Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay
Köşe Yazarı
Uzm. Aile Danışmanı Belkıs Akay
 

İkinci Bölüm: “Özüne Dönen Toplum, Dünyaya Yön Verir”

Bundan önce başlayan yazı dizimizde, toplumsal çözülmeyi durdurmak ve toplumumuzu yeniden ayağa kaldırmak için atılacak üç kritik adımı (Aile, Komşuluk, Ahilik Kültürü) detaylıca ele almıştık. Bu hafta ise tüm bu çabaların kalıcı olmasını sağlayacak diğer en önemli adımlara, yani geleceğimiz olan çocuklarımıza odaklanıyoruz. Dördüncü Adım; Çocuklara “Vatanı İçin İyi İnsan Olmayı” Öğretmek. Bizim kültürümüzde vatan sevgisi, gürültülü sloganlardan değil; sorumluluk duygusundan doğar. Biz büyürken büyüklerimiz hep şunu söylerdi; “İyi insan ol evladım. Vatanına yapacağın en büyük katkı budur.” Bugün ise sosyolojik olarak şunu görüyoruz. Bu, çağın getirdiği hızlı tüketim ve kolaycılığın doğrudan sonucu olarak; çocuklar çoğunlukla koruyarak büyütülüyor, sorumluluktan uzak, zorlukla temas etmeyen, empatiyi doğal süreçte deneyimleme fırsatı bulamayan bireylere dönüşebiliyor. Saygı kültürü zayıflıyor, “benmerkezci” davranış kodları güçleniyor. Toplumsal dönüşüm dev adımlarla değil,  evde ailelerin küçük adımlarıyla başlar. Bu durumu değiştirecek küçük basit adımları hayatımıza ekleyebiliriz. Bu topraklarda bunu yeniden canlandırmak mümkün. Evde görev paylaşımı yapmak; Çocuk sorumluluk alınca aidiyet duygusu gelişir, özgüveni büyür. Mahalle sorumlulukları; evinin önünü temiz tutmak, yaşlıya yardım etmek, sokak hayvanlarına iyi davranmak, çevreye sahip çıkmak. Bunlar mikro düzeyde toplumsal bilinç inşa eder. Büyüklerine saygı eğitimi; Saygı, bizim toplumumuzun en güçlü sosyal sermayesiydi; bu kültür yeniden aktarılabilir. Empati ve ahlak dersleri; Ev sohbetleri, küçük aile toplantıları, birlikte izlenen bir film üzerine konuşmak bile davranış kalıplarını dönüştürür. İsraf etmeme bilinci; Sofrada, alışverişte, günlük yaşamda ölçüyü öğretmek hem ahlaki hem ekonomik bir terbiyedir. Vatanın değerlerini anlatan masallar ve hikâyeler; Çocuk zihni soyut değerlerle değil, hikâyeyle ve rol modelle güçlenir. Bu topraklarda iyi çocuk yetiştirmek, vatan borcunun ilk adımıdır. Beşinci Adım; Devleti Yalnızca Şikâyet Ederek Değil, Destek Vererek Daha İyi Bir Ülke Kurabiliriz Bizde “devlet baba” algısı vardır fakat bu algı giderek kendi sorumluluğu devlete yıkmaya döndü. Anadolu insanı asırlarca şunu bilerek yaşadı;  “Devlet, milletle güçlü olur; millet de devletine omuz verdiği sürece büyür.” Peki bu ruhu nasıl geri çağırabiliriz? Belediyelerin sosyal projelerine katılmak; Toplumsal aidiyeti güçlendirir; bireyi edilgenlikten çıkarıp “çözümün parçası” yapar. Mahalle toplantılarına dahil olmak; Mikro topluluklarda alınan kararlar, demokrasinin en sağlam adımıdır. Çevreyi birlikte temizlemek; Ortak alanlara sahip çıkmak, sosyal sorumluluğun en görünür pratiğidir. Kamu malına sahip çıkmak; Çünkü kamu malı, aslında “biz”in emeğidir. Sadece şikâyet etmek yerine çözüm önerisi sunmak; Bu, pasif eleştiriden aktif yurttaşlığa geçiştir. Toplumsal olgunluğun göstergesidir. Bunlar Türk kültürünün “imece usulü”dür. Bu toprakların kültüründe devlete kızmak değil, devlete destek olarak daha iyisini inşa etmek vardır. Yeter ki hepimiz “bir taş da ben koyayım” diyelim. Altıncı Adım; İmece Ruhu Geri Gelirse, Türk Toplumu Dünyaya Yeniden Model Olur. Türk milleti tarihin hiçbir döneminde sıradan bir toplum olmadı. Bizim kaderimizde ve kültürümüzde birlik, yalnızca bir kelime değil; nesillerden nesillere geçen bir yaşam biçimidir. Depremde ilk koşan biziz, mazluma sahip çıkan biziz, sofrasını paylaşan biziz, yetimi doyuran biziz, yolda kalana yardım eden biziz. Dünyada hiçbir millet, düşen komşusuna bu kadar hızlı koşmaz. Hiçbir millet, mazluma bu kadar sahip çıkmaz. Hiçbir millet, ekmeğini misafiriyle bu kadar gönülden bölmez. Bunlar sadece gelenek değil, kolektif vicdanımızın sosyolojik mirasıdır.Bu mirası canlı tuttuğumuzda toplumun ruhu da şifalanır. Çünkü psikolojide de bilinir. İnsan iyileştiğinde çevresini iyileştirir, toplum güçlendiğinde birey de kendini güvende hisseder. Bu değerleri yeniden gün yüzüne çıkarırsak, Türk toplumu dünyanın en örnek, en vicdanlı, en saygın toplumlarından biri olur. Çünkü biz özümüze döndüğümüzde, ahlakın, edebin, merhametin, adaletin, dayanışmanın en güçlü halini temsil ederiz. Bizim özümüzde örnek bir toplum olmanın mayası zaten var. Eksik olan hatırlamak ve yeniden uygulamak. Kendi değerlerimize yeniden sahip çıkmak ve onları canlı tutmak. Biz özümüze döndüğümüzde; ahlakın, edebin, merhametin, adaletin ve dayanışmanın en güçlü hâlini temsil ederiz. Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir kültür değil, kendi köklerimizdeki asaletin ve ahlakın yeniden hatırlanması. Toplumumuzun potansiyeli muazzam. Köklerimiz sağlam. Biz bu dünyaya defalarca örnek olduk, yine oluruz.    
Ekleme Tarihi: 10 Aralık 2025 -Çarşamba

İkinci Bölüm: “Özüne Dönen Toplum, Dünyaya Yön Verir”

Bundan önce başlayan yazı dizimizde, toplumsal çözülmeyi durdurmak ve toplumumuzu yeniden ayağa kaldırmak için atılacak üç kritik adımı (Aile, Komşuluk, Ahilik Kültürü) detaylıca ele almıştık. Bu hafta ise tüm bu çabaların kalıcı olmasını sağlayacak diğer en önemli adımlara, yani geleceğimiz olan çocuklarımıza odaklanıyoruz.

Dördüncü Adım; Çocuklara “Vatanı İçin İyi İnsan Olmayı” Öğretmek.
Bizim kültürümüzde vatan sevgisi, gürültülü sloganlardan değil; sorumluluk duygusundan doğar. Biz büyürken büyüklerimiz hep şunu söylerdi; “İyi insan ol evladım. Vatanına yapacağın en büyük katkı budur.

Bugün ise sosyolojik olarak şunu görüyoruz. Bu, çağın getirdiği hızlı tüketim ve kolaycılığın doğrudan sonucu olarak; çocuklar çoğunlukla koruyarak büyütülüyor, sorumluluktan uzak, zorlukla temas etmeyen, empatiyi doğal süreçte deneyimleme fırsatı bulamayan bireylere dönüşebiliyor. Saygı kültürü zayıflıyor, “benmerkezci” davranış kodları güçleniyor.
Toplumsal dönüşüm dev adımlarla değil,  evde ailelerin küçük adımlarıyla başlar. Bu durumu değiştirecek küçük basit adımları hayatımıza ekleyebiliriz. Bu topraklarda bunu yeniden canlandırmak mümkün.

  • Evde görev paylaşımı yapmak; Çocuk sorumluluk alınca aidiyet duygusu gelişir, özgüveni büyür.
  • Mahalle sorumlulukları; evinin önünü temiz tutmak, yaşlıya yardım etmek, sokak hayvanlarına iyi davranmak, çevreye sahip çıkmak. Bunlar mikro düzeyde toplumsal bilinç inşa eder.
  • Büyüklerine saygı eğitimi; Saygı, bizim toplumumuzun en güçlü sosyal sermayesiydi; bu kültür yeniden aktarılabilir.
  • Empati ve ahlak dersleri; Ev sohbetleri, küçük aile toplantıları, birlikte izlenen bir film üzerine konuşmak bile davranış kalıplarını dönüştürür.
  • İsraf etmeme bilinci; Sofrada, alışverişte, günlük yaşamda ölçüyü öğretmek hem ahlaki hem ekonomik bir terbiyedir.
  • Vatanın değerlerini anlatan masallar ve hikâyeler; Çocuk zihni soyut değerlerle değil, hikâyeyle ve rol modelle güçlenir.

Bu topraklarda iyi çocuk yetiştirmek, vatan borcunun ilk adımıdır.


Beşinci Adım; Devleti Yalnızca Şikâyet Ederek Değil, Destek Vererek Daha İyi Bir Ülke Kurabiliriz

Bizde “devlet baba” algısı vardır fakat bu algı giderek kendi sorumluluğu devlete yıkmaya döndü. Anadolu insanı asırlarca şunu bilerek yaşadı;
 “Devlet, milletle güçlü olur; millet de devletine omuz verdiği sürece büyür.”

Peki bu ruhu nasıl geri çağırabiliriz?

  • Belediyelerin sosyal projelerine katılmak; Toplumsal aidiyeti güçlendirir; bireyi edilgenlikten çıkarıp “çözümün parçası” yapar.
  • Mahalle toplantılarına dahil olmak; Mikro topluluklarda alınan kararlar, demokrasinin en sağlam adımıdır.
  • Çevreyi birlikte temizlemek; Ortak alanlara sahip çıkmak, sosyal sorumluluğun en görünür pratiğidir.
  • Kamu malına sahip çıkmak; Çünkü kamu malı, aslında “biz”in emeğidir.
  • Sadece şikâyet etmek yerine çözüm önerisi sunmak; Bu, pasif eleştiriden aktif yurttaşlığa geçiştir. Toplumsal olgunluğun göstergesidir. Bunlar Türk kültürünün “imece usulü”dür.

Bu toprakların kültüründe devlete kızmak değil, devlete destek olarak daha iyisini inşa etmek vardır. Yeter ki hepimiz “bir taş da ben koyayım” diyelim.

Altıncı Adım; İmece Ruhu Geri Gelirse, Türk Toplumu Dünyaya Yeniden Model Olur.

Türk milleti tarihin hiçbir döneminde sıradan bir toplum olmadı. Bizim kaderimizde ve kültürümüzde birlik, yalnızca bir kelime değil; nesillerden nesillere geçen bir yaşam biçimidir.

Depremde ilk koşan biziz, mazluma sahip çıkan biziz, sofrasını paylaşan biziz, yetimi doyuran biziz, yolda kalana yardım eden biziz. Dünyada hiçbir millet, düşen komşusuna bu kadar hızlı koşmaz. Hiçbir millet, mazluma bu kadar sahip çıkmaz. Hiçbir millet, ekmeğini misafiriyle bu kadar gönülden bölmez. Bunlar sadece gelenek değil, kolektif vicdanımızın sosyolojik mirasıdır.Bu mirası canlı tuttuğumuzda toplumun ruhu da şifalanır. Çünkü psikolojide de bilinir. İnsan iyileştiğinde çevresini iyileştirir, toplum güçlendiğinde birey de kendini güvende hisseder.

Bu değerleri yeniden gün yüzüne çıkarırsak, Türk toplumu dünyanın en örnek, en vicdanlı, en saygın toplumlarından biri olur. Çünkü biz özümüze döndüğümüzde, ahlakın, edebin, merhametin, adaletin, dayanışmanın en güçlü halini temsil ederiz. Bizim özümüzde örnek bir toplum olmanın mayası zaten var.
Eksik olan hatırlamak ve yeniden uygulamak. Kendi değerlerimize yeniden sahip çıkmak ve onları canlı tutmak.

Biz özümüze döndüğümüzde; ahlakın, edebin, merhametin, adaletin ve dayanışmanın en güçlü hâlini temsil ederiz. Bizim ihtiyacımız olan şey yeni bir kültür değil, kendi köklerimizdeki asaletin ve ahlakın yeniden hatırlanması.

Toplumumuzun potansiyeli muazzam. Köklerimiz sağlam. Biz bu dünyaya defalarca örnek olduk, yine oluruz.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.