Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Dünyanın Bütün Çiçeklerini Bir Minderde Toplayan Adam: Kemal Hoca

Nurdağı’nın sert rüzgârı bozkırın serinliğini sınıflara taşıdığında, tozlu tebeşir kokularının arasında tanıdım onu. Kemal Yıldırım... İsmi zihnime sadece mesleki bir kıdem değil, bir “gönül bahçıvanlığı” nişanı olarak kazındı. Bizim mesleğimizde bazı insanlar, bazı mısralarla öyle bir harmanlanır ki, zamanla o şiir şairinden çok o öğretmenin kimliği haline gelir. Tıpkı benim yetiştirdiğim her öğrencimin, mezun ettiğim her sınıfın beni Kemalettin Kamu’nun “Bingöl Çobanları” şiiriyle hatırlaması gibi... Okul koridorlarında benim sesimden yankılanan; “Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum ...... Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni” dizeleri, Anadolu’nun saf ruhunu temsil ederdi. Kemal Hoca ise bu ruhun diğer yarısıydı; o, tüm Nurdağı için Ceyhun Atıf Kansu’nun “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiiriyle özdeşleşmiş bir efsaneydi. Biz, iki öğretmen arkadaş, iki farklı şiirin kanatları altında aynı toprakların çocuklarını yarınlara hazırlıyorduk. Kemal Hoca her 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde kürsüye çıktığında devleşen o davudi sesiyle aslında sadece bir metni okumazdı. O ses, 1949 yılının bir Ekim perşembe gününde, Afyon-Dinar’ın bir köyünde okulun çöken duvarı altında can veren Şefik Sınığ öğretmenin vasiyetini yetmiş yıl sonrasına taşıyan bir köprüydü. Şefik öğretmen, üzerine çöken o ağır taşların altından kendisini kurtarmaya çalışan köylülere; “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin! Son bir ders vereceğim onlara, son şarkımı söyleyeceğim...” diye fısıldamıştı son nefesinde. Kemal Hoca, o günden beri bu vasiyete öyle bir sadakatle bağlandı ki, yolu bir gün Denizli Çivril’deki o tepelik mezarlığa düştüğünde, Şefik öğretmenin kabri başında bu şiiri okuyup toprağına bir Fatiha bırakarak “dersin tamamlandı hocam” demişti sessizce. Kemal Hocanın dünyasında her çocuk bir tomurcuktu ama onun kalbinde okul öncesinin o minicik, henüz dünyaya merakla bakan yavrularının yeri başkaydı. O, “bahçıvan” sıfatını en çok da o küçük ellerle uğraşırken hak ederdi. Bugün Türkiye’nin en uç noktalarında görev yapan okul müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri ve nice yöneticiler, vaktiyle Kemal Hocanın o şefkatli ellerinde filizlenmişti. O “çiçekler” bugün devasa çınarlara dönüşseler de, her 24 Kasım’da veya özel bir günde Kemal Hocayı arayıp davet eder, o efsaneleşmiş şiiri onun sesinden dinleyerek yeniden ilkokul sıralarındaki o saf çocukluğa dönmeyi bir onur sayarlar. Geçtiğimiz günlerde ta İsviçre’den yani gurbetten, yurt dışındaki en şatafatlı sofralardan ve en üst düzey ağırlanmalardan bahsederken bana gönderdiği o mesaj, aslında bir insanın ruhunun nerede kök saldığının en büyük kanıtıydı: “Burada en güzel şekilde ağırlanıyorum ama ben Hortlar Köyü’ndeki çaput minderimi özlüyorum. Selam ve saygılar...” Modern dünyanın sunduğu tüm imkânlar, şilteler ve koltuklar; Kemal Hocayı Hortlar Köyü’ndeki o mütevazı evinden, annesiyle yıllarca paylaştığı o huzurlu köşesinden koparamamıştı. Şimdilerde muhtereme annesinin vefatıyla o evde bedenen tek başına kalsa da, ruhu binlerce çiçeğiyle beraber. Evini öyle bir botanik bahçesine, öyle bir sevgi yuvasına çevirmiş ki; bahçesinde açan her goncaya, her hatmide, her fesleğende Şefik öğretmenin yarım kalan rüyasını yaşatıyor. Sadece çiçekler de değil; kapısına sığınan sokak hayvanları için geliştirdiği projeler ve onlara gösterdiği o bitmek bilmeyen şefkat, onun naifliğinin dünyaya yansıyan ışığıdır. Bugün Kemal Yıldırım; Hortlar Köyü’nde, kendi elleriyle yeşerttiği bahçesinde, o meşhur çaput minderinde huzurla oturuyor. Bir yanda benim sesimde hayat bulan “Bingöl Çobanları”, diğer yanda onun sesinde anıta dönüşen “Dünyanın Bütün Çiçekleri”... Nurdağı’nın yamaçlarında rüzgâr estikçe, iki kadim dostun ve iki ölümsüz şiirin kokusu birbirine karışıyor. Yolun hep aydınlık, o çok sevdiğin çaput minderin hep huzurlu olsun Kemal Hocam. Sen mezarsız yaşamayı dileyen Şefik öğretmenin yaşayan sesi, bizlerin ise sönmeyen meşalesisin....  
Ekleme Tarihi: 17 Ocak 2026 -Cumartesi

Dünyanın Bütün Çiçeklerini Bir Minderde Toplayan Adam: Kemal Hoca

Nurdağı’nın sert rüzgârı bozkırın serinliğini sınıflara taşıdığında, tozlu tebeşir kokularının arasında tanıdım onu. Kemal Yıldırım... İsmi zihnime sadece mesleki bir kıdem değil, bir “gönül bahçıvanlığı” nişanı olarak kazındı. Bizim mesleğimizde bazı insanlar, bazı mısralarla öyle bir harmanlanır ki, zamanla o şiir şairinden çok o öğretmenin kimliği haline gelir. Tıpkı benim yetiştirdiğim her öğrencimin, mezun ettiğim her sınıfın beni Kemalettin Kamu’nun “Bingöl Çobanları” şiiriyle hatırlaması gibi...

Okul koridorlarında benim sesimden yankılanan; “Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum ...... Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski yeni” dizeleri, Anadolu’nun saf ruhunu temsil ederdi. Kemal Hoca ise bu ruhun diğer yarısıydı; o, tüm Nurdağı için Ceyhun Atıf Kansu’nun “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiiriyle özdeşleşmiş bir efsaneydi. Biz, iki öğretmen arkadaş, iki farklı şiirin kanatları altında aynı toprakların çocuklarını yarınlara hazırlıyorduk.

Kemal Hoca her 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde kürsüye çıktığında devleşen o davudi sesiyle aslında sadece bir metni okumazdı. O ses, 1949 yılının bir Ekim perşembe gününde, Afyon-Dinar’ın bir köyünde okulun çöken duvarı altında can veren Şefik Sınığ öğretmenin vasiyetini yetmiş yıl sonrasına taşıyan bir köprüydü. Şefik öğretmen, üzerine çöken o ağır taşların altından kendisini kurtarmaya çalışan köylülere; “Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin! Son bir ders vereceğim onlara, son şarkımı söyleyeceğim...” diye fısıldamıştı son nefesinde. Kemal Hoca, o günden beri bu vasiyete öyle bir sadakatle bağlandı ki, yolu bir gün Denizli Çivril’deki o tepelik mezarlığa düştüğünde, Şefik öğretmenin kabri başında bu şiiri okuyup toprağına bir Fatiha bırakarak “dersin tamamlandı hocam” demişti sessizce.

Kemal Hocanın dünyasında her çocuk bir tomurcuktu ama onun kalbinde okul öncesinin o minicik, henüz dünyaya merakla bakan yavrularının yeri başkaydı. O, “bahçıvan” sıfatını en çok da o küçük ellerle uğraşırken hak ederdi. Bugün Türkiye’nin en uç noktalarında görev yapan okul müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri ve nice yöneticiler, vaktiyle Kemal Hocanın o şefkatli ellerinde filizlenmişti. O “çiçekler” bugün devasa çınarlara dönüşseler de, her 24 Kasım’da veya özel bir günde Kemal Hocayı arayıp davet eder, o efsaneleşmiş şiiri onun sesinden dinleyerek yeniden ilkokul sıralarındaki o saf çocukluğa dönmeyi bir onur sayarlar.

Geçtiğimiz günlerde ta İsviçre’den yani gurbetten, yurt dışındaki en şatafatlı sofralardan ve en üst düzey ağırlanmalardan bahsederken bana gönderdiği o mesaj, aslında bir insanın ruhunun nerede kök saldığının en büyük kanıtıydı:

“Burada en güzel şekilde ağırlanıyorum ama ben Hortlar Köyü’ndeki çaput minderimi özlüyorum. Selam ve saygılar...”

Modern dünyanın sunduğu tüm imkânlar, şilteler ve koltuklar; Kemal Hocayı Hortlar Köyü’ndeki o mütevazı evinden, annesiyle yıllarca paylaştığı o huzurlu köşesinden koparamamıştı. Şimdilerde muhtereme annesinin vefatıyla o evde bedenen tek başına kalsa da, ruhu binlerce çiçeğiyle beraber. Evini öyle bir botanik bahçesine, öyle bir sevgi yuvasına çevirmiş ki; bahçesinde açan her goncaya, her hatmide, her fesleğende Şefik öğretmenin yarım kalan rüyasını yaşatıyor. Sadece çiçekler de değil; kapısına sığınan sokak hayvanları için geliştirdiği projeler ve onlara gösterdiği o bitmek bilmeyen şefkat, onun naifliğinin dünyaya yansıyan ışığıdır.

Bugün Kemal Yıldırım; Hortlar Köyü’nde, kendi elleriyle yeşerttiği bahçesinde, o meşhur çaput minderinde huzurla oturuyor. Bir yanda benim sesimde hayat bulan “Bingöl Çobanları”, diğer yanda onun sesinde anıta dönüşen “Dünyanın Bütün Çiçekleri”... Nurdağı’nın yamaçlarında rüzgâr estikçe, iki kadim dostun ve iki ölümsüz şiirin kokusu birbirine karışıyor.

Yolun hep aydınlık, o çok sevdiğin çaput minderin hep huzurlu olsun Kemal Hocam. Sen mezarsız yaşamayı dileyen Şefik öğretmenin yaşayan sesi, bizlerin ise sönmeyen meşalesisin....

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.