İnsan hayatını anlamlı kılan, karakterini yoğuran en kıymetli kişiler kimlerdir diye sorsalar, tereddütsüz öğretmenler derim. Onlar sadece bilgi aktarmaz; bizi topluma faydalı bir birey konumuna getiren, dünyamızı şekillendiren, ruhumuza dokunan mimarlardır. Bu derin anlamı, aradan yıllar geçse de kalbimde taptaze duran iki özel öğretmenimle yaşadım.
Müzeyyen Öğretmen ve Yüreğe Yapılan İlk Dokunuş
İlk okulum... Bir köy okulu bile değildi. Bir köy odası tahsis edilmiş, bizler birleştirilmiş sınıfta okuyorduk. Köyümüze atanan o genç öğretmen; Müzeyyen Öğretmen. Köyün tamamı akrabalardan oluşurken, o, annemin, ablamın, teyzelerim ve halalarım dışında bambaşka bir yabancıydı. Bu durum beni hem çekingen kılıyor hem de tarifi zor bir merakla dolduruyordu. Babam elimden tutarak beni okula götürdüğünde, o anı dün gibi hatırlarım.
Okulun önünde, köyün bazı kızlarıyla eski sıraları yıkıyorlardı. Gözüm, çekinerek de olsa, o zarif bayana dikilmişti. Babam beni yanına götürdü, bir "Hoş geldin" dediğinde, utangaçlıktan tek kelime edemedim. Sadece gözlerinin içine baktım. O kadar sıcak, o kadar insana güven veren bir tavrı vardı ki, küçücük yüreğim anında ona ısınmıştı.
Sıralar içeri taşındı. O gün, benim için bir başlangıçtı. Ortadaki bir sıraya oturtup başımı okşamıştı, ilk defa birinin dokunuşu, başıma değil, doğrudan yüreğime dokunmuştu. Hoca Dedemin evinin bir odasında ninesiyle kalan, ulaşımın zor olduğu köyümüze atanan o genç kadın, bize okumayı, sevgiyi ve şefkati öğreten ışık kaynağımızdı.
Tayini çıkıp gittiğinde... Yokluğunu okula gittiğimizde anladık. Köydekilerle vedalaşarak ayrılmıştı, neden bize veda etmediğini hala düşünmeden edemiyorum. O gidiş, bir çocuğun kalbine zorlu, tarifsiz bir ağırlık bırakmıştı. Onu çok ama çok sevmiştim. Bugün hâlâ her Öğretmenler Günü’nde onu hayırla yâd ederim. Yıllar sonra ulaşıp attığım mesaja çok memnun olduğunu söylemişti. Benim hafızamda, emekli ve yaşlı hali değil, küt saçlı, zayıf, beyaz tenli genç köy öğretmeni olarak capcanlı duruyor. O ilk ve en masum dokunuşu asla unutmadım.
Ömer Öğretmen ve Unutulmaz Hayat Tokadı
Eğitim hayatımıza devam ederken, Müzeyyen Öğretmenden sonra köyümüze Ömer Öğretmen atandı. Uzun boylu, kibar, disiplinli bir isimdi. Yine birleştirilmiş sınıfta bir problem çözülüyordu. Ben yapamamıştım. "Kim yapacak?" diye sorduğunda, benden küçük kız kardeşim Ayşegül, tahtaya çıkmadan eline tebeşir bile almadan, o problemi oturduğu yerden, kafadan çözüp hemen sonucu söylemişti. Matematiği benden çok daha iyiydi.
Öğretmen onu tahtaya çağırdı, aferin dedi ve ödüllendirdi. Sonra, dönüp bana hitaben, herkesin gözü önünde, "Ağabeyine bir tokat at!" dedi.
Şaşkınlık ve utançla neye uğradığımı şaşırdım. Kız kardeşim bana tokat attı. O an, bu sert dersin manasını idrak edemedim. Yıllar sonra anladım ki, Ömer Öğretmen, bana sadece matematik öğretmiyordu; bana kibrin ve tembelliğin bedelini, başarının değerini o unutulmaz tokatla öğretiyordu.
Ancak bu hadise bende derin bir iz bıraktı. O günden sonra, Matematik dersini maalesef hiç sevemedim. Gerek ortaokul, gerekse lise hayatım boyunca, Matematik dersi olduğunda yüreğime hep bir sızı girerdi. "Öğretmen acaba bana soru sorar mı? Beni tahtaya kaldırır da bilmezsem mahcup olur muyum?" kaygısını hep taşıdım. O tokat, öğrenme hevesimi kırmış, bir travmaya dönüşmüştü.
Bu dersi veren öğretmenimi de hiç unutmadım. Hayırla yâd ediyorum. Onun da bizi çok sevdiğini biliyordum; öğretim metodu farklı da olsa, bizi hayata hazırlıyordu. Pandemi döneminde vefat ettiğini öğrendim çok üzüldüm. Allah rahmet eylesin.
Bu iki öğretmenim, iki farklı metotla, şefkatle ve disiplinle hayatıma şekil verdi. Onların dokunuşu, imajı, bir çocuğun geleceğini inşa eden en önemli yapı taşlarıydı. Birinin şefkati ömrümce süren bir huzur bıraktı, diğerinin dersi ise ömür boyu süren bir kaygı.
Her Öğretmenler Günü’nde, bu iki değerli insanı anarken, içimde aynı anda hem Müzeyyen Öğretmen'in sıcaklığı hem de Ömer Öğretmen'in öğretici sertliğinin bıraktığı sızı canlanır. Öğretmenlik, sadece bilgi aktarmak değil, bir çocuğun ruhuna dokunarak tüm bir toplumu inşa etme sanatıdır. Onların dokunuşları, asla silinmeyen, anlam yüklü bir miras bırakır.
Bu vesileyle, hayatlarımıza iz bırakan, bize bir harf değil, bir hayat öğreten tüm kıymetli öğretmenlerimizi saygıyla anıyorum. Onların emeği, bu dünyanın en büyük zenginliğidir......