2025’in son günlerini yaşıyoruz. Takvim yaprakları birer birer düşerken, aslında her birimizin içinden de bir şeyler dökülüyor. Geçip giden sadece 365 gün değil. Bu yıl, omuzlarımıza binen ağır yüklerin, kalbimizde açılan derin yaraların yılıydı.
Pandemi sonrası bir türlü geçmeyen o kronik yorgunluk, depremin ruhumuza bıraktığı güvensizlik hissi, savaşların kalbimizde açtığı utanç ve korku, geçim derdiyle gelecek kaygısı arasında sıkışıp kalırken, sadece olayları değil, o olayların bıraktığı tortuları da taşıdık durduk. Aile içinde konuşmalar azaldı. Tahammül sınırları daraldı. İnsanlar en çok da “iyi görünmeye çalışmaktan” yoruldu.
İnsan zihni, uzun süre tehdit altında hissederse sürekli "alarm" modunda kalır. Bu bitmek bilmeyen tetikte olma hali; huzuru bozar, ilişkileri yıpratır ve maalesef kalbi katılaştırır.
2025 boyunca pek çok evde yaşanan gerginliğin, o boğucu sessizliğin ve uzaklaşmanın gerçek sebebi; sürekli tehdit altında hissetmenin verdiği ruhsal yorgunluktu. Her yorgunluk bir çağrıdır. İnsana “bir yerde dur” “Yavaşla, bak, hisset ve yeniden düzenle” der. Şimdi tam da bu durma yerindeyiz.
Bir yılı daha kapatırken çoğumuzun içinde aynı cümle dolaşıyor; “Bu yıl beni çok yordu” Yorgunluğun sebebi yalnızca yaşananlar değil. Asıl yoran şey; artık bize iyi gelmeyenleri hâlâ taşımaya devam etmemiz oldu.
2025, pek çok insan için “dayanma yılı” oldu. İdare ettik, sustuk, erteledik,
alıştık sandık ama alışmak aslında çoğu zaman iyileşmek değil; acıya uyum sağlamaktı.
2025; hepimize insanları, sınırlarımızı, sabrımızı, inancımızı, gücümüzü gösterdi. Rahatlatmadı ama olgunlaştırdı. Kolaylaştırmadı ama ayıklattı. Almadıysa bile, fazlalıklarını söktü. Bu yüzden 2025 ;
“İçinden geçtiğin ama içinden güçlenerek çıktığın yıl.” oldu.
Yeni bir yıla girerken kendimize şu soruyu soralım; “Ben bu yıl neleri sırf alıştım diye hayatımda tuttum? ”
Bir ilişki, bir iş, bir ortam, bir rol, bir beklenti olabilir. Ruhunu daraltan ama adı “sorumluluk” olan her şeyi bir düşün. Gerçekten sen misin, yoksa sadece sabır mı ediyorsun?
Tasavvuf, insanın kalbini evine benzetir. Evin içine ne doldurursan, içinde onunla yaşarsın der. 2025 boyunca birçok kalp; korku, kırgınlık ve yorgunlukla doldu. Şimdi bu evi havalandırma zamanı. Bazı defterler kapanmadan yeni sayfa açılmaz. Bazı yükler bırakılmadan yol hafiflemez. Bazı insanlar affedilmeden kalp genişlemez. Affetmek unutmak değildir. Bırakmak vazgeçmek değildir. Bunlar, ruhun nefes almasıdır.
2025’e Teşekkür ve Veda
Şimdi 2025’e dönüp şöyle diyebilmeliyiz: “Beni yoran her şey için teşekkür ederim. Bana ne olmadığımı öğrettiğin için, sınırlarımı çizdirdiğin için, ‘artık bu bana iyi gelmiyor’ diyebilmeyi öğrettiğin için teşekkürler.”
Ben bu yıl, bana iyi gelmeyenleri tek tek uğurladım. Alışkanlık diye sarıldığım yükleri, sessizce canımı acıtan ilişkileri, ruhumu daraltan her şeyi geride bıraktım. Bir bardak çay gibi, ruhuma iyi gelenleri; sessizliği, huzuru, gerçek bağı, gerçek sevgiyi ve kendimle baş başa kalabilmeyi seçtim. Artık biliyorum; kendini bilmek, ruhunu korumaktır. Başkalarını mutlu etmek için kendimi yormuyorum. Artık “idare ederim” demiyorum. Küçük mutlulukları asla küçümsemiyorum.
Huzur bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Bu yazıyı okuyan herkes için 2026’nın ortak cümlesi şu olsun:
“Ben bu yıl çok şey taşıdım ama hâlâ buradayım. Şimdi daha hafif, daha bilinçli ve daha merhametli bir hayatı seçiyorum.”
Bu cümleyi sadece okumakla kalmayıp, yaşamaya niyet edelim. Yavaş yavaş, kendi ritmimizde, kimseyle yarışmadan, kalbimizi incitmeden.
2026;
2025’te kırılanların tamir yılıdır.
Kaybettiklerinin anlamını, öğrendiklerinin meyvesini alma yılıdır.
Daha sakin ama daha net, daha sessiz ama daha sağlam!
2026; sadece yeni günler değil, tüm dünyaya merhamet, vicdan, ahlak dolu yeni bir iç dünyayı keşfetme vesilesi ve tek ihtiyacımız olan insanlığımıza geri döneceğimiz bir yıl olsun.
Hoş geldin 2026!
Biz sana biraz daha hafif, biraz daha bilinçli ve biraz daha "kendimiz" olarak geliyoruz. Bu bile yeterince güzel.