutsal ve değerli görmeyi öğretirken ekranda aile sürekli çatışmanın merkezi olarak gösteriliyorsa…

Biz merhameti anlatırken şiddet eğlence unsuru gibi sunuluyorsa…

O zaman anne ve babaların endişelenmesi kadar doğal ne olabilir?

EĞER NESLİMİZİ KORUYACAKSAK, EKRANLARI DA KONUŞMALIYIZ

Bugün çocuklarımızı sokaktaki kötü alışkanlıklardan korumaya çalışıyoruz.

Haklıyız.

Fakat tehlikenin sadece sokakta olmadığını da kabul etmeliyiz.

Bazen tehlike evimizin salonunda, çocuğumuzun elindeki telefonda, tabletinde veya televizyon ekranında karşımıza çıkabiliyor.

Bu nedenle ailelerin de sorumluluğu büyüktür.

Çocuklarımızla konuşmalıyız.

Ne izlediklerini bilmeliyiz.

Onlara doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğretmeliyiz.

Medya okuryazarlığını güçlendirmeliyiz.

Fakat bütün sorumluluğu ailelerin üzerine bırakmak da doğru değildir.

Yayıncıların da sorumluluğu vardır.

RTÜK’ün de sorumluluğu vardır.

Eğitimcilerin, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin de sorumluluğu vardır.

Çünkü bir çocuğun geleceği, yalnızca ailesinin değil, toplumun da meselesidir.

REYTİNG Mİ, NESİL Mİ?

Bir dizinin milyonlarca kişi tarafından izlenmesi elbette büyük bir ticari başarı olabilir.

Ama şu soruyu sormak zorundayız:

Çok izlenmek, mutlaka çok faydalı olmak anlamına mı gelir?

Reyting yüksek olabilir.

Ama toplumun ahlaki değerleri zayıflıyorsa bunun bedelini kim ödeyecek?

Bir dizi sezonunu tamamlar.

Oyuncular değişir.

Senaryo biter.

Ekran kararır.

Fakat yanlış davranışların çocukların ve gençlerin zihninde bıraktığı izlerin ne zaman silineceğini kim garanti edebilir?

İşte bu nedenle yayıncılığın yalnızca reyting hesabıyla değerlendirilmemesi gerekir.

Ekranların da bir vicdanı olmalıdır.

BİZİM İHTİYACIMIZ İMANLI VE SALİH BİR NESİLDİR

Bizim çocuklarımızın sadece başarılı olmasını istemiyoruz.

Onların iyi insan olmasını istiyoruz.

İmanlı olmasını istiyoruz.

Salih olmasını istiyoruz.

Ahlaklı olmasını istiyoruz.

Maneviyatını korumasını istiyoruz.

Anne ve babasına hürmet eden…

Komşusunun hakkını gözeten…

Yetimin, yoksulun derdiyle dertlenen…

Haksızlık karşısında susmayan…

Helal kazancı önemseyen…

Kul hakkından sakınan…

Merhameti ve adaleti hayatının merkezine koyan…

Rabbine karşı sorumluluğunu bilen bir nesil istiyoruz.

Çünkü bizim için çocuk yetiştirmek yalnızca bir meslek sahibi etmek değildir.

Çocuk yetiştirmek, bir insan yetiştirmektir.

Bir insan yetiştirmek ise bir geleceği inşa etmektir.

Bugün yetiştirdiğimiz çocuk, yarın bu ülkenin öğretmeni olacak, doktoru olacak, mühendisi olacak, esnafı olacak, yöneticisi olacak, anne ve babası olacak.

Peki o gün geldiğinde nasıl insanlar olacaklar?

İşte asıl mesele budur.

AHLAKLI YAYINLARIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Neden ekranlarımızda daha fazla güzel örnek görmeyelim?

Neden imanını, ahlakını ve ailesini koruyan gençlerin hikâyelerini anlatmayalım?

Neden anne-babasına sahip çıkan evlatları ekranlara taşımayalım?

Neden dürüst esnafı, alın teriyle çalışan işçiyi, fedakâr öğretmeni, merhametli doktoru, mazlumun yanında duran insanı, ailesi için mücadele eden babayı, evlatlarını güzel ahlakla yetiştiren anneyi anlatmayalım?

Neden gençlere sadece tüketmeyi değil üretmeyi öğretmeyelim?

Neden öfkeyi değil sabrı?

İhaneti değil sadakati?

Bencilliği değil fedakârlığı?

Şiddeti değil merhameti?

Kötülüğü değil iyiliği?

Ümitsizliği değil imanı?

Neden bunları daha fazla anlatmayalım?

İşte artık televizyon ekranlarının da bu sorulara cevap vermesi gerekiyor.

BUGÜN YAPMAZSAK YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR

Bir çocuğun eğitimini ihmal ederseniz yıllar sonra bunun sonucunu görürsünüz.

Bir ailenin huzurunu ihmal ederseniz bir gün o huzurun kaybolduğunu fark edersiniz.

Ahlakı ihmal ederseniz toplumda güvenin azaldığını görürsünüz.

Maneviyatı ihmal ederseniz gençlerin yön arayışına şahit olursunuz.

Ama bunların hiçbirini kaybettikten sonra yeniden kazanmak kolay değildir.

Bu nedenle bugün harekete geçmeliyiz.

Bugün konuşmalıyız.

Bugün aileyi korumalıyız.

Bugün ahlakı savunmalıyız.

Bugün maneviyatı güçlendirmeliyiz.

Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin önüne imanlı, ahlaklı ve salih bir hayatın güzel örneklerini koymalıyız.

Çünkü yarın yetiştirdiğimiz neslin hesabını hep birlikte vereceğiz.

SON SÖZ: EKRANLAR KAPANIR, NESİL KALIR

Diziler biter.

Sezonlar kapanır.

Oyuncular değişir.

Reytingler unutulur.

Ama yetişen nesil kalır.

Bugün çocuklarımızın zihnine ne koyarsak, yarın toplum olarak onun sonuçlarını görürüz.

Bu yüzden mesele yalnızca televizyon değildir.

Mesele ailemizdir.

Mesele ahlakımızdır.

Mesele maneviyatımızdır.

Mesele imanımızdır.

Mesele geleceğimizdir.

Ve en önemlisi:

Mesele, imanlı, ahlaklı, maneviyatı güçlü ve salih bir nesil yetiştirip yetiştiremeyeceğimizdir.

Artık hep birlikte şu soruyu sormalıyız:

Reyting uğruna neslimizi kaybetmeye razı mıyız?

Ben razı değilim.

Çünkü bir milletin en büyük serveti petrolü, altını veya parası değildir.

En büyük serveti, imanını ve ahlakını koruyan evlatlarıdır.

Geleceğimizi ekranların insafına bırakmayalım.

Çocuklarımızı yalnızca dünyaya değil, hakikate de hazırlayalım.

Onlara sadece meslek değil, ahlak verelim.

Sadece bilgi değil, iman verelim.

Sadece başarı değil, sorumluluk verelim.

Sadece hayatı değil, hayatın anlamını da öğretelim.

Çünkü bizim ihtiyacımız sadece başarılı bir nesil değil;

İMANLI, AHLAKLI, MANEVİYATI GÜÇLÜ VE SALİH BİR NESİLDİR.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.