Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

İsimsiz Acıların Sahibi: Selvi Yenge ve 6 Şubat Depreminden Geriye Kalanlar

 Nurdağı’nda vakit, 6 Şubat’tan beri hep o dondurucu seher vaktinde asılı kaldı. Bazı evlerin kapısına hüzün uğrar, bazılarına ise keder yerleşir. Ama babamın dayıoğlu Mustafa Kavak ve onun can yoldaşı Selvi Yenge’nin kapısı; acının her türlüsüyle sınanmış, sabrın en ağır imtihanından geçmiş bir metanet dergâhı gibidir artık. Mustafa Abi, buralarda namıdiğer "Mayer" olarak bilinir. İsminin manası gibi "ışık saçan", "aydınlatan" bir adamdır o. Fakat kaderin ne acı bir cilvesidir ki; çevresine ışık olan bu adam ve kıymetli eşi Selvi Yenge, hayatın en koyu karanlığıyla sınandılar. Onların hikâyesi aslında yıllar önce, tek erkek evlatları Hasan’ı toprağa verdiklerinde yarım kalmıştı. Annesi ölene "öksüz" denir. Babası ölene "yetim" denir. Kocası ölene "dul" denir; ama evladı ölene hiçbir şey denmez. Çünkü bu acıya isim bile konamaz. Selvi Yenge bu isimsiz acıyı önce Hasan’ıyla tattı. Hasan’ın yokluğunu kızları Emine, Esra, Meryem ve Nihal’in kokusunda dindirmeye çalıştı. "Rabbim birini aldı, diğerlerini bize bağışladı" diyerek hayata tutundular. Ama kader, 6 Şubat sabahı bu kez çok daha kalabalık, çok daha acımasız geldi. Yer yarılıp gök çöktüğünde; Mustafa abi ve Selvi Yenge o kıyametin ortasında buldular kendilerini. Kurtulmuşlardı, evet... Ama dışarı çıktıklarında gördükleri manzara, hayatta kalmanın en ağır yük olduğunu fısıldıyordu onlara. Nurdağı adeta enkaza dönmüş yangın yeriydi...enkazın altında sadece binalar kalmamıştı; Selvi Yenge’nin üç fidanı; Emine, Esra ve Meryem oradaydı. Damadı Osman ve Osman’ın kızı Zilan ve oğlu, fidan gibi delikanlı Fatih... Selvi Yenge’nin annesi, kardeşi Ramazan, kuzenleri ve kayınbiraderinin evlatları Necati ile henüz dünyayı yeni tanıyan oğlu Mustafa Mirza...... İsimler sayıldıkça insanın boğazı düğümleniyor. Bir aileden, bir sülaleden koca bir çınar tek gecede devrilmişti. Mustafa Abi, isminin taşıdığı o "aydınlatan" vasfıyla bu zifiri karanlıkta bile dik durmaya çalışırken, Selvi Yenge ete kemiğe bürünmüş bir "metanet" olmuştu. Herkes ağlarken o susuyordu; çünkü biliyordu ki, ateşin gölgesi olmaz. İçindeki o devasa yangın o kadar harlıydı ki, dışarıya vuran bir gölgesi bile yoktu. Ancak o zifiri karanlığın ortasında Rabbim bir teselli kapısı araladı. Kızı Nihal ve  torunu Ayşe, o enkazın içinden süzülüp gelen birer mucize oldular. Şimdi Selvi Yenge’nin evinde yankılanan o küçük Ayşe’nin sesi, aslında giden tüm torunların, Fatihin ve giden kızların hatırasını taşıyor. Nihal, annesinin sığınacağı son liman; Selvi Yenge ise Nihal için yıkılmaz bir kale... Bugün babamın dayıoğlu Mustafa Abi ve Selvi Yenge’ye baksanız; dilleri şükürde, kalpleri o derin sızıdadır. Onların bu dünyadan artık mutluluk adına hiçbir beklentisi kalmadı; çünkü onlar tüm alacaklarını ahirete, o büyük buluşmaya devrettiler. Bir yanda Hasan, bir yanda kızları, damadı ve torunları... Onlar şimdi gökyüzünde birer yıldız gibi Selvi Yenge’nin ve  Mustafa abinin yolunu aydınlatıyorlar. Siz Nurdağı’nın sadece sakinleri değil, bu acı asrın sabır taşlarısınız. Sizin bu asil duruşunuz, sevdiklerinize olan o sessiz ve derin vefanız, bizlere insanlığın en büyük dersidir. Rabbim gönlünüze ferahlık, dizinize derman, Nihal ve Ayşe ile geçen ömrünüze bereket versin....  
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2026 -Perşembe

İsimsiz Acıların Sahibi: Selvi Yenge ve 6 Şubat Depreminden Geriye Kalanlar

 Nurdağı’nda vakit, 6 Şubat’tan beri hep o dondurucu seher vaktinde asılı kaldı. Bazı evlerin kapısına hüzün uğrar, bazılarına ise keder yerleşir. Ama babamın dayıoğlu Mustafa Kavak ve onun can yoldaşı Selvi Yenge’nin kapısı; acının her türlüsüyle sınanmış, sabrın en ağır imtihanından geçmiş bir metanet dergâhı gibidir artık.

Mustafa Abi, buralarda namıdiğer "Mayer" olarak bilinir. İsminin manası gibi "ışık saçan", "aydınlatan" bir adamdır o. Fakat kaderin ne acı bir cilvesidir ki; çevresine ışık olan bu adam ve kıymetli eşi Selvi Yenge, hayatın en koyu karanlığıyla sınandılar. Onların hikâyesi aslında yıllar önce, tek erkek evlatları Hasan’ı toprağa verdiklerinde yarım kalmıştı.

Annesi ölene "öksüz" denir. Babası ölene "yetim" denir. Kocası ölene "dul" denir; ama evladı ölene hiçbir şey denmez. Çünkü bu acıya isim bile konamaz.

Selvi Yenge bu isimsiz acıyı önce Hasan’ıyla tattı. Hasan’ın yokluğunu kızları Emine, Esra, Meryem ve Nihal’in kokusunda dindirmeye çalıştı. "Rabbim birini aldı, diğerlerini bize bağışladı" diyerek hayata tutundular. Ama kader, 6 Şubat sabahı bu kez çok daha kalabalık, çok daha acımasız geldi.

Yer yarılıp gök çöktüğünde; Mustafa abi ve Selvi Yenge o kıyametin ortasında buldular kendilerini. Kurtulmuşlardı, evet... Ama dışarı çıktıklarında gördükleri manzara, hayatta kalmanın en ağır yük olduğunu fısıldıyordu onlara. Nurdağı adeta enkaza dönmüş yangın yeriydi...enkazın altında sadece binalar kalmamıştı; Selvi Yenge’nin üç fidanı; Emine, Esra ve Meryem oradaydı. Damadı Osman ve Osman’ın kızı Zilan ve oğlu, fidan gibi delikanlı Fatih... Selvi Yenge’nin annesi, kardeşi Ramazan, kuzenleri ve kayınbiraderinin evlatları Necati ile henüz dünyayı yeni tanıyan oğlu Mustafa Mirza......

İsimler sayıldıkça insanın boğazı düğümleniyor. Bir aileden, bir sülaleden koca bir çınar tek gecede devrilmişti. Mustafa Abi, isminin taşıdığı o "aydınlatan" vasfıyla bu zifiri karanlıkta bile dik durmaya çalışırken, Selvi Yenge ete kemiğe bürünmüş bir "metanet" olmuştu. Herkes ağlarken o susuyordu; çünkü biliyordu ki, ateşin gölgesi olmaz. İçindeki o devasa yangın o kadar harlıydı ki, dışarıya vuran bir gölgesi bile yoktu.

Ancak o zifiri karanlığın ortasında Rabbim bir teselli kapısı araladı. Kızı Nihal ve  torunu Ayşe, o enkazın içinden süzülüp gelen birer mucize oldular. Şimdi Selvi Yenge’nin evinde yankılanan o küçük Ayşe’nin sesi, aslında giden tüm torunların, Fatihin ve giden kızların hatırasını taşıyor. Nihal, annesinin sığınacağı son liman; Selvi Yenge ise Nihal için yıkılmaz bir kale...

Bugün babamın dayıoğlu Mustafa Abi ve Selvi Yenge’ye baksanız; dilleri şükürde, kalpleri o derin sızıdadır. Onların bu dünyadan artık mutluluk adına hiçbir beklentisi kalmadı; çünkü onlar tüm alacaklarını ahirete, o büyük buluşmaya devrettiler. Bir yanda Hasan, bir yanda kızları, damadı ve torunları... Onlar şimdi gökyüzünde birer yıldız gibi Selvi Yenge’nin ve  Mustafa abinin yolunu aydınlatıyorlar.

Siz Nurdağı’nın sadece sakinleri değil, bu acı asrın sabır taşlarısınız. Sizin bu asil duruşunuz, sevdiklerinize olan o sessiz ve derin vefanız, bizlere insanlığın en büyük dersidir. Rabbim gönlünüze ferahlık, dizinize derman, Nihal ve Ayşe ile geçen ömrünüze bereket versin....

 


Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.