Mercan Ciğerli
Köşe Yazarı
Mercan Ciğerli
 

Boşluğu İnkâr Etmek: Bardağın Dolu Tarafından Bakmak

“Bardağın dolu tarafından bak.” Çağın en hızlı tesellisi. Ama belki de en yüzeysel olanı. Çünkü bu cümle çoğu zaman bir umut değil, bir baskı üretir. Üzülme. Dağılma. Negatif olma. Oysa insan bir vitrin değildir. İnsan, duygularını bastırarak değil; onlardan geçerek olgunlaşır. Kadim öğretiler insanın eksik yaratıldığını söyler. İnsan mutlak değildir; muhtaçtır. Bu muhtaçlık bir kusur değil, varoluşun kendisidir. Eksik olduğunu bilmek bilgeliktir. Eksiksiz olduğunu sanmak ise yanılgı. Tasavvuf geleneğinde “fakr” denilen bir hâl vardır: İnsan, kendi yetersizliğini idrak ettiği ölçüde derinleşir. Çünkü boşluk, yöneliş doğurur. İhtiyaç olmasa arayış olmazdı. Kadim bir hikâye anlatılır: Bir öğrenci, hocası olan bir bilgene çatlak bir testiyle su taşır. Yol boyunca suyun yarısı akmıştır. Öğrenci mahcuptur: “Bu testi kusurlu, suyu tutamıyor.” Bilgin, öğrenciyi geldiği yoldan geri götürür. Yol kenarında çiçekler açmıştır. “Bu çiçekleri görüyor musun?” der. “Testinin çatlağından akan su, bu yolu yeşertti.” Bilgin susar. İşte bu hikâye tam burada durmamız gerektiğini söyler: Bu hikâye, kırıldığın yeri tanı; fakat o kırığı kimliğin hâline getirme demektir. Acını kabul et, ama acı üzerinden bir karakter inşa etme. “Bardağın boş tarafı” aslında psikolojik bir tavsiye değil; ontolojik bir gerçeğe temas eder. İnsan eksiktir. Bu eksiklik sonradan oluşmuş bir arıza değildir; varoluşun yapısal özelliğidir. İnsan sınırlıdır, fanidir, bilgisiz doğar, muhtaç yaşar. Mutlak değildir. Boşluk, bir kusur değil; insan olmanın şartıdır. Boşluğu inkâr etmek, insanın kendi sınırlarını inkâr etmesidir. sorumluluğunu  inkâr eden, ya kibire düşer ya da hayal dünyasında yaşar. Eksiklik aynı zamanda hareketin kaynağıdır. Eğer tamamen dolu olsaydık öğrenme olmazdı. Arayış olmazdı. Sanat, dua, sevgi olmazdı. İnsan aradığı için insandır. Fakat eksiklik iki yöne açılır: Ya seni arayışa götürür ya da mağduriyete. İşte hikâyenin uyarısı burada devreye girer: Boşluğu gör. Ama onunla özdeşleşme. Çünkü insan, sahip olduğu yaradan daha geniştir. İnsan bazen yarasını iyileştirmek yerine, onun etrafında bir kimlik örer. “Kırık” olmak derinlik sanılır. “Sarsılmış” olmak bilgelik sayılır. Modern pozitif düşünce kültürü ise başka bir uçta durur. Acıyı hızla cilalar. Yarayı hemen hikmete bağlar. Kırgınlığı “iyi tarafından bak” cümlesiyle susturur. Oysa insan ruhu bastırılanı unutmaz. İnkâr edilen boşluk büyür. Sürekli güçlü görünmeye zorlanan insan, bir gün kendi içinden taşar. Gerçek iyimserlik, karanlığı inkâr etmez. Gerçek güç, zayıflığı kabul edebilmektir. Bardağın dolu tarafını gerçekten doldurmak istiyorsak önce boş tarafla dürüstçe oturmalıyız. Eksikliği inkâr etmeden. Duyguyu bastırmadan. Sorumluluk alarak. İç kaynağı besleyerek. Çünkü bardak kendi kendine dolmaz. Ve kimsenin parlak cümlesi senin yerine su taşımaz. Hakikat şudur: Bardak yarım olabilir. Bu utanılacak bir şey değildir. Ama yarım olduğunu inkâr etmek, insanı susuz bırakır. Ya boşluğu cesaretle kabul edip doldurmayı öğreneceksin ya da sloganlarla oyalanacaksın. Hayat, dolu tarafı seyredenleri değil; boş tarafı dürüstçe dolduranları büyütür.
Ekleme Tarihi: 02 Mart 2026 -Pazartesi

Boşluğu İnkâr Etmek: Bardağın Dolu Tarafından Bakmak

“Bardağın dolu tarafından bak.”

Çağın en hızlı tesellisi.

Ama belki de en yüzeysel olanı.

Çünkü bu cümle çoğu zaman bir umut değil, bir baskı üretir.

Üzülme. Dağılma. Negatif olma.

Oysa insan bir vitrin değildir.

İnsan, duygularını bastırarak değil; onlardan geçerek olgunlaşır.

Kadim öğretiler insanın eksik yaratıldığını söyler. İnsan mutlak değildir; muhtaçtır. Bu muhtaçlık bir kusur değil, varoluşun kendisidir. Eksik olduğunu bilmek bilgeliktir. Eksiksiz olduğunu sanmak ise yanılgı.

Tasavvuf geleneğinde “fakr” denilen bir hâl vardır: İnsan, kendi yetersizliğini idrak ettiği ölçüde derinleşir. Çünkü boşluk, yöneliş doğurur. İhtiyaç olmasa arayış olmazdı.

Kadim bir hikâye anlatılır:

Bir öğrenci, hocası olan bir bilgene çatlak bir testiyle su taşır. Yol boyunca suyun yarısı akmıştır. Öğrenci mahcuptur:

“Bu testi kusurlu, suyu tutamıyor.”

Bilgin, öğrenciyi geldiği yoldan geri götürür. Yol kenarında çiçekler açmıştır.

“Bu çiçekleri görüyor musun?” der.

“Testinin çatlağından akan su, bu yolu yeşertti.”

Bilgin susar.

İşte bu hikâye tam burada durmamız gerektiğini söyler:

Bu hikâye, kırıldığın yeri tanı; fakat o kırığı kimliğin hâline getirme demektir.

Acını kabul et, ama acı üzerinden bir karakter inşa etme.

“Bardağın boş tarafı” aslında psikolojik bir tavsiye değil; ontolojik bir gerçeğe temas eder.

İnsan eksiktir.

Bu eksiklik sonradan oluşmuş bir arıza değildir; varoluşun yapısal özelliğidir. İnsan sınırlıdır, fanidir, bilgisiz doğar, muhtaç yaşar. Mutlak değildir. Boşluk, bir kusur değil; insan olmanın şartıdır.

Boşluğu inkâr etmek, insanın kendi sınırlarını inkâr etmesidir.

sorumluluğunu  inkâr eden, ya kibire düşer ya da hayal dünyasında yaşar.

Eksiklik aynı zamanda hareketin kaynağıdır.

Eğer tamamen dolu olsaydık öğrenme olmazdı.

Arayış olmazdı.

Sanat, dua, sevgi olmazdı.

İnsan aradığı için insandır.

Fakat eksiklik iki yöne açılır:

Ya seni arayışa götürür ya da mağduriyete.

İşte hikâyenin uyarısı burada devreye girer:

Boşluğu gör.

Ama onunla özdeşleşme.

Çünkü insan, sahip olduğu yaradan daha geniştir.

İnsan bazen yarasını iyileştirmek yerine, onun etrafında bir kimlik örer.

“Kırık” olmak derinlik sanılır.

“Sarsılmış” olmak bilgelik sayılır.

Modern pozitif düşünce kültürü ise başka bir uçta durur.

Acıyı hızla cilalar.

Yarayı hemen hikmete bağlar.

Kırgınlığı “iyi tarafından bak” cümlesiyle susturur.

Oysa insan ruhu bastırılanı unutmaz.

İnkâr edilen boşluk büyür.

Sürekli güçlü görünmeye zorlanan insan, bir gün kendi içinden taşar.

Gerçek iyimserlik, karanlığı inkâr etmez.

Gerçek güç, zayıflığı kabul edebilmektir.

Bardağın dolu tarafını gerçekten doldurmak istiyorsak önce boş tarafla dürüstçe oturmalıyız.

Eksikliği inkâr etmeden.

Duyguyu bastırmadan.

Sorumluluk alarak.

İç kaynağı besleyerek.

Çünkü bardak kendi kendine dolmaz.

Ve kimsenin parlak cümlesi senin yerine su taşımaz.

Hakikat şudur:

Bardak yarım olabilir.

Bu utanılacak bir şey değildir.

Ama yarım olduğunu inkâr etmek,

insanı susuz bırakır.

Ya boşluğu cesaretle kabul edip doldurmayı öğreneceksin

ya da sloganlarla oyalanacaksın.

Hayat, dolu tarafı seyredenleri değil;

boş tarafı dürüstçe dolduranları büyütür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.