Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Mühürlü Mektuplar: Muhammet Ali’den Gül’e

Bugün size, modern zamanların hızla tüketilip atılan sevdalarından değil; harcı vefa, tuğlası sabır ve çatısı merhametle örülmüş bir "ömürlük" kaleden bahsedeceğim. Bu hikâye, sadece iki insanın bir araya gelme masalı değil; haksızlığa karşı bükülmeyen bir boynun, bir "Gül" uğruna nasır tutan ellerin ve karlı dağları duasıyla eriten bir gönül adamının destanıdır. Kahramanlarım ise, hayatımın en büyük pusulaları; annem Güley ve babam Mehmet Ali. İmam Hatip’in Kararlı Genci ve Bir Devrin Kırılışı Yıl 1960... Türkiye, hem siyasi hem de manevi bir sancının eşiğinde. Babam Mehmet Ali, o dönem yeni açılan ve bir milletin umudu sayılan Kahramanmaraş İmam Hatip Okulu’nun parlak öğrencilerinden biri. Elinde kitapları, dilinde dualarıyla bir neslin yeniden ihyası için sıraları aşındırıyor. Ancak 17 Eylül 1961 sabahı radyodan yayılan o buz gibi ses, sadece Ankara’yı değil, babamın ve ülkenin vicdanını da donduruyor: Merhum Başbakan Adnan Menderes idam edilmiştir. Bu haber, genç Mehmet Ali’nin dünyasında bir zelzele yaratır. Okulun koridorları yasa boğulurken, babam kitaplarını toplar. Okulun o dönemki kıymetli hocalarından Sandal Hoca, babamın bu vakur gidişini fark edince yanına koşar. Onu bir evlat gibi sever, okuyup büyük işler yapmasını ister. "Yapma Mehmet Ali," der hocası, "Sen bu okulun göz bebeğisin. Gitme, bırakma; biz sana her türlü desteği veririz, neye ihtiyacın varsa biz buradayız, yeter ki kalemini bırakma!" Ama babamın cevabı, bugün bile kulaklarımızda yankılanan bir onur abidesidir: "Hocam," der, gözlerinden dökülen yaşlara rağmen dik duruşunu bozmadan; "Böyle bir adamı, bu milletin hizmetkarını asan bir düzende, ben artık o adalet üzerine ders dinleyemem. Bu zulmü asla kabullenemiyorum. Kalemim de kağıdım da bu yasla birlikte kapanmıştır." Ve babam, önüne serilen tüm imkânları elinin tersiyle iterek, inandığı değerler uğruna istikbalini o okulun kapısında bırakıp çıkar. Bu, bir gencin haksızlığa karşı gösterdiği en sessiz ama en asil protestodur. Okulu bırakan Mehmet Ali köyüne döner ama kalbinde bir başka yangın, bir başka imtihan vardır: Güley. Annem Güley, yörenin varlıklı bir ağasının kızıdır. Bir yanda geniş araziler, konaklar; diğer yanda ise davası uğruna okulu bırakmış, tek sermayesi onuru olan bir genç... Mehmet Ali, bir ağa kızının gönlüne giden yolun "emekten" geçtiğini bilir. Gurur yapmaz, "Ben okumuş adamım" demez; sevdiği kadının ailesinin yanına işçi olarak girer. Aylarca o konağın topraklarını çapalar, ahırlardan zibilleri (hayvan gübresi) sırtına aldığı çuvallarla atar,  harman döver, güneşin altında ter döker. Okulda kalem tutan o ince parmaklar, şimdi sevdiği kadına layık olduğunu ispatlamak için nasır tutmaktadır. O nasırlar, aslında anneme fısıldanan en dürüst aşk mektubudur. Nihayetinde o dürüstlük ve alın teri, aşılmaz denilen kale kapılarını bir bir açar. Karlı Dağların Ardındaki "Muhammet Ali" Vuslat gerçekleşir ama hayatın cilvesi bitmez. Evliliklerinin taze baharında vatan borcu kapıyı çalar. Babam Mehmet Ali, "Gül"ünü geride bırakıp karlı dağların ardına, Erzurum’a vatan borcu yoluna düşer. O dönem gurbet zordur; ne telefon vardır ne bir ses... Hasret, haftalarca yolda kalan, özenle katlanmış mektuplara emanettir. Babam, kışla koğuşunda gaz lambasının cılız ışığında defterini açtığında, o artık sadece Mehmet Ali değildir; şiirlerinde manevi bir derinliğe bürünmüş "Muhammet Ali" dir. Sevdiği kadın ise şiirlerindeki kutsal mabedi olan "Gül" dür. Defterinin girişine o meşhur duasını, bir mühür gibi kazır: "Muhammet Ali yalvar dedi ki yaradan, Karlı dağlar çıksın artık aradan. Gülüme kavuştur beni yaradan,  Gül’ün hasretini verme Allah’ım." Bu dizeler, araya giren o devasa karlı dağları duasıyla aşmaya çalışan bir aşığın, Yaradan’a en saf sığınışıdır. Yıllar yılları kovalar, saçlara karlar yağar ama bu sevdanın baharı hiç bitmez. Biz evlatları için aşk; babamızın her akşam büyük bir sükunetle annemizin yanına çöküp, onun tırnaklarını bir kuyumcu titizliğiyle, şefkatle kesişidir. İmam Hatip diploması belki duvarda yoktur ama babam, bir eşe nasıl hürmet edileceğinin, bir kadının gönlüne nasıl "hizmetkar" olunacağının en büyük ilmini bizzat evimizde yaşayarak öğretmiştir bize. Mehmet Ali ve Güley’in hikâyesi; haksızlığa karşı bükülmeyen bir boynun, bir "Gül" uğruna dökülen alın terinin ve yaşlılıkta bile titremeyen bir merhametin öyküsüdür. Onlar bize şunu fısıldıyor: Gerçek sevgi, karlı dağlar kadar sert zorluklara göğüs germek ve bir ömür boyu o sevdanın nöbetini tutmaktır. Yazar Notu: Bu yazı, unutulan değerlerin, sadakatin ve karakterli bir duruşun bir ömre nasıl nakşedildiğinin vesikasıdır......  
Ekleme Tarihi: 06 Ocak 2026 -Salı

Mühürlü Mektuplar: Muhammet Ali’den Gül’e

Bugün size, modern zamanların hızla tüketilip atılan sevdalarından değil; harcı vefa, tuğlası sabır ve çatısı merhametle örülmüş bir "ömürlük" kaleden bahsedeceğim. Bu hikâye, sadece iki insanın bir araya gelme masalı değil; haksızlığa karşı bükülmeyen bir boynun, bir "Gül" uğruna nasır tutan ellerin ve karlı dağları duasıyla eriten bir gönül adamının destanıdır. Kahramanlarım ise, hayatımın en büyük pusulaları; annem Güley ve babam Mehmet Ali.

İmam Hatip’in Kararlı Genci ve Bir Devrin Kırılışı

Yıl 1960... Türkiye, hem siyasi hem de manevi bir sancının eşiğinde. Babam Mehmet Ali, o dönem yeni açılan ve bir milletin umudu sayılan Kahramanmaraş İmam Hatip Okulu’nun parlak öğrencilerinden biri. Elinde kitapları, dilinde dualarıyla bir neslin yeniden ihyası için sıraları aşındırıyor. Ancak 17 Eylül 1961 sabahı radyodan yayılan o buz gibi ses, sadece Ankara’yı değil, babamın ve ülkenin vicdanını da donduruyor: Merhum Başbakan Adnan Menderes idam edilmiştir.

Bu haber, genç Mehmet Ali’nin dünyasında bir zelzele yaratır. Okulun koridorları yasa boğulurken, babam kitaplarını toplar. Okulun o dönemki kıymetli hocalarından Sandal Hoca, babamın bu vakur gidişini fark edince yanına koşar. Onu bir evlat gibi sever, okuyup büyük işler yapmasını ister. "Yapma Mehmet Ali," der hocası, "Sen bu okulun göz bebeğisin. Gitme, bırakma; biz sana her türlü desteği veririz, neye ihtiyacın varsa biz buradayız, yeter ki kalemini bırakma!"

Ama babamın cevabı, bugün bile kulaklarımızda yankılanan bir onur abidesidir: "Hocam," der, gözlerinden dökülen yaşlara rağmen dik duruşunu bozmadan; "Böyle bir adamı, bu milletin hizmetkarını asan bir düzende, ben artık o adalet üzerine ders dinleyemem. Bu zulmü asla kabullenemiyorum. Kalemim de kağıdım da bu yasla birlikte kapanmıştır." Ve babam, önüne serilen tüm imkânları elinin tersiyle iterek, inandığı değerler uğruna istikbalini o okulun kapısında bırakıp çıkar. Bu, bir gencin haksızlığa karşı gösterdiği en sessiz ama en asil protestodur.

Okulu bırakan Mehmet Ali köyüne döner ama kalbinde bir başka yangın, bir başka imtihan vardır: Güley. Annem Güley, yörenin varlıklı bir ağasının kızıdır. Bir yanda geniş araziler, konaklar; diğer yanda ise davası uğruna okulu bırakmış, tek sermayesi onuru olan bir genç...

Mehmet Ali, bir ağa kızının gönlüne giden yolun "emekten" geçtiğini bilir. Gurur yapmaz, "Ben okumuş adamım" demez; sevdiği kadının ailesinin yanına işçi olarak girer. Aylarca o konağın topraklarını çapalar, ahırlardan zibilleri (hayvan gübresi) sırtına aldığı çuvallarla atar,  harman döver, güneşin altında ter döker. Okulda kalem tutan o ince parmaklar, şimdi sevdiği kadına layık olduğunu ispatlamak için nasır tutmaktadır. O nasırlar, aslında anneme fısıldanan en dürüst aşk mektubudur. Nihayetinde o dürüstlük ve alın teri, aşılmaz denilen kale kapılarını bir bir açar.

Karlı Dağların Ardındaki "Muhammet Ali"

Vuslat gerçekleşir ama hayatın cilvesi bitmez. Evliliklerinin taze baharında vatan borcu kapıyı çalar. Babam Mehmet Ali, "Gül"ünü geride bırakıp karlı dağların ardına, Erzurum’a vatan borcu yoluna düşer. O dönem gurbet zordur; ne telefon vardır ne bir ses... Hasret, haftalarca yolda kalan, özenle katlanmış mektuplara emanettir.

Babam, kışla koğuşunda gaz lambasının cılız ışığında defterini açtığında, o artık sadece Mehmet Ali değildir; şiirlerinde manevi bir derinliğe bürünmüş "Muhammet Ali" dir. Sevdiği kadın ise şiirlerindeki kutsal mabedi olan "Gül" dür. Defterinin girişine o meşhur duasını, bir mühür gibi kazır:

"Muhammet Ali yalvar dedi ki yaradan,

Karlı dağlar çıksın artık aradan.

Gülüme kavuştur beni yaradan,

 Gül’ün hasretini verme Allah’ım."

Bu dizeler, araya giren o devasa karlı dağları duasıyla aşmaya çalışan bir aşığın, Yaradan’a en saf sığınışıdır.

Yıllar yılları kovalar, saçlara karlar yağar ama bu sevdanın baharı hiç bitmez. Biz evlatları için aşk; babamızın her akşam büyük bir sükunetle annemizin yanına çöküp, onun tırnaklarını bir kuyumcu titizliğiyle, şefkatle kesişidir. İmam Hatip diploması belki duvarda yoktur ama babam, bir eşe nasıl hürmet edileceğinin, bir kadının gönlüne nasıl "hizmetkar" olunacağının en büyük ilmini bizzat evimizde yaşayarak öğretmiştir bize.

Mehmet Ali ve Güley’in hikâyesi; haksızlığa karşı bükülmeyen bir boynun, bir "Gül" uğruna dökülen alın terinin ve yaşlılıkta bile titremeyen bir merhametin öyküsüdür. Onlar bize şunu fısıldıyor: Gerçek sevgi, karlı dağlar kadar sert zorluklara göğüs germek ve bir ömür boyu o sevdanın nöbetini tutmaktır.

Yazar Notu: Bu yazı, unutulan değerlerin, sadakatin ve karakterli bir duruşun bir ömre nasıl nakşedildiğinin vesikasıdır......

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nuri
(06.01.2026 22:10 - #247)
Babanda enbuyuk sevdayı Erzurum da iliklerine kadar yaşamış
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.