Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Fazilet ve İstikamet Kavşağında İki Şahsiyet: İsmail Emmi ve Fevzi Amca

Hayat yolculuğumda şahitlik ettiğim, her biri Anadolu’nun irfanıyla yoğrulmuş iki güzel insanı; teyzelerimin eşleri İsmail Emmi ve Fevzi Amca’yı anlatmak, bendeki emanetlerini kelimelere dökmek, kalbimde taşıdığım o güzel insanların hakkını teslim etmektir. Biri cömertliğin ve dürüstlüğün heybetli kalesi, diğeri ise ilim ve hidayetin sarsılmaz neferiydi. İsmail Emmi denilince zihnimde ilk beliren; vakur, mert, heybetli ve çevresine güven veren duruşudur. Arkadaşları ona hiçbir zaman ismiyle hitap etmez, "Baba Hayran" derlerdi. Çünkü o, gönlü o kadar geniş bir adamdı ki, kim ona bir soru sorsa cevabına hep "Baba hayran..." diyerek başlardı. Bu hitap, onun insana verdiği değerin ve samimiyetinin mührüydü. Onun dürüstlüğü, günümüzde eşine az rastlanır cinstendi. Bir gün ticaret yaparken kuru fasulye satıyormuş; müşterilerine dönüp, "Bizim hanım pişirdi ama çok sert oldu, bir türlü pişmedi. İster alın, ister almayın!" diyebilecek kadar malının kusurunu açık yüreklilikle söyleyen, haramdan titreyen bir "emin" şahsiyetti. Bu duruşu bize merhum Mehmet Akif’in şu dizelerini hatırlatır:  "Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!" Cömertliği ise ticaretin kurallarını altüst ederdi. Osmaniye’de İmam Hatip okulunun önünde kebap tezgahı açtığı yılları dün gibi hatırlarım. Hiçbir zaman o işten kâr edemedi; çünkü yüreği bir talebenin aç kalmasına asla razı gelmezdi. "Amca param yok" diyen her öğrenciye kebabını ikram eder, onları doyurmadan göndermezdi. Efendimiz (sav)'in "Cömert kişi Allah’a yakın, insanlara yakın ve cennete yakındır" hadis-i şerifinin canlı bir timsaliydi. Sonunda zarar edip o işi bıraksa da, rızkın peşini bırakmadı. Kurban bayramları öncesi köylere gelir, bıçak bileme aletiyle rızkını arardı. Para veren verirdi, vermeyene ise sadece "Allah razı olsun de, yeter" derdi. Onun nazarında rızık Allah’tandır ve asıl zenginlik, kanaat etmektir. Hz. Ali (ra)'ın dediği gibi: "Kanaat, hiç bitmeyen bir hazinedir." Lise yıllarımda Osmaniye’de kiralık, küçücük bir odada kalırken benim için de bir sığınak olmuştu. Evinden eşyalar getirir, bana gizlice; "Tahsilin boyunca neye ihtiyacın olursa teyzene bile söylemeden bana gel, ben veririm" derdi. Millî Görüş çizgisinden ödün vermeyen, Erbakan Hoca’ya büyük muhabbet besleyen, namazına, abdestine ve tertemiz giyimine aşırı dikkat eden bir adamdı. Evinden Kur’an sesi, üzerinden ise hac kokusu hiç eksik olmazdı. Rabbim rahmet eylesin, o pırıl pırıl evlatlar yetiştirerek bu dünyadaki vazifesini hakkıyla tamamladı. Diğer teyzemin eşi Fevzi Amca ise Maraş’ta ikamet ederdi. Köyden eğitim için çıkmış, bürokraside önemli kademelerde bulunmuş, misafirperver bir insandı. Ancak onun asıl büyük hikâyesi, hayatının bir döneminde yaşadığı o muazzam manevi dönüşüdür. Necip Fazıl’ın şu dizeleri sanki onun halini anlatır: "Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum..." Fevzi Amca, hayatının ikinci yarısında öyle bir Risale-i Nur talebesi olmuştu ki, evine ne zaman gitsek elinde bir kitap, dilinde bir hakikat olurdu. Çok okumaktan sayfaları yıpranmış külliyatı, onun bu yoldaki sadakatinin en büyük şahidiydi. Hitabeti o kadar güçlüydü ki, bazen kitaba hiç bakmadan cümleler kalbinden akıp gider, Maraş’ın saygın meclislerinde hakikati büyük bir şevkle şerh ederdi. Beni en çok etkileyen yönü, geçmişin telafisi için gösterdiği o sarsılmaz azmiydi. "Şu yaşıma kadar namaz kılamadım" diyerek büyük bir nedametle geçmişin hesabını çıkarmış, her vaktin ardından kaza namazlarını kılarak o boşluğu doldurmaya azmetmişti. Kur'an-ı Kerim'de buyurulan "Ancak tevbe edip inanan ve salih amel işleyenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir" (Furkan, 70) ayetinin sırrına talip olmuştu. Öyle ki, her secdesi sanki o kayıp yılların bir özrüydü. Mevlana’nın dediği gibi: "Dünle beraber gitti cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Ömrünün o mübarek akşamında, dilinde hakikatin eşsiz rayihası, kalbinde yılların nedametiyle yoğrulmuş bir teslimiyet vardı; her cümlesi bir gönül fethine dönüşen o güzel sözlerini bizlere emanet bıraktı ve sanki gök kubbede hoş bir seda, deryada süzülen sessiz bir gemi gibi, ardında derin bir iz ve nurani bir sükût bırakarak ebediyet ufkuna çekilip gitti. Biri dürüstlüğüyle ve bıçak bilediği aletiyle helal rızkın peşinde koşan "Baba Hayran", diğeri geçmişin eksiklerini secdede ve ilimde tamamlamaya çalışan bir hakikat eri... İsmail Emmi yiğitliğiyle, dürüstlüğüyle; Fevzi Amca ise samimi nedameti ve ilmiyle hayatımızda derin izler bıraktılar. Şahidiz ki; bu iki güzel insan, bu dünyadan samimiyetleriyle ve imanlarıyla geçtiler. Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki: "Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir." Biz onlardan emindik ve razıydık, Rabbim de onlardan razı olsun. Mekânları cennet, makamları âli olsun…….
Ekleme Tarihi: 22 Mart 2026 -Pazar

Fazilet ve İstikamet Kavşağında İki Şahsiyet: İsmail Emmi ve Fevzi Amca

Hayat yolculuğumda şahitlik ettiğim, her biri Anadolu’nun irfanıyla yoğrulmuş iki güzel insanı; teyzelerimin eşleri İsmail Emmi ve Fevzi Amca’yı anlatmak, bendeki emanetlerini kelimelere dökmek, kalbimde taşıdığım o güzel insanların hakkını teslim etmektir. Biri cömertliğin ve dürüstlüğün heybetli kalesi, diğeri ise ilim ve hidayetin sarsılmaz neferiydi.

İsmail Emmi denilince zihnimde ilk beliren; vakur, mert, heybetli ve çevresine güven veren duruşudur. Arkadaşları ona hiçbir zaman ismiyle hitap etmez, "Baba Hayran" derlerdi. Çünkü o, gönlü o kadar geniş bir adamdı ki, kim ona bir soru sorsa cevabına hep "Baba hayran..." diyerek başlardı. Bu hitap, onun insana verdiği değerin ve samimiyetinin mührüydü.

Onun dürüstlüğü, günümüzde eşine az rastlanır cinstendi. Bir gün ticaret yaparken kuru fasulye satıyormuş; müşterilerine dönüp, "Bizim hanım pişirdi ama çok sert oldu, bir türlü pişmedi. İster alın, ister almayın!" diyebilecek kadar malının kusurunu açık yüreklilikle söyleyen, haramdan titreyen bir "emin" şahsiyetti. Bu duruşu bize merhum Mehmet Akif’in şu dizelerini hatırlatır:

 "Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!"

Cömertliği ise ticaretin kurallarını altüst ederdi. Osmaniye’de İmam Hatip okulunun önünde kebap tezgahı açtığı yılları dün gibi hatırlarım. Hiçbir zaman o işten kâr edemedi; çünkü yüreği bir talebenin aç kalmasına asla razı gelmezdi. "Amca param yok" diyen her öğrenciye kebabını ikram eder, onları doyurmadan göndermezdi. Efendimiz (sav)'in "Cömert kişi Allah’a yakın, insanlara yakın ve cennete yakındır" hadis-i şerifinin canlı bir timsaliydi. Sonunda zarar edip o işi bıraksa da, rızkın peşini bırakmadı. Kurban bayramları öncesi köylere gelir, bıçak bileme aletiyle rızkını arardı. Para veren verirdi, vermeyene ise sadece "Allah razı olsun de, yeter" derdi. Onun nazarında rızık Allah’tandır ve asıl zenginlik, kanaat etmektir. Hz. Ali (ra)'ın dediği gibi: "Kanaat, hiç bitmeyen bir hazinedir."

Lise yıllarımda Osmaniye’de kiralık, küçücük bir odada kalırken benim için de bir sığınak olmuştu. Evinden eşyalar getirir, bana gizlice; "Tahsilin boyunca neye ihtiyacın olursa teyzene bile söylemeden bana gel, ben veririm" derdi. Millî Görüş çizgisinden ödün vermeyen, Erbakan Hoca’ya büyük muhabbet besleyen, namazına, abdestine ve tertemiz giyimine aşırı dikkat eden bir adamdı. Evinden Kur’an sesi, üzerinden ise hac kokusu hiç eksik olmazdı. Rabbim rahmet eylesin, o pırıl pırıl evlatlar yetiştirerek bu dünyadaki vazifesini hakkıyla tamamladı.

Diğer teyzemin eşi Fevzi Amca ise Maraş’ta ikamet ederdi. Köyden eğitim için çıkmış, bürokraside önemli kademelerde bulunmuş, misafirperver bir insandı. Ancak onun asıl büyük hikâyesi, hayatının bir döneminde yaşadığı o muazzam manevi dönüşüdür. Necip Fazıl’ın şu dizeleri sanki onun halini anlatır:

"Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum;

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum..."

Fevzi Amca, hayatının ikinci yarısında öyle bir Risale-i Nur talebesi olmuştu ki, evine ne zaman gitsek elinde bir kitap, dilinde bir hakikat olurdu. Çok okumaktan sayfaları yıpranmış külliyatı, onun bu yoldaki sadakatinin en büyük şahidiydi. Hitabeti o kadar güçlüydü ki, bazen kitaba hiç bakmadan cümleler kalbinden akıp gider, Maraş’ın saygın meclislerinde hakikati büyük bir şevkle şerh ederdi.

Beni en çok etkileyen yönü, geçmişin telafisi için gösterdiği o sarsılmaz azmiydi. "Şu yaşıma kadar namaz kılamadım" diyerek büyük bir nedametle geçmişin hesabını çıkarmış, her vaktin ardından kaza namazlarını kılarak o boşluğu doldurmaya azmetmişti. Kur'an-ı Kerim'de buyurulan "Ancak tevbe edip inanan ve salih amel işleyenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir" (Furkan, 70) ayetinin sırrına talip olmuştu. Öyle ki, her secdesi sanki o kayıp yılların bir özrüydü. Mevlana’nın dediği gibi: "Dünle beraber gitti cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Ömrünün o mübarek akşamında, dilinde hakikatin eşsiz rayihası, kalbinde yılların nedametiyle yoğrulmuş bir teslimiyet vardı; her cümlesi bir gönül fethine dönüşen o güzel sözlerini bizlere emanet bıraktı ve sanki gök kubbede hoş bir seda, deryada süzülen sessiz bir gemi gibi, ardında derin bir iz ve nurani bir sükût bırakarak ebediyet ufkuna çekilip gitti.

Biri dürüstlüğüyle ve bıçak bilediği aletiyle helal rızkın peşinde koşan "Baba Hayran", diğeri geçmişin eksiklerini secdede ve ilimde tamamlamaya çalışan bir hakikat eri... İsmail Emmi yiğitliğiyle, dürüstlüğüyle; Fevzi Amca ise samimi nedameti ve ilmiyle hayatımızda derin izler bıraktılar.

Şahidiz ki; bu iki güzel insan, bu dünyadan samimiyetleriyle ve imanlarıyla geçtiler. Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki: "Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir." Biz onlardan emindik ve razıydık, Rabbim de onlardan razı olsun. Mekânları cennet, makamları âli olsun…….

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yunus
(22.03.2026 18:33 - #324)
Allah razı olsun.. Gerçekten çok güzel olmuş... Yüreğine ve ellerine sağlık... Allah razı olsun..
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
user1846384
(22.03.2026 20:16 - #325)
Allah rahmet eylesin.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.