Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Nurdağı’nın Kültür Hazinesinde Bir İnci: Keferdizli Âşık Cemal Dede

Yıl 1998... Genç bir öğretmen olarak Sakçagözü (Keferdiz) İlköğretim Okulu’na atandığımda, Nurdağı’nın sadece bir coğrafya değil; muazzam ve zengin bir kültür mozaiği olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i, Alevi’si ve Sünni’siyle bu topraklar; asırlardır huzurla yoğrulmuş, her rengin bir diğerine saygı duyduğu eşsiz bir Anadolu tablosuydu. Benim için bu topraklar sadece bir görev yeri değil, her köşesi araştırılması ve gün yüzüne çıkarılması gereken devasa bir kültür hazinesiydi. Bu sevdanın, yıllarca yaptığım gezi, gözlem ve incelemeler sonucunda bir esere dönüşmesi, bu toprağın bir evladı olan benim için bir vefa borcuydu. Elime bir defter, bir kalem ve bir çanta alıp köy köy dolaşmaya başladığımda, bu zenginliği “Bütün Yönleriyle Nurdağı” adıyla bir kitapta topladım. İstedim ki Nurdağı’nın halk bilimi tüm yönleriyle bir eserde birleşsin. Nurdağı isminin kökeninden tarihçesine; sosyokültürel yapısından efsanelerine, ninnilerinden halk hekimliğine kadar her şeyi kapsayan bu eser, 2003 yılında Nurdağı Kaymakamlığı tarafından yayınlandı. Ancak o yolculuğun en bilge duraklarından biri, kuşkusuz Alevi-Bektaşi geleneğinin ozanı Keferdizli Âşık Cemal Dede (Cemal Özbozok) idi. Mücrimi’den Günahkâr’a: Bir İrfan Silsilesi Cemal Dede ile yaptığım sohbetlerde öğrendim ki, onun beslendiği pınar Keferdiz’in meşhur Hurşit Ağa Konağı’na dayanıyordu Cemal Dede’nin babası olan Aşık Mücrimi (Çolak Dede) de bu konağın en seçkin simalarından biriydi. Cemal Dede, babasının ünlü ozan Davut Sulari ile yaptığı atışmaları büyük bir heyecanla anlatırdı. Mücrimi’nin şu dörtlüğü, o dönemin edebi ağırlığını özetler: “Mücrimiyem sofu hacı değilem / Dil revalar gibi falcı değilem / Boşa sıkan ahmak avcı değilem / Otur edebinle haddini tanı.” Cemal Dede, şiirlerinde “Âşık Günahkâr” mahlasını kullanırdı. Bir sohbetimizde dert üzerine kurduğu şu diyalog hala belleğimdedir: “Derde düştüm tabibe vardım / Vardım ki tabiblerin derdi benden çok / Dedim tabiblerin derdi olur mu? / Dedi bu dünyada dertsiz insan yok. Cemal Dede’nin bu derinliği, eşi Feride Ana’nın dilinde de yankı bulmuştu. Cemal Dede’ye olan hürmetini şu zarif dörtlükle dile getirmişti: “Ata binmiş efendi / Ceketi kahverengi / Ne güzel deyiş söyler / İsmi Cemal Efendi.” İlk görüşmemizde bahçesinde ağaçlarına su kanalları açarken gördüğüm o kasketli köylü, aslında içinde koskoca bir konak kültürünü ve engin marifet şuurunu taşıyordu. Meşhur “Ne Bilsin” şiirinde dediği gibi: “Arif olup aklın fendin tartmayan / Sarraf olup kimyayı fark etmeyen / Tüccar olup metah alıp satmayan / Kutluyu, kumaşı, şalı ne bilsin.” Zaman akıp geçti, o güzel insanlar birer birer sessizliğe büründü. Öğrendim ki, Keferdiz’in o bilge çınarı Âşık Cemal Dede, pandemi döneminde hakka yürümüş. Onun derya gönlünden nasiplenen, hatıralarımızın ve deyişlerin zarif eşlikçisi Feride Ana ise 6 Şubat depreminin o ağır yükünü yaşamış. Depremde evi yıkılan Feride Ana, şimdilerde Ayvalık’ta kızının yanında ikamet etmekteymiş. Şükür ki hayatta ve o kadim kültürü hala yüreğinde taşıyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, Âşık Günahkâr’ın dizelerinin Nurdağı’nın gerçek ruhu olduğunu bir kez daha anlıyorum. Hurşit Ağa’nın konağından yükselen o deyişler, gidenlerin aziz hatırası ve kalanların sabrıyla gönüllerimizde yankılanmaya devam ediyor.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

Nurdağı’nın Kültür Hazinesinde Bir İnci: Keferdizli Âşık Cemal Dede

Yıl 1998... Genç bir öğretmen olarak Sakçagözü (Keferdiz) İlköğretim Okulu’na atandığımda, Nurdağı’nın sadece bir coğrafya değil; muazzam ve zengin bir kültür mozaiği olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Çerkez’i, Alevi’si ve Sünni’siyle bu topraklar; asırlardır huzurla yoğrulmuş, her rengin bir diğerine saygı duyduğu eşsiz bir Anadolu tablosuydu. Benim için bu topraklar sadece bir görev yeri değil, her köşesi araştırılması ve gün yüzüne çıkarılması gereken devasa bir kültür hazinesiydi. Bu sevdanın, yıllarca yaptığım gezi, gözlem ve incelemeler sonucunda bir esere dönüşmesi, bu toprağın bir evladı olan benim için bir vefa borcuydu.

Elime bir defter, bir kalem ve bir çanta alıp köy köy dolaşmaya başladığımda, bu zenginliği “Bütün Yönleriyle Nurdağı” adıyla bir kitapta topladım. İstedim ki Nurdağı’nın halk bilimi tüm yönleriyle bir eserde birleşsin. Nurdağı isminin kökeninden tarihçesine; sosyokültürel yapısından efsanelerine, ninnilerinden halk hekimliğine kadar her şeyi kapsayan bu eser, 2003 yılında Nurdağı Kaymakamlığı tarafından yayınlandı. Ancak o yolculuğun en bilge duraklarından biri, kuşkusuz Alevi-Bektaşi geleneğinin ozanı Keferdizli Âşık Cemal Dede (Cemal Özbozok) idi.

Mücrimi’den Günahkâr’a: Bir İrfan Silsilesi

Cemal Dede ile yaptığım sohbetlerde öğrendim ki, onun beslendiği pınar Keferdiz’in meşhur Hurşit Ağa Konağı’na dayanıyordu Cemal Dede’nin babası olan Aşık Mücrimi (Çolak Dede) de bu konağın en seçkin simalarından biriydi. Cemal Dede, babasının ünlü ozan Davut Sulari ile yaptığı atışmaları büyük bir heyecanla anlatırdı. Mücrimi’nin şu dörtlüğü, o dönemin edebi ağırlığını özetler: “Mücrimiyem sofu hacı değilem / Dil revalar gibi falcı değilem / Boşa sıkan ahmak avcı değilem / Otur edebinle haddini tanı.”

Cemal Dede, şiirlerinde “Âşık Günahkâr” mahlasını kullanırdı. Bir sohbetimizde dert üzerine kurduğu şu diyalog hala belleğimdedir: “Derde düştüm tabibe vardım / Vardım ki tabiblerin derdi benden çok / Dedim tabiblerin derdi olur mu? / Dedi bu dünyada dertsiz insan yok.

Cemal Dede’nin bu derinliği, eşi Feride Ana’nın dilinde de yankı bulmuştu. Cemal Dede’ye olan hürmetini şu zarif dörtlükle dile getirmişti: “Ata binmiş efendi / Ceketi kahverengi / Ne güzel deyiş söyler / İsmi Cemal Efendi.” İlk görüşmemizde bahçesinde ağaçlarına su kanalları açarken gördüğüm o kasketli köylü, aslında içinde koskoca bir konak kültürünü ve engin marifet şuurunu taşıyordu. Meşhur “Ne Bilsin” şiirinde dediği gibi: “Arif olup aklın fendin tartmayan / Sarraf olup kimyayı fark etmeyen / Tüccar olup metah alıp satmayan / Kutluyu, kumaşı, şalı ne bilsin.”

Zaman akıp geçti, o güzel insanlar birer birer sessizliğe büründü. Öğrendim ki, Keferdiz’in o bilge çınarı Âşık Cemal Dede, pandemi döneminde hakka yürümüş. Onun derya gönlünden nasiplenen, hatıralarımızın ve deyişlerin zarif eşlikçisi Feride Ana ise 6 Şubat depreminin o ağır yükünü yaşamış. Depremde evi yıkılan Feride Ana, şimdilerde Ayvalık’ta kızının yanında ikamet etmekteymiş. Şükür ki hayatta ve o kadim kültürü hala yüreğinde taşıyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Âşık Günahkâr’ın dizelerinin Nurdağı’nın gerçek ruhu olduğunu bir kez daha anlıyorum. Hurşit Ağa’nın konağından yükselen o deyişler, gidenlerin aziz hatırası ve kalanların sabrıyla gönüllerimizde yankılanmaya devam ediyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (1)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kemal YILDIRIM
(16.01.2026 13:06 - #250)
Kaleminize, duygu ve düşüncelerinize sağlık Beni alıp yıllar öncesine götürdünüz 10 Kasım İlköğretim Okulu’nda komşularımı. Az meyve sebze yemedik . Selam ve saygılar
Mehmet Dal Eyvallah güzel bir erendi ruhu şad olsun
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.