Bazı isimler vardır; göçüp gittikten sonra sadece mezar taşları kalmaz geriye. Ektikleri iyilik tohumları kıtaları aşar, on yıllar geçse de binlerce kilometre ötede bir yabancının dilinde duaya dönüşür. Tıpkı Hocalar Mezrası’nın kurucusu, Naim Aşireti’nin ulu çınarı Hoca Ahmet gibi.
2025’in yazında Marsilya’da bir kafede oturduk Mahmut Amca ile —namıdiğer Kisto. Yılların yorgunluğunu taşıyan Mahmut Amca’nın gözleri uzaklara dalıp da bir isim zikrettiğinde, sesindeki titreme değişti: "Hoca Ahmet," dedi. "Ona bir fatiha borcum var. Ölmeden o köye gitmeli, toprağına minnetimi fısıldamalıyım."
Bir Adalet Çınarı: Hüseyin Hoca’nın Mirası
Hoca Ahmet’in bu yüce gönüllülüğü tesadüf değildi; o, bölgenin dürüstlük kalesi olan Naim Aşireti’nin değerleriyle yoğrulmuştu. Babası Hüseyin Hoca, daha Naimler köyü kurulmadan önce Hocalar Mezrası’nı bir huzur kapısı olarak inşa etmişti. Hüseyin Hoca, bölgenin sadece büyüğü değil, aynı zamanda sarsılmaz adaletiydi.
Bir gün bir arazi anlaşmazlığında bilirkişi olduğunda, kendi öz akrabalarını haksız bulmuş; akrabaları ona küstüğünde ise tarihe geçen o sözü söylemişti: "Ben kardeşimde olsa kulun hatırına, Allah’ın adaletini çiğnemem." İşte Hoca Ahmet, bu sarsılmaz vicdan mirasının üzerinde yükseldi.
Pazarcıklı Mahmut Amca (Kisto) anlatırken o günü yaşıyor gibiydi: "O sene (1980 li yıllar) büyük bir kıtlık vardı. Koyunlarımızı Kırışkal ve Yaylacık arasındaki bölgede otlatıyorduk. Mallarımız acından ölecek diye başka yaylalara göç etmeye karar verdik. Ancak mandıra sahipleri, babam Kır Bekir ‘in süt borcu karşılığı aldığı parayı bahane edip önümüzü kesti. Bizi kaçıyor sandılar, feryadımızı dinlemediler."
Tam o çıkmazda Hoca Ahmet çıkar sahneye. Naim Aşireti’nin o vakur duruşuyla alacaklıların karşısına dikilir:
"Çekilin bu adamların önünden! Ne alacağınız varsa ben kefilim!" Cebinden parayı çıkarıp o adamların avucuna sayar ve onları "Alın paranızı, çekin gidin buradan, utanmaz adamlar!" diyerek huzurundan kovar. Mahmut Amcalara ise "Parayı ne zaman isterseniz o zaman verirsiniz" der, üstüne yoldaki çobanlar ve aile için ellerine azıklar vererek onları dualarla uğurlar.
Hoca Ahmet, iki eşinden olan 11 erkek ve 4 kız evladına sadece mal mülk değil, muazzam bir insanlık mirası bıraktı. Bugün Hocalar Mezrası’na kim gitse, o 11 kardeşten hangisinin kapısını çalsa, karşısında sanki Hoca Ahmet’i görür. Zaten gerçek miras; ne toprak ne paradır, darda kalanın dilinde kalan bir hayır duasında değil midir?....
Bu asil silsilenin bir halkası da Naimler köyüne gelin giden kızı Fatma Teyze'dir. Arada uğrayıp çayını içtiğim o samimi, candan duruşuyla Fatma Teyze, aslında babası Hoca Ahmet’in, dedesi Hüseyin Hoca’nın yaşayan bir gölgesidir. Onların evinde içilen çayın tadı, sadece demiyle değil, bu köklü ailenin misafirperverliğiyle güzelleşir.
Ben çocukken hatırlarım; Hoca Ahmet o meşhur Fiat marka traktörüyle cuma namazlarına bizim köye gelirdi. Dedem onu yemek yedirmeden, en özel ikramlarını sunmadan asla bırakmazdı. O iki eski dostun sohbetindeki o ağırlık, o birbirine olan saygı, bugün Marsilya’da Mahmut Amca’nın dilinde yeniden hayat buldu.
Hoca Ahmet bugün hayatta değil ama adaletiyle, dürüstlüğüyle, darda kalana açtığı kesesiyle, Fatma Teyze ve diğer evlatlarının güler yüzüyle hala aramızda.
“Bazı insanlar öldükten sonra toprağa değil, insanların vicdanına gömülür; orada sessizce yaşamaya devam eder.” Ruhun şad makamın âli olsun Hoca Ahmet... Adaletini babandan, asaletini aşiretinden aldın; vefanı ise bir ömür boyu seni unutmayacak olanların dualarına bıraktın.....
