Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
Köşe Yazarı
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
 

Anne Babaya Hürmet: Bereketin Kaynağı, İnsanlığın Ölçüsü

İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, hayatı hep tek bir mevsimden ibaret sanmasıdır. Henüz baharındayken, dalların kuruyacağı, yaprakların döküleceği ve gövdenin rüzgara karşı büküleceği o kaçınılmaz kış ufkunu görmezden gelir. Zamanın akışına meydan okurcasına atılan her pervasız adım, aslında insanı kendi hakikatinden biraz daha uzaklaştırır. Oysa hayat, başı ve sonu birbirine sımsıkı bağlı bir çemberdir; bugün sunduğumuz şefkat de yarın bekleyeceğimiz merhamet de bu çemberin dönüp dolaşıp yine bizi bulacak olan akisleridir. İşte bu yüzden, varoluşun en derin ahlakı, bencilce bir geleceğe koşarken arkamızda bıraktığımız ya da yanı başımızda sessizce yaşlanan o dev çınarlara olan bakışımızda gizlidir. Modern zamanların telaşı, kalpleri öylesine hızlı ve gürültülü bir girdaba sürüklüyor ki, en ince sızıları duymaya ne vaktimiz kalıyor ne de mecalimiz. Her şeyin hızla tüketildiği, işlevini yitirenin kenara itildiği bir çağda, insan ilişkileri de ne yazık ki bu mekanik soğukluktan nasibini alıyor.  Bir zamanlar bizi hayata bağlayan, kendi nefesinden nefes, canından can katan anne ve babalarımızın ihtiyarlık günleri, bu hırslı dünyanın çarkları arasında bazen birer "yük" gibi algılanabiliyor. Bu, insanın kendi köklerine yabancılaşmasının, ruhunun asaletini kaybedip salt maddeye teslim olmasının en acı tezahürüdür. Halbuki anne ve baba, sadece birer biyolojik varlık değil; insanın bu dünyadaki ilk sığınağı, merhametin yeryüzündeki en somut tecellisidir. Yaşlılık dönemi bir bitiş değil, bilakis bir evin, bir hanenin asıl manevi sütunudur. O beli bükülmüş, elleri titreyen, gözlerinin feri sönmüş ihtiyarlar, aslında ilahi rahmetin üzerimize sağanak gibi yağmasına vesile olan birer paratoner gibidirler.  Evlerimizin içindeki o sessiz, mütevazı ve mahzun varlıklar, dünyevi hırslarımızın, rızık kaygılarımızın ve başımıza gelecek musibetlerin önünde aşılmaz birer manevi kalkandır. Onların varlığını yük saymak, bereketi evden kovmak, kendi ellerimizle huzuru ve rahmeti baltalamaktır. Rızkı veren Zat-ı Zülcelal, en zayıf canlıların rızkını en latif surette gönderdiği gibi, çocuklaşmış ihtiyarların rızkını da o haneye katbekat bereket olarak lütfeder. İşte tam da bu noktada, kalbin pasını silecek, zihni o gafil uykusundan uyandıracak aşkın bir sese kulak vermek gerekir. Asrın derin bir mütefekkiri olan Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat adlı eserinde, insanlığın unuttuğu bu en yüce hakikati, anne ve babaya olan hürmetin hem dünyevi hem de uhrevi sırlarını sarsıcı bir üslupla gözler önüne serer. Şimdi gelin, ruhun derinliklerine işleyen, vicdanı adalete ve şefkate davet eden o muazzam hakikat aynasına hep birlikte bakalım. Bediüzzaman'ın dikkat çektiği hakikatin kaynağı olan Kur'ân ayetleri şöyledir: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَر۪يمًا ٭ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ى صَغ۪يرًا ٭ رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِـلْاَوَّاب۪ينَ غَفُورًا (Anne ve babandan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara 'öf' bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Merhametle tevazu kanatlarını indir ve: 'Rabbim! Küçüklüğümde beni yetiştirdikleri gibi Sen de onlara merhamet et' diye dua et.) (İsrâ,23-25) "...Evet dünyada en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarfediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş herbir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.        İşte o mübarek ihtiyarların vücudlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet hayatını senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!      Ey derd-i maişetle mübtela olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dafiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme: "Maişetim dardır, idare edemiyorum." Çünki onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dıyk-ı maişetin daha ziyade olacaktı...        Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahman, Rahîm ve Latîf ve Kerim olan Hâlık-ı Zülcelali Vel'ikram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latîf bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tama'kâr ve bahil insanlara yükletmez. اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٭  "Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." (Zâriyât Suresi, 58) وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ "Nice canlılar vardır ki rızkını yanında taşımaz; onları da sizi de Allah rızıklandırır." (Ankebût Suresi, 60) âyetlerinin ifade ettikleri hakikatı, bütün zîhayatın enva'-ı mahlukları lisan-ı hal ile bağırıp, o hakikat-i kerimaneyi söylüyorlar. Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor...        Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstahak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve لَوْلَا الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلَٓاءُ صَبًّا sırrıyla, yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti." Ne derece sebeb-i def'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.     İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. اَلْجَزَٓاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ sırrıyla, sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir.  Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin.   Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriü't-teessür kalblerini rencide etmek ile خَسِرَ الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةَ "...O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir..." (Hac,11) sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et..." (21.MEKTUP) ​Bu sarsıcı kelimelerin ruhumuzda bıraktığı derin akis, bizi sığ hesaplardan ve bencilce kaygılardan arındıracak bir güce sahiptir. Üstad’ın da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, "Amel cinsinden ceza görür insan." Hayatın sarsılmaz bir kanunudur bu; bugün ektiğini yarın biçeceksin. Anne ve babasının nazik kalbini kıran, onların yaşlılığını yük sayıp bir an önce gitmelerini temenni eden bir ruh, aslında kendi geleceğine kör bir balta vurmaktadır. Gelecekte kendi evlatlarından merhamet, hürmet ve vefa bekleyen her insan, bugün evindeki o mübarek emanetlere nasıl davrandığına bakmalıdır. Çünkü zaman, acımasız bir aynadır; bugün yaşlı anne babasına sırtını dönenler, yarın o aynada kendi yalnızlıklarını izlemek zorunda kalacaklardır. Dünyevi dertlerin, geçim kaygılarının ve hayat pahalılığının arkasına sığınarak o mübarek çınarları incitmek, kelimenin tam anlamıyla bir basiretsizliktir. Oysa o evdeki bereketin, sofradaki rızkın ve başımıza gelecek belaların defedilmesinin asıl sebebi, o hane halkının hor gördüğü ihtiyar yüreklerdir. Onların varlığı, ilahi bir koruma kalkanı gibi evlerimizin üzerinde dururken, rızkı daraltan şey onların boğazı değil, bizim kalbimizin cimriliği ve şefkatsizliğidir.  Allah, kendi dilsiz mahlukatını aç bırakmadığı gibi, ömrünü evlatlarına feda etmiş ve artık bir çocuk masumiyetine bürünmüş o ihtiyar kullarını da asla bencil insanların eline bırakmaz; onların rızkını bereket olarak o eve zaten akıtır. Şimdi durup kalbimizin ritmini dinleme ve derin bir nefesle kendimize gelme vaktidir. Evlerimizde yaşayan o mübarek ihtiyarlar, sıradan birer aile bireyi değil, Rahman’ın doğrudan doğruya bizlere teslim ettiği en nadide vediaları, en kutsal emanetleridir. Onların kırılgan, buluttan nem kapan, hüzünlü kalplerini hoşnut etmek, bu fani dünyada satın alınabilecek en büyük saadet ve en tükenmez Hazinedir.  Eğer dünya hayatında huzur, adımlarda selamet ve rızıkta genişlik istiyorsak; eğer ebedi alemde hüsrana uğrayanlardan olmak istemiyorsak, o gönüllerin etrafında hürmetle pervane olmalıyız. Onların rızasını kazanmak, aslında Cennetin kapısını henüz dünyadayken aralamak demektir. Nihayetinde hayat, bir göz kırpması kadar kısa ve bizler de o kaçınılmaz sona doğru hızla koşan birer yolcuyuz. Bugün gücümüz, kuvvetimiz ve gençliğimiz yerindeyken yapacağımız tek bir samimi hizmet, öpeceğimiz bir ihtiyar eli, alacağımız içten bir hayır duası, hem dünyamızı hem de ahiretimizi aydınlatmaya yetecektir. Unutmamalıyız ki, merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Evlerimizdeki o nur yüzlü emanetlere şefkatle yaklaşalım ki, her iki cihanda da Rahman’ın sonsuz rahmetine mazhar olabilelim; aksi takdirde hem bu dünyayı hem de ebedi yurdumuzu kaybedenlerden olmak kaçınılmaz bir akıbet olacaktır.
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi

Anne Babaya Hürmet: Bereketin Kaynağı, İnsanlığın Ölçüsü

İnsanın bu dünyadaki en büyük yanılgısı, hayatı hep tek bir mevsimden ibaret sanmasıdır. Henüz baharındayken, dalların kuruyacağı, yaprakların döküleceği ve gövdenin rüzgara karşı büküleceği o kaçınılmaz kış ufkunu görmezden gelir. Zamanın akışına meydan okurcasına atılan her pervasız adım, aslında insanı kendi hakikatinden biraz daha uzaklaştırır.

Oysa hayat, başı ve sonu birbirine sımsıkı bağlı bir çemberdir; bugün sunduğumuz şefkat de yarın bekleyeceğimiz merhamet de bu çemberin dönüp dolaşıp yine bizi bulacak olan akisleridir. İşte bu yüzden, varoluşun en derin ahlakı, bencilce bir geleceğe koşarken arkamızda bıraktığımız ya da yanı başımızda sessizce yaşlanan o dev çınarlara olan bakışımızda gizlidir.

Modern zamanların telaşı, kalpleri öylesine hızlı ve gürültülü bir girdaba sürüklüyor ki, en ince sızıları duymaya ne vaktimiz kalıyor ne de mecalimiz. Her şeyin hızla tüketildiği, işlevini yitirenin kenara itildiği bir çağda, insan ilişkileri de ne yazık ki bu mekanik soğukluktan nasibini alıyor. 

Bir zamanlar bizi hayata bağlayan, kendi nefesinden nefes, canından can katan anne ve babalarımızın ihtiyarlık günleri, bu hırslı dünyanın çarkları arasında bazen birer "yük" gibi algılanabiliyor. Bu, insanın kendi köklerine yabancılaşmasının, ruhunun asaletini kaybedip salt maddeye teslim olmasının en acı tezahürüdür. Halbuki anne ve baba, sadece birer biyolojik varlık değil; insanın bu dünyadaki ilk sığınağı, merhametin yeryüzündeki en somut tecellisidir.

Yaşlılık dönemi bir bitiş değil, bilakis bir evin, bir hanenin asıl manevi sütunudur. O beli bükülmüş, elleri titreyen, gözlerinin feri sönmüş ihtiyarlar, aslında ilahi rahmetin üzerimize sağanak gibi yağmasına vesile olan birer paratoner gibidirler. 

Evlerimizin içindeki o sessiz, mütevazı ve mahzun varlıklar, dünyevi hırslarımızın, rızık kaygılarımızın ve başımıza gelecek musibetlerin önünde aşılmaz birer manevi kalkandır. Onların varlığını yük saymak, bereketi evden kovmak, kendi ellerimizle huzuru ve rahmeti baltalamaktır. Rızkı veren Zat-ı Zülcelal, en zayıf canlıların rızkını en latif surette gönderdiği gibi, çocuklaşmış ihtiyarların rızkını da o haneye katbekat bereket olarak lütfeder.

İşte tam da bu noktada, kalbin pasını silecek, zihni o gafil uykusundan uyandıracak aşkın bir sese kulak vermek gerekir. Asrın derin bir mütefekkiri olan Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat adlı eserinde, insanlığın unuttuğu bu en yüce hakikati, anne ve babaya olan hürmetin hem dünyevi hem de uhrevi sırlarını sarsıcı bir üslupla gözler önüne serer. Şimdi gelin, ruhun derinliklerine işleyen, vicdanı adalete ve şefkate davet eden o muazzam hakikat aynasına hep birlikte bakalım. Bediüzzaman'ın dikkat çektiği hakikatin kaynağı olan Kur'ân ayetleri şöyledir:

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَر۪يمًا ٭ وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ى صَغ۪يرًا ٭ رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِـلْاَوَّاب۪ينَ غَفُورًا

(Anne ve babandan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara 'öf' bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Merhametle tevazu kanatlarını indir ve: 'Rabbim! Küçüklüğümde beni yetiştirdikleri gibi Sen de onlara merhamet et' diye dua et.) (İsrâ,23-25)

"...Evet dünyada en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarfediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş herbir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir. 
     
İşte o mübarek ihtiyarların vücudlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet hayatını senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!
    
Ey derd-i maişetle mübtela olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dafiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme: "Maişetim dardır, idare edemiyorum." Çünki onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dıyk-ı maişetin daha ziyade olacaktı... 
     
Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahman, Rahîm ve Latîf ve Kerim olan Hâlık-ı Zülcelali Vel'ikram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latîf bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tama'kâr ve bahil insanlara yükletmez.

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٭ 
"Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır."
(Zâriyât Suresi, 58)

وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ
"Nice canlılar vardır ki rızkını yanında taşımaz; onları da sizi de Allah rızıklandırır."
(Ankebût Suresi, 60)

âyetlerinin ifade ettikleri hakikatı, bütün zîhayatın enva'-ı mahlukları lisan-ı hal ile bağırıp, o hakikat-i kerimaneyi söylüyorlar.

Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor...  
    
Ey insan! Madem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlukatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i iman ve ehl-i imanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstahak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sadık muhib olan peder ve vâlide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve
لَوْلَا الشُّيُوخُ الرُّكَّعُ لَصُبَّ عَلَيْكُمُ الْبَلَٓاءُ صَبًّا
sırrıyla, yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti." Ne derece sebeb-i def'-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.
   
İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın.
اَلْجَزَٓاءُ مِنْ جِنْسِ الْعَمَلِ
sırrıyla, sen vâlideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. 

Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin.
 
Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seriü't-teessür kalblerini rencide etmek ile
خَسِرَ الدُّنْيَا وَ الْاٰخِرَةَ
"...O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir..." (Hac,11)
sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman'ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et..." (21.MEKTUP)

​Bu sarsıcı kelimelerin ruhumuzda bıraktığı derin akis, bizi sığ hesaplardan ve bencilce kaygılardan arındıracak bir güce sahiptir. Üstad’ın da veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, "Amel cinsinden ceza görür insan." Hayatın sarsılmaz bir kanunudur bu; bugün ektiğini yarın biçeceksin.

Anne ve babasının nazik kalbini kıran, onların yaşlılığını yük sayıp bir an önce gitmelerini temenni eden bir ruh, aslında kendi geleceğine kör bir balta vurmaktadır. Gelecekte kendi evlatlarından merhamet, hürmet ve vefa bekleyen her insan, bugün evindeki o mübarek emanetlere nasıl davrandığına bakmalıdır. Çünkü zaman, acımasız bir aynadır; bugün yaşlı anne babasına sırtını dönenler, yarın o aynada kendi yalnızlıklarını izlemek zorunda kalacaklardır.

Dünyevi dertlerin, geçim kaygılarının ve hayat pahalılığının arkasına sığınarak o mübarek çınarları incitmek, kelimenin tam anlamıyla bir basiretsizliktir. Oysa o evdeki bereketin, sofradaki rızkın ve başımıza gelecek belaların defedilmesinin asıl sebebi, o hane halkının hor gördüğü ihtiyar yüreklerdir. Onların varlığı, ilahi bir koruma kalkanı gibi evlerimizin üzerinde dururken, rızkı daraltan şey onların boğazı değil, bizim kalbimizin cimriliği ve şefkatsizliğidir. 

Allah, kendi dilsiz mahlukatını aç bırakmadığı gibi, ömrünü evlatlarına feda etmiş ve artık bir çocuk masumiyetine bürünmüş o ihtiyar kullarını da asla bencil insanların eline bırakmaz; onların rızkını bereket olarak o eve zaten akıtır.

Şimdi durup kalbimizin ritmini dinleme ve derin bir nefesle kendimize gelme vaktidir. Evlerimizde yaşayan o mübarek ihtiyarlar, sıradan birer aile bireyi değil, Rahman’ın doğrudan doğruya bizlere teslim ettiği en nadide vediaları, en kutsal emanetleridir. Onların kırılgan, buluttan nem kapan, hüzünlü kalplerini hoşnut etmek, bu fani dünyada satın alınabilecek en büyük saadet ve en tükenmez Hazinedir. 

Eğer dünya hayatında huzur, adımlarda selamet ve rızıkta genişlik istiyorsak; eğer ebedi alemde hüsrana uğrayanlardan olmak istemiyorsak, o gönüllerin etrafında hürmetle pervane olmalıyız. Onların rızasını kazanmak, aslında Cennetin kapısını henüz dünyadayken aralamak demektir.

Nihayetinde hayat, bir göz kırpması kadar kısa ve bizler de o kaçınılmaz sona doğru hızla koşan birer yolcuyuz. Bugün gücümüz, kuvvetimiz ve gençliğimiz yerindeyken yapacağımız tek bir samimi hizmet, öpeceğimiz bir ihtiyar eli, alacağımız içten bir hayır duası, hem dünyamızı hem de ahiretimizi aydınlatmaya yetecektir.

Unutmamalıyız ki, merhamet etmeyene merhamet olunmaz. Evlerimizdeki o nur yüzlü emanetlere şefkatle yaklaşalım ki, her iki cihanda da Rahman’ın sonsuz rahmetine mazhar olabilelim; aksi takdirde hem bu dünyayı hem de ebedi yurdumuzu kaybedenlerden olmak kaçınılmaz bir akıbet olacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.