Bir evin içinde iki insan yaşar... Aynı sofraya oturur, aynı dertleri paylaşır, aynı geleceğin hayalini kurar. Fakat bazen farkında olmadan yan yana duran iki insan, birbirinin karşısında durmaya başlar.
Aslında kimse evlenirken eşiyle yarışmak için yola çıkmaz. Ama zamanla bazı duygular, bazı kırgınlıklar ve bazı korkular eşleri görünmez bir rekabetin içine sürükleyebilir.
"Ben daha çok emek verdim."
"Ben daha fazla fedakârlık yaptım."
"Benim sözüm neden dikkate alınmıyor?"
Derken evin içinde sessiz bir yarış başlar. Kimin daha haklı olduğu, kimin daha çok yorulduğu, kimin daha fazla değer gördüğü konuşulmaya başlanır. Oysa evlilik, kimin kazandığı bir yarış değil; birlikte kazanmanın yoludur.
Psikoloji bize gösteriyor ki eşler arasındaki rekabetin temelinde çoğu zaman başarı hırsından çok, değersiz hissetme korkusu vardır. İnsan bazen eşinin başarısından rahatsız olmaz; o başarının yanında kendini yetersiz hissetmekten korkar. Sürekli kıyaslanan, yeterince takdir edilmeyen veya sevgiyi başarıyla ilişkilendirerek büyüyen kişiler, yetişkinlikte de kendilerini ispat etmeye çalışabilirler.
Oysa bir insanın eşine dönüp, "Sana rakip gibi davranıyorum çünkü yanında değersiz görünmekten korkuyorum" diyebilmesi birçok sorunun çözümüdür. Çünkü samimiyetin başladığı yerde rekabet azalır, dayanışma güçlenir.
Mesele yalnızca bireysel değildir. Yaşadığımız çağ da insanı sürekli yarışa davet ediyor. Daha başarılı ol, daha çok kazan, daha görünür ol, daha fazla tüket... Bu anlayış iş yerinde kalmıyor; evlerin içine kadar giriyor. Sosyal medya da bu duyguyu besliyor. İnsanlar artık sadece komşularıyla değil, dünyanın geri kalanıyla da kıyaslanıyor. Bu kıyaslama kültürü zamanla eşlerin birbirlerine bakışını da etkiliyor.
Oysa aile bir yarış pisti değildir.
Eşler aynı takımın oyuncularıdır.
Aynı takımın oyuncuları birbirini yenmeye çalıştığında takım kaybeder. Ama birbirine destek olduğunda herkes kazanır.
İşte burada "rakip" ve "refik" arasındaki fark ortaya çıkar.
Rakip, diğerini geçmeye çalışandır; refik ise yükü hafifleten, düştüğünde el uzatan yol arkadaşıdır.
Biri mesafeyi artırır, diğeri yakınlığı büyütür.
Biri "Ben nasıl öne geçerim?" diye düşünür.
Diğeri "Biz nasıl birlikte yürürüz?" diye sorar.
İslam ahlakı ve tasavvuf geleneği de evliliğe tam olarak bu pencereden bakar. Kur'an-ı Kerim eşleri birbirinin "elbisesi" olarak tanımlar. Elbise örter, korur, eksikleri gizler ve tamamlar. Hiçbir elbise bedenle yarışmaz. Onu korur ve güzelleştirir.
Bu yüzden aile, üstünlük kurma yeri değil; birbirini koruma ve tamamlama mekânıdır.
Büyüklerimiz asıl erdemin eşini yenmekte değil, kendi nefsini yenmekte olduğunu söylemişlerdir. Çünkü insan karşısındaki kişiyi mağlup ederek değil; kibrini, öfkesini ve benmerkezciliğini terbiye ederek olgunlaşır.
Tasavvufun diliyle söylersek insanın asıl rakibi eşi değil, nefsidir.
Ne yazık ki birçok ilişkide yaşanan rekabet zamanla bir kısır döngüye dönüşür. Bir taraf kendini kabul ettirmek için baskın olmaya çalışır. Diğeri kendini ispat etmek için daha çok yarışır. Birinin savunması diğerinin saldırısını artırır. Böylece sorun çözülmez; sadece büyür.
Bu döngüden çıkmanın yolu, eşi düşman olarak görmekten vazgeçmektir. Çünkü düşman eş değildir. Düşman; korkular, kırgınlıklar, yanlış anlamalar ve ilişkiyi yıpratan egolardır.
Karşımızdaki insan, eksiklerimizi ortaya çıkaran bir engel değil; zayıf taraflarımızı birlikte güçlendirebileceğimiz en yakın müttefikimizdir.
İnsan kırılganlığını paylaşabildiğinde evlilik bir mücadele alanı olmaktan çıkar; güven ve huzur alanına dönüşür.
Peki Ne Yapmalı?
Eşler arasındaki rekabeti sona erdirmenin ilk adımı, sorunun eşte değil ilişkide oluşan döngüde olduğunu fark etmektir. Çünkü çoğu zaman eşler birbirinin düşmanı değil, aynı sorunun mağdurudur.
İlk olarak, haklılık yarışından vazgeçmek gerekir. Evlilikte birçok tartışmanın kazananı olmaz; sadece yorgunları olur. Bu nedenle "Ben haklıyım" demek yerine, "Kırıldım", "Kendimi değersiz hissediyorum", "Yetersiz kalmaktan korkuyorum" diyebilmek gerekir. İnsan korkusunu ve kırgınlığını paylaştığında, rekabet yerini yakınlığa bırakır.
İkinci olarak, eşi bir rakip değil bir takım arkadaşı olarak görmek gerekir. Evde alınan kararları "Kimin dediği oldu?" üzerinden değil, "Bu aile için en doğru olan nedir?" sorusu üzerinden değerlendirmek gerekir. Çünkü ailede bir kişinin kazancı, aslında bütün ailenin kazancıdır.
Üçüncü olarak, görünmez kıyaslamaları fark etmek gerekir. Eşler birbirlerini başkalarının eşleriyle, sosyal medyada gördükleri hayatlarla veya kendi beklentileriyle kıyasladıklarında ilişkide memnuniyet azalır. Oysa her aile kendi şartları içinde biriciktir.
Dördüncü olarak, başarıları ortaklaştırmak gerekir. Eşlerden birinin elde ettiği başarıyı diğerinin kaybı gibi görmek yerine, ailenin ortak başarısı olarak değerlendirmek ilişkiyi güçlendirir. Eşinin yükselişini tehdit olarak değil, birlikte çıkılan yolun bir kazanımı olarak görebilmek önemlidir.
Beşinci olarak, günlük hayat içinde küçük destekleri görünür kılmak gerekir. Belki de her günün sonunda eşlerin birbirine şu soruyu sorması yeterlidir:
"Bugün birbirimizin yükünü ne kadar hafiflettik?"
Bu soru zamanla bakış açısını değiştirir. İnsan eşinin eksiklerine değil, katkılarına odaklanmaya başlar.
Son olarak, insanın asıl mücadelesinin eşiyle değil kendi nefsiyle olduğunu hatırlaması gerekir. Kibir, öfke, inat ve benmerkezcilik yenilmeden hiçbir tartışma gerçekten kazanılmış sayılmaz. Çünkü evlilikte olgunluk, eşini yenmekte değil; ilişkiyi koruyabilmektedir.
İşte o zaman evlilik bir mücadele alanı olmaktan çıkar, bir güven alanına dönüşür. Eşler birbirlerini geçmeye çalışmayı bıraktıklarında, aynı yolda yürümenin huzurunu keşfederler.
Sevgi insanı birbirine benzetir; rekabet ise birbirinden uzaklaştırır.
Evlilikte rekabet insanı yalnızlaştırırken, refakat insanı gerçek bir yuva kurmaya taşır.
Çünkü başarı, eşini geçmekte değil; hayatın bütün iniş ve çıkışlarına rağmen onunla aynı yolda yürümeye devam edebilmektedir.
Eşini rakip olarak gördüğünde yalnızlaşırsın.
Refik olarak gördüğünde ise yuva kurarsın.
Yuva, iki kişinin birbirini geçtiği yerde değil; birbirine yetiştiği yerde kurulur.

