Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
 Mercan Ciğerli
Köşe Yazarı
Mercan Ciğerli
 

YAS: GİDENLE KALAN ARASINDA

Yas: Kaybın Ardından Değil, Kaybın İçinden Geçmek İnsan bazı şeyleri kaybettiğinde yalnızca bir şeyi kaybetmez. Bazen bir insanı kaybeder,bazen bir ilişkiyi,bazen yıllarca taşıdığı bir hayali,bazen sağlığını,bazen evini,bazen alıştığı hayatı… Bazen de kimsenin fark etmediği bir şeyi kaybeder: Kendinin eski hâlini.  İşte yas tam burada başlar. Yas, yalnızca ölümün ardından tutulan bir matem değildir. Yas, artık eskisi gibi olmayacağını bildiğin bir hayatın karşısında ruhun verdiği cevaptır. Hayat devam ederken, ruhun geride kalan bir parçayı yeniden yerine koymaya çalışmasıdır.  Literatürde Yas; ölüm başta olmak üzere önemli bir kaybın ardından ortaya çıkan duygusal, bilişsel, bedensel ve davranışsal tepkilerin bütünü olarak ele alınır. Üstelik yas yalnızca ölümle sınırlı değildir. Ayrılık, boşanma, iş kaybı, sağlık kaybı, göç, sosyal statünün değişmesi veya kişinin geleceğe ilişkin tasarımının yıkılması da yas sürecini başlatabilir. Belki de bu yüzden insanın yasını yalnızca, “Ölenin ardından üzülmek” diye tarif etmek eksik kalır. Bazen ortada bir cenaze yoktur ama insanın içinde bir şey ölmüştür. O halde Yas neden vardır? Çünkü insan bağ kurar. Bağ kurduğumuz her şey, kaybedildiğinde içimizde bir boşluk oluşturur.  Örneğin; Sevdiğimiz bir insan öldüğünde yalnızca onu kaybetmeyiz; onunla kurduğumuz gündelik hayatı, geleceğe dair planlarımızı, alışkanlıklarımızı ve kendimizi onun yanındaki hâlimizle birlikte kaybederiz. Bir annenin evladı evden ayrıldığında çocuk ölmemiştir. Ama annenin “çocuğuyla birlikte yaşadığı hayat” sona ermiştir. Bir kadın boşandığında yalnızca eşini kaybetmeyebilir. Birlikte kurduğu gelecek tasarımını da kaybedebilir. Bir insan işini kaybettiğinde yalnızca maaşını değil, kendisine dair kurduğu “ben kimim?” cevabını da kaybedebilir. Kaybedilmiş bir dostluğun ardından da... Çocukluğun geçtiği evden ayrılırken de... Bir şehri terk ederken de... Kurulan bir hayali kaybettiğinde de... Hatta bazen kendi eski halinin ardından bile yas tutar.  Bu nedenle yasın en derin tarafı: Yas, kaybedilen şey kadar, onunla birlikte kaybettiğimiz kendilik hâlimizle de ilgilidir. Ve en derin duygu hali benden eksilen nedir? Psikolojik açıdan yas, önemli bir kaybın ardından ortaya çıkan doğal bir uyum sürecidir. İnsanın bağ kurduğu her durumun veya kişilerin hayatına yerleşmesi ile ansızın ortadan kalkması ile ruhun bir süre daha eski hayatın içinde yaşamaya devam etmesidir. Dolayısıyla yas sadace ağlamak değil,bazen öfke, bazen özlem, bazen suçluluk, bazen de hiç bir şey hissetmemektir. Bazen de kalabalığın içinde kendini yalnız hissetmektir. Bazen de herkesin ‘artık geçti’ dediği yerde halen geçmemiş olmasıdır. Üzüldüğümüzde hemen bir çözüm arama sürecine gireriz ardı ardına kesilmeyen teselli cümleleri belirir çevremizden; “Takma kafana.” “Geçer.” “Güçlü ol.” “Önüne bak.” “Hayat devam ediyor.” Evet, hayat devam ediyor. Ama insanın ruhu bazen hayatın devam ettiğini anlamadan önce, olanın bittiğini kabul etmek zorundadır. Yasın en önemli işlevlerinden biri budur:  Gerçeği kabul edilebilir hâle getirmek. Psikolojik araştırmalar, çoğu insanın kayıp sonrası sosyal destek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla zaman içinde yeniden işlevsellik kazanabildiğini gösteriyor. Fakat bunun belirli ve herkes için aynı sürede gerçekleşen bir “aşamalar sırası” olmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Bazen ya; inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul modeli sık bilinse de bu model yas tutan herkesin sırayla geçmesi gereken evreler şeklinde anlaşılmamalıdır. Demek ki yasın bir takvimi yoktur. Birinin üç ayda toparlandığı yerden bir başkası bir yılda geçebilir. Bir insan ağlayarak yas tutar.  Bir başkası susarak.  Bir başkası çalışarak.  Bir başkası dua ederek  Bir başkası yıllarca farkına varmadan.  Çünkü yasın dili herkes için aynı değildir. Yas tutmamak da bir yas biçimi olabilir. Bazen de insan acıyı yaşamamak için onu dondurur.  “Ben güçlü biriyim.”  “Ben ağlamam. “Artık geçti.” “Üzerine düşünmek istemiyorum.” Fakat bastırılan her duygu yok olmaz. Bazı duygular,yalnızca şekil değiştirir.  Yas tutulmamışsa bazen öfke olarak çıkar. Bazen bedensel  yakınmalarla.  Bazen ilişkiler de   tahammülsüzlük olarak. Bazen aşırı çalışma ile.  Bazen hiçbir şey hissetmiyormuş gibi yaşamakla.  Bu nedenle psikolojik açıdan “çok üzülmek” değildir. Asıl konu, kaybın gerçekliğinin insanın iç dünyasında işlenebilmesidir. Çünkü insanın yasının biçimi, kaybettiği şeyle kurduğu bağ kadar kendine özgüdür.  Ve en önemli nokta bağın kayıpla karşılaşmasıdır. Örneğin ; Hiç sevmeseydik özlemezdik, hiç bağlanmasaydık boşluk oluşmazdı, hiç anlam yüklemeseydik kayıp bu kadar ağır gelmezdi.  O halde yasın içinde acının zıddı olan sevgi vardır diye biliriz. Ancak yasın da bir sınırı vardır. Yas kutsal bir acı değildir. Her acıyı sonsuza kadar taşımak da sadakat değildir. Bazen insan kaybettiği kişiye değil, kaybın kendisine bağlanır. Hayatını kaybettiği kişinin etrafında dondurur.  Geleceği suçluluk gibi görür.  Gülmeyi ihanet sayar.  Yeni bir şey istemeyi unutmak gibi algılar. İşte burada yas, iyileştirici bir süreç olmaktan çıkıp insanın hayatla yeniden bağ kurmasını engellemeye başlayabilir. Güncel psikiyatri literatüründe “uzamış yas bozukluğu” ayrı bir klinik durum olarak tanımlanıyor. Temel özellikleri arasında yoğun özlem veya zihinsel meşguliyetin uzun süre devam etmesi, kaybı kabul etmekte zorlanma, kişinin kimliğinin parçalanmış gibi hissetmesi ve günlük hayata yeniden katılmakta belirgin güçlük bulunuyor. Burada önemli bir ayrım var: Yası bitirmek başka, yasla yaşamayı öğrenmek başka. İyileşmek, unutmak demek değildir.  İyileşmek; “Artık canım yanmıyor.”demek de değildir.  İyileşmek,“Canım yanıyor ama artık hayatımı da yönetmiyor.” diyebilmektir.  İnsanlık tarihi boyunca büyük insanlar ölüm ve yas konusu ile ilgilenmiş, Özellikle ölüm korkusunun insan hayatını nasıl yönettiği üzerinde durmuşlardır. Ölümden korkmak, yaşamı korumaya çalışırken bizzat yaşamın kendisini bozabilir. Ölümün doğanın bir parçası olduğunu kavramak, korkuyla ve kederle ilişkimizin dönüşmesine yardımcı olabilir. Dolayısıyla  “Üzülme.” demek değil, “Üzüntünün seni yönetmesine izin verme.” demektir.  Günümüzde ise yasın yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir acı olmadığı düşüncesi ve acının hızla susturulmak istenmesi giderek daha fazla tartışılıyor. modernizm cümlelerin cevremizi sarması ‘güçlü ol’  ‘geçecek’  ‘ hayat devam ediyor ‘ gibi  cümlelerin kişinin kaybının kabulünü bastırılmasına neden olur. Gerçeği kabul etmek umudu değil, bu gerçekliği kabul ederken aynı zaman da eskiye veda etmesini sağlar. Yasın öngörülemez ve kişiye özgü olması, sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz bağların derinliğiyle yakından ilişkilidir. Başka bir ifadeyle, yasın varlığı bazen sevginin bedelidir. Çünkü insan hiç bağlanmasaydı, belki hiç yas tutmazdı. Ama o zaman sevginin kendisi de eksik kalırdı.
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2026 -Pazar

YAS: GİDENLE KALAN ARASINDA

Yas: Kaybın Ardından Değil, Kaybın İçinden Geçmek İnsan bazı şeyleri kaybettiğinde yalnızca bir şeyi kaybetmez. Bazen bir insanı kaybeder,bazen bir ilişkiyi,bazen yıllarca taşıdığı bir hayali,bazen sağlığını,bazen evini,bazen alıştığı hayatı… Bazen de kimsenin fark etmediği bir şeyi kaybeder: Kendinin eski hâlini.

 İşte yas tam burada başlar. Yas, yalnızca ölümün ardından tutulan bir matem değildir. Yas, artık eskisi gibi olmayacağını bildiğin bir hayatın karşısında ruhun verdiği cevaptır. Hayat devam ederken, ruhun geride kalan bir parçayı yeniden yerine koymaya çalışmasıdır.

 Literatürde Yas; ölüm başta olmak üzere önemli bir kaybın ardından ortaya çıkan duygusal, bilişsel, bedensel ve davranışsal tepkilerin bütünü olarak ele alınır. Üstelik yas yalnızca ölümle sınırlı değildir. Ayrılık, boşanma, iş kaybı, sağlık kaybı, göç, sosyal statünün değişmesi veya kişinin geleceğe ilişkin tasarımının yıkılması da yas sürecini başlatabilir. Belki de bu yüzden insanın yasını yalnızca, “Ölenin ardından üzülmek” diye tarif etmek eksik kalır. Bazen ortada bir cenaze yoktur ama insanın içinde bir şey ölmüştür. O halde Yas neden vardır? Çünkü insan bağ kurar. Bağ kurduğumuz her şey, kaybedildiğinde içimizde bir boşluk oluşturur.

 Örneğin; Sevdiğimiz bir insan öldüğünde yalnızca onu kaybetmeyiz; onunla kurduğumuz gündelik hayatı, geleceğe dair planlarımızı, alışkanlıklarımızı ve kendimizi onun yanındaki hâlimizle birlikte kaybederiz. Bir annenin evladı evden ayrıldığında çocuk ölmemiştir. Ama annenin “çocuğuyla birlikte yaşadığı hayat” sona ermiştir. Bir kadın boşandığında yalnızca eşini kaybetmeyebilir. Birlikte kurduğu gelecek tasarımını da kaybedebilir. Bir insan işini kaybettiğinde yalnızca maaşını değil, kendisine dair kurduğu “ben kimim?” cevabını da kaybedebilir.

Kaybedilmiş bir dostluğun ardından da...

Çocukluğun geçtiği evden ayrılırken de...

Bir şehri terk ederken de...

Kurulan bir hayali kaybettiğinde de...

Hatta bazen kendi eski halinin ardından bile yas tutar.

 Bu nedenle yasın en derin tarafı: Yas, kaybedilen şey kadar, onunla birlikte kaybettiğimiz kendilik hâlimizle de ilgilidir. Ve en derin duygu hali benden eksilen nedir?

Psikolojik açıdan yas, önemli bir kaybın ardından ortaya çıkan doğal bir uyum sürecidir. İnsanın bağ kurduğu her durumun veya kişilerin hayatına yerleşmesi ile ansızın ortadan kalkması ile ruhun bir süre daha eski hayatın içinde yaşamaya devam etmesidir. Dolayısıyla yas sadace ağlamak değil,bazen öfke, bazen özlem, bazen suçluluk, bazen de hiç bir şey hissetmemektir. Bazen de kalabalığın içinde kendini yalnız hissetmektir. Bazen de herkesin ‘artık geçti’ dediği yerde halen geçmemiş olmasıdır. Üzüldüğümüzde hemen bir çözüm arama sürecine gireriz ardı ardına kesilmeyen teselli cümleleri belirir çevremizden; “Takma kafana.” “Geçer.” “Güçlü ol.” “Önüne bak.” “Hayat devam ediyor.” Evet, hayat devam ediyor. Ama insanın ruhu bazen hayatın devam ettiğini anlamadan önce, olanın bittiğini kabul etmek zorundadır.

Yasın en önemli işlevlerinden biri budur:

 Gerçeği kabul edilebilir hâle getirmek. Psikolojik araştırmalar, çoğu insanın kayıp sonrası sosyal destek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla zaman içinde yeniden işlevsellik kazanabildiğini gösteriyor. Fakat bunun belirli ve herkes için aynı sürede gerçekleşen bir “aşamalar sırası” olmadığını özellikle vurgulamak gerekir. Bazen ya; inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul modeli sık bilinse de bu model yas tutan herkesin sırayla geçmesi gereken evreler şeklinde anlaşılmamalıdır.

Demek ki yasın bir takvimi yoktur. Birinin üç ayda toparlandığı yerden bir başkası bir yılda geçebilir. Bir insan ağlayarak yas tutar.

 Bir başkası susarak.

 Bir başkası çalışarak.

 Bir başkası dua ederek

 Bir başkası yıllarca farkına varmadan.

 Çünkü yasın dili herkes için aynı değildir. Yas tutmamak da bir yas biçimi olabilir. Bazen de insan acıyı yaşamamak için onu dondurur.

 “Ben güçlü biriyim.”

 “Ben ağlamam.

“Artık geçti.”

“Üzerine düşünmek istemiyorum.”

Fakat bastırılan her duygu yok olmaz. Bazı duygular,yalnızca şekil değiştirir.

 Yas tutulmamışsa bazen öfke olarak çıkar.

Bazen bedensel  yakınmalarla. 

Bazen ilişkiler de   tahammülsüzlük olarak.

Bazen aşırı çalışma ile.

 Bazen hiçbir şey hissetmiyormuş gibi yaşamakla.

 Bu nedenle psikolojik açıdan “çok üzülmek” değildir. Asıl konu, kaybın gerçekliğinin insanın iç dünyasında işlenebilmesidir. Çünkü insanın yasının biçimi, kaybettiği şeyle kurduğu bağ kadar kendine özgüdür.  Ve en önemli nokta bağın kayıpla karşılaşmasıdır.

Örneğin ; Hiç sevmeseydik özlemezdik, hiç bağlanmasaydık boşluk oluşmazdı, hiç anlam yüklemeseydik kayıp bu kadar ağır gelmezdi.

 O halde yasın içinde acının zıddı olan sevgi vardır diye biliriz. Ancak yasın da bir sınırı vardır. Yas kutsal bir acı değildir. Her acıyı sonsuza kadar taşımak da sadakat değildir. Bazen insan kaybettiği kişiye değil, kaybın kendisine bağlanır. Hayatını kaybettiği kişinin etrafında dondurur.

 Geleceği suçluluk gibi görür.

 Gülmeyi ihanet sayar.

 Yeni bir şey istemeyi unutmak gibi algılar.

İşte burada yas, iyileştirici bir süreç olmaktan çıkıp insanın hayatla yeniden bağ kurmasını engellemeye başlayabilir.

Güncel psikiyatri literatüründe “uzamış yas bozukluğu” ayrı bir klinik durum olarak tanımlanıyor. Temel özellikleri arasında yoğun özlem veya zihinsel meşguliyetin uzun süre devam etmesi, kaybı kabul etmekte zorlanma, kişinin kimliğinin parçalanmış gibi hissetmesi ve günlük hayata yeniden katılmakta belirgin güçlük bulunuyor.

Burada önemli bir ayrım var: Yası bitirmek başka, yasla yaşamayı öğrenmek başka. İyileşmek, unutmak demek değildir.

 İyileşmek; “Artık canım yanmıyor.”demek de değildir.  İyileşmek,“Canım yanıyor ama artık hayatımı da yönetmiyor.” diyebilmektir.

 İnsanlık tarihi boyunca büyük insanlar ölüm ve yas konusu ile ilgilenmiş, Özellikle ölüm korkusunun insan hayatını nasıl yönettiği üzerinde durmuşlardır. Ölümden korkmak, yaşamı korumaya çalışırken bizzat yaşamın kendisini bozabilir. Ölümün doğanın bir parçası olduğunu kavramak, korkuyla ve kederle ilişkimizin dönüşmesine yardımcı olabilir. Dolayısıyla  “Üzülme.” demek değil, “Üzüntünün seni yönetmesine izin verme.” demektir.

 Günümüzde ise yasın yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir acı olmadığı düşüncesi ve acının hızla susturulmak istenmesi giderek daha fazla tartışılıyor. modernizm cümlelerin cevremizi sarması

‘güçlü ol’

 ‘geçecek’

 ‘ hayat devam ediyor ‘ gibi

 cümlelerin kişinin kaybının kabulünü bastırılmasına neden olur. Gerçeği kabul etmek umudu değil, bu gerçekliği kabul ederken aynı zaman da eskiye veda etmesini sağlar. Yasın öngörülemez ve kişiye özgü olması, sevdiğimiz insanlarla kurduğumuz bağların derinliğiyle yakından ilişkilidir. Başka bir ifadeyle, yasın varlığı bazen sevginin bedelidir. Çünkü insan hiç bağlanmasaydı, belki hiç yas tutmazdı. Ama o zaman sevginin kendisi de eksik kalırdı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.