Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Bir Neslin Harcı: Baba Dostu Basri Polat
Eğitimci Mehmet Dal Yazdı: Bir Neslin Harcı: Baba Dostu Basri Polat
Eskiler, "Mekan, içinde nefes alanlarla şereflenir" derler. Gaziantep’in o vakur duruşlu Saçaklı İmam Hatip Lisesi, sadece taş ve beton bir bina değil; benim çocukluğumun, babamın vefalı dostluklarının ve bir neslin iman potasında eridiği bir dergâhtı. O kapıdan içeri girdiğimde, karşımda sadece bir idareci değil, heybetiyle dağı taşı titreten ama gölgesiyle bizleri serinleten bir çınar buldum: Basri Polat.
1950’li yılların başında Gaziantep’in manevi iklimini beslemek adına temelleri atılan Saçaklı İmam Hatip, o dönemde bir okuldan çok daha fazlasıydı. Sınavla öğrenci alan, her babayiğidin harcı olmayan, disipliniyle nam salmış bir kale... Her sabah hoparlörlerden yükselen Kur’an sesleri, mahallenin dar sokaklarına bir huzur gibi yayılırken, bizler o sesin yankısında geleceğimizi inşa ediyorduk. İşte Basri Hoca, bu kalenin en sadık muhafızı, o büyük davanın yılmaz bekçisiydi.
Babamla olan hukukları, çocukluğun masumiyetinde, Gedikli İlkokulu’nun tozlu yollarında başlamış; Maraş İmam Hatip’in çileli sıralarında bir ömürlük kardeşliğe dönüşmüştü. İlkokulu bitirdiğimde, belki çok parlak bir öğrenci değildim ama babamın gönlü rahattı. Çünkü beni "Basri oradadır" diyerek o okula emanet etmişti. Bu, bir teslimiyetti; evladını bir "emin" ele, bir "sert ama adil" dosta bırakmaktı.
Basri Hoca denilince gözümün önüne ilk gelen; o uzun boyu, her daim dik duruşu ve kelimeleri birbirine ulayarak hızlıca, heyecanla konuşmasıdır. Öyle bir heyecandı ki bu, davasına duyduğu aşkın dışavurumu gibiydi. Yanına çağırdığında dizlerim titrerdi. "Bak evladım," derdi o sert mizaçlı otoriter sesiyle, "Derslerine çalış, okumazsan köye döner rezil olursun. Senin yerin burası, ilim meclisidir."
Cemil Meriç’in dediği gibi: "Öğretmen, kendisini talebesinde seyreden bir sanatkârdır." O da bizi kendisinde seyrediyor, bir hata yaptığımızda kendi canı yanıyormuşçasına o sert ama eğitici üslubuyla bizi yola getiriyordu.
O dönemde Basri Hocam, okulun hemen yakınındaki mahallede, Düztepe yokuşunda, ara bir sokakta dışı sıvasız briketten bir evde otururdu. Dünya malına zerre tamah etmediğinin en büyük şahidi o evdir. Ama o sıvasız evin içinde, dünyayı değiştirecek bir ideal, bir "Asım’ın Nesli" yetiştirme gayesi vardı.
Babam okula gelip gittiğinde, onun yanında beni aziz tutar, babama dönüp: "Çocuğun harçlığını ver, sakın onu köye götürme, onun burada bir istikbali var" derdi. Ama babamın ardından kapı kapanınca, o sert mizaç bir anda şefkatli bir limana dönüşür: "Harçlığın biterse gel benden iste, bir sıkıntın olursa yanıma gel" diye fısıldardı. Heybetinden bir gün olsun gidip isteyemedim ve gidemedim; ama o sözün varlığı, gurbetteki bir çocuk için en büyük zenginlikti.
Sınıf başkanımız Şerif Niziplioğlu’nun sabahları hoparlörden yükselen o muazzam Kur’an tilaveti hala kulaklarımda... Basri Hoca, Şerif’i bize bir ufuk çizgisi olarak gösterirdi. Sadece Kur’an’da değil, her derste iyi olmamızı öğütlerdi. İnançlıydı, namazı bir hayat tarzı olarak ruhumuza nakşederdi.
Bugün, onunla aynı onurlu mesleği paylaşmak, onun oturduğu o "idareci" koltuğunda bir ömür tüketmek benim için en büyük vefa nişanesidir. Şairin dediği gibi:
"Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil."
Basri Polat Hocam, bedenen aramızdan ayrılmış olsa da; bizlerin attığı her adımda, okuttuğumuz her öğrencide ve yaşattığımız her idealde onun nefesi de var. Üzerimizde, bizim kuşağımızın üzerinde emeği büyüktür.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. O sadece ders anlatmadı... Bize nasıl insan olunacağını, nasıl dik durulacağını ve nasıl karşılıksız sevileceğini öğretti. Hakkın şahidiyiz Hocam; yerin dolmayacak, ama ektiğin tohumlar da asla kurumayacak.




Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

