Günümüz dijital dünyasında, sosyal medya platformlarının sunduğu anlık görünürlük ve hızlı onay mekanizması, geleneksel olarak "ağırlığı" ve ciddiyeti ile bilinen meslekleri icra eden kişileri de içine çekmiş durumda. Öğretmen, doktor, avukat gibi toplumun temel direklerini oluşturan, güven ve sorumluluk üzerine kurulu meslek sahiplerinin, kişisel veya mesleki hesapları üzerinden sergilediği bazı tutumlar, ne yazık ki mesleklerinin saygınlığına gölge düşürmektedir.
Bu kesim profesyonellerin bir kısmında gözlemlenen, içeriğin niteliğinden çok beğeni sayısına odaklanma eğilimi, ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Özellikle genç kitleye hitap etme ve popüler olma arzusu, zaman zaman mesleğin gerektirdiği disiplin ve ihtiyat sınırlarını zorlayan, hatta aşan paylaşımlara yol açmaktadır.
Öğretmenler: Ders materyali hazırlama ciddiyeti yerine, sınıf içinde gösteri niteliğinde içerikler üretmek, eğitim ortamını bir sahneye dönüştürmektedir. Eğitimin temel amacı olan bilgi aktarımı ve karakter inşası, anlık eğlence ve viral olma peşinde göz ardı edilmektedir.
Doktorlar: Hastane ortamının, sağlık gibi hayati bir konunun şov malzemesi yapılması; dans videoları, abartılı tepkiler veya etik sınırları zorlayacak kadar kişisel bilgileri ifşa etmeye yakın içerikler, hasta-hekim arasındaki güven ilişkisini ciddi şekilde zedelemektedir. Tıbbın bilimsel ağırlığı, sığ ve mizahı zorlama içeriklerle buharlaşmaktadır.
Bu mesleklerin sahipleri, sözde veya özde rol modeldir. Onların toplumdaki konumu, bir avukatın adaleti temsil etmesi, bir öğretmenin bilgeliği ve ahlakı yansıtması, bir doktorun ise şefkat ve bilimi birleştirmesi beklentisine dayanır. Sosyal medyada sergilenen savruk, bayağı ve aşırı teşhirci tutumlar, bu beklentileri boşa çıkarmaktadır.
Mesleğin "ağırlığına yakışmayan" hareketler, sadece bireyin itibarını değil, tüm meslek grubunun kurumsal ciddiyetini sorgulatır hale getirmektedir. Zira bir doktoru ciddiye alamayan hasta, bir öğretmene saygı duymayan öğrenci profili, temelinde bu ciddiyet kaybını barındırır. Bu profesyoneller, "fenomen olma" arayışında, toplumsal sözleşmeyle kendilerine yüklenen yüksek ahlaki ve etik sorumlulukları bir kenara
Sosyal medya, elbette kişisel hayatın bir parçasıdır. Ancak kamu hizmeti niteliği taşıyan ve insan hayatına doğrudan dokunan mesleklerde, dijital kimliğin de mesleki etik kurallarla uyumlu olması zorunludur.
Bu profesyoneller, anlık tatmin ve sanal alkış uğruna, yıllar süren eğitimle elde edilen mesleki onuru ve toplumun onlara duyduğu derin saygıyı riske atmaktadır. Yüksek "beğeni" sayıları, düşük mesleki etik ve zayıf karakter anlamına geliyorsa, bu meslek sahiplerinin sadece kendi vicdanlarıyla değil, temsil ettikleri meslek odalarının etik kurullarıyla da hesaplaşmaları gerekmektedir. Bir mesleğin ağırlığı, sadece diplomayla değil, her platformda sergilenen sorumlu davranışla taşınır.