Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
Köşe Yazarı
Uzm.Dr.Tahsin Özenmiş
 

Vitrin Çağında Kadının Kalesi: Bakışların Esaretinden Fıtratın Hürriyetine

​"İnsanın dış görünüşe ve anlık beğenilere indirgendiği vitrin çağında; kadını modern dünyanın hoyrat bakışlarından koruyan TESETTÜR, fıtrata dönüşün ve hakiki hürriyetin ilahi kalkanıdır." ​Modern dünya, insanı dış görünüşe, vitrine ve anlık beğenilere indirgeyen büyük bir illüzyon sunuyor. Her şeyin "görünür" olduğu ölçüde değer kazandığı bu çağda, insanın ruhsal derinliği, içsel huzuru ve en önemlisi fıtratı göz ardı ediliyor. Oysa hayatı doğru okumak, fıtrata yani insanın yaratılış kodlarına kulak vermekle başlar. İşte kadının yaratılışındaki o zarif, nazik ve şefkatli dokuyu koruyan en güçlü kalelerden biri, şüphesiz ki tesettürdür. ​Bugün tesettür, modern paradigmalar tarafından çoğunlukla "sosyolojik bir tercih" ya da "kültürel bir sembol" olarak dar bir kalıba sıkıştırılmak isteniyor. Oysa tesettür, sadece şeklî bir örtünmeden ibaret değildir; o, kadının ruh dünyasının, onurunun ve sosyal hayattaki saygınlığının ilahi bir koruma kalkanıdır. ​Bediüzzaman Said Nursî, telif ettiği muazzam külliyatın Lem'alar adlı eserinde, tesettürün sadece dini bir emir değil, aynı zamanda doğrudan doğruya insan fıtratının bir gereği olduğunu sosyolojik ve psikolojik tahlillerle ortaya koyar. Bu hakikati, üstadın kendi kelimelerinden, asrın fehmine hitap eden o eşsiz üslubuyla aynen okuyalım: ​"بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ" يَٓا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّ ilâ âhir... âyeti, tesettürü emrediyor. Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünki kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var. Hem kadınların on adedden altı-yedisi ya ihtiyardır, ya çirkindir ki; ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır; kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, taarruza maruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan ihtiyarlardır.  Ve on adedden ancak iki-üç tanesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın. Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder.  Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seriü't-teessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz; açık-saçıklık yeri olan Avrupa'da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, "Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar" diye polislere şekva ediyorlar. Demek medeniyetin ref'-i tesettürü, hilaf-ı fıtrattır. Kur'an'ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymetdar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor. Hem kadınlarda, ecnebi erkeklere karşı fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten tesettürü iktiza ediyor. Çünki sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmet ile çekmekle beraber, hamisiz bir veledin terbiyesiyle sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belasını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vaki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettür ile nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zaîf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası çarşafı olduğunu gösteriyor.  Mesmuatıma göre: Merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!.." ​Bediüzzaman’ın bu derinlikli analizi, kadının hem ruhsal anatomisini hem de toplumsal konumunu muazzam bir dengede açıklar. Metni dikkatle tahlil ettiğimizde, tesettürün neden bir "özgürlük ve koruma alanı" olduğunu daha iyi anlıyoruz. ​ Kadın, yaratılış gereği nazik, ince ruhlu ve şefkat doludur. Bu naiflik, onun zayıflığı değil, estetiğidir. Ancak bu estetik yapı, hoyrat dünyada bir himayeye muhtaçtır. Tesettür, kadını değersizleştirici bakışlardan koruyarak, onun sadece fiziksel bir meta olarak değil; fikriyle, ruhuyla ve şahsiyetiyle toplumda var olmasını sağlar. ​ Metinde geçen Avrupa örneği, günümüz modern kadınının en büyük çıkmazlarından biridir. Sokakta, sosyal medyada, iş hayatında sürekli "erkeksi ve şehvani nazarların" nesnesi haline getirilmek, kadının ruhunu ezmektedir. Nur Müellifi'nin ifadesiyle, zehirli oklar gibi ruhu yaralayan o "pis nazarlar", kadını manevi bir esarete sürükler. Tesettür ise kadına şu bağımsızlığı ilan eder:  "Beni yalnızca görünüşümle değerlendiremezsin; asıl görmen gereken kişiliğim, düşüncelerim ve kimliğimdir." Kadın, sadece bugünün değil, geleceğin de kurucusudur; çünkü o, annedir. Metinde vurgulanan o "sekiz dokuz dakikalık gayr-ı meşru zevkin, yıllar süren bedeli" uyarısı, kadının fıtri olarak kendisini koruma içgüdüsünü (tahavvüf) açıklar. tesettür, kadını ve dolayısıyla toplumu, sonu hüsranla bitecek geçici heveslerin tahribatından koruyan bir "siper ve kale" hükmündedir. ​ ​Medeniyetin "modernleşme" ve "özgürleşme" adı altında kadının örtüsünü kaldırma çabası, aslında onu fıtratından koparma projesidir. Kadını soyarak metalaştıran, onu vitrin malzemesi yapan anlayış, kadına özgürlük değil, manevi bir sefalet sunmuştur. ​Kur’an-ı Kerim’in Ahzab Suresi'ndeki o muazzam fermanı ise kadını incitmekten, alçalmaktan ve değersizleşmekten korur. Tesettür; kadını toplumsal hayatın dışına iten bir zindan değil, aksine onu dış dünyanın tüm kirli, hoyrat ve istismarcı yaklaşımlarından koruyarak güvenle hayata katan, asaletini taçlandıran ilahi bir zırhtır. Fıtrata savaş açan bütün ideolojilerin zamanla yorulduğu ve çözüldüğü bu çağda, tesettür; kadının onurunu, şahsiyetini muhafaza eden asil bir duruş olarak varlığını sürdürmektedir. ​Ve kadının hakiki hürriyetinin en berrak ilanı olarak parıldamaya devam edecektir.
Ekleme Tarihi: 15 Haziran 2026 -Pazartesi

Vitrin Çağında Kadının Kalesi: Bakışların Esaretinden Fıtratın Hürriyetine

​"İnsanın dış görünüşe ve anlık beğenilere indirgendiği vitrin çağında; kadını modern dünyanın hoyrat bakışlarından koruyan TESETTÜR, fıtrata dönüşün ve hakiki hürriyetin ilahi kalkanıdır."

​Modern dünya, insanı dış görünüşe, vitrine ve anlık beğenilere indirgeyen büyük bir illüzyon sunuyor. Her şeyin "görünür" olduğu ölçüde değer kazandığı bu çağda, insanın ruhsal derinliği, içsel huzuru ve en önemlisi fıtratı göz ardı ediliyor. Oysa hayatı doğru okumak, fıtrata yani insanın yaratılış kodlarına kulak vermekle başlar. İşte kadının yaratılışındaki o zarif, nazik ve şefkatli dokuyu koruyan en güçlü kalelerden biri, şüphesiz ki tesettürdür.

​Bugün tesettür, modern paradigmalar tarafından çoğunlukla "sosyolojik bir tercih" ya da "kültürel bir sembol" olarak dar bir kalıba sıkıştırılmak isteniyor. Oysa tesettür, sadece şeklî bir örtünmeden ibaret değildir; o, kadının ruh dünyasının, onurunun ve sosyal hayattaki saygınlığının ilahi bir koruma kalkanıdır.

​Bediüzzaman Said Nursî, telif ettiği muazzam külliyatın Lem'alar adlı eserinde, tesettürün sadece dini bir emir değil, aynı zamanda doğrudan doğruya insan fıtratının bir gereği olduğunu sosyolojik ve psikolojik tahlillerle ortaya koyar. Bu hakikati, üstadın kendi kelimelerinden, asrın fehmine hitap eden o eşsiz üslubuyla aynen okuyalım:

​"بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ"
يَٓا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّ
ilâ âhir... âyeti, tesettürü emrediyor.
Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünki kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var.

Hem kadınların on adedden altı-yedisi ya ihtiyardır, ya çirkindir ki; ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır; kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar, taarruza maruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan ihtiyarlardır. 

Ve on adedden ancak iki-üç tanesi bulunabilir ki; hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın. Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. 

Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seriü't-teessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz; açık-saçıklık yeri olan Avrupa'da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, "Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar" diye polislere şekva ediyorlar.

Demek medeniyetin ref'-i tesettürü, hilaf-ı fıtrattır. Kur'an'ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymetdar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve manevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

Hem kadınlarda, ecnebi erkeklere karşı fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten tesettürü iktiza ediyor. Çünki sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmet ile çekmekle beraber, hamisiz bir veledin terbiyesiyle sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belasını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vaki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettür ile nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zaîf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası çarşafı olduğunu gösteriyor. 

Mesmuatıma göre: Merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!.."

​Bediüzzaman’ın bu derinlikli analizi, kadının hem ruhsal anatomisini hem de toplumsal konumunu muazzam bir dengede açıklar. Metni dikkatle tahlil ettiğimizde, tesettürün neden bir "özgürlük ve koruma alanı" olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Kadın, yaratılış gereği nazik, ince ruhlu ve şefkat doludur. Bu naiflik, onun zayıflığı değil, estetiğidir. Ancak bu estetik yapı, hoyrat dünyada bir himayeye muhtaçtır. Tesettür, kadını değersizleştirici bakışlardan koruyarak, onun sadece fiziksel bir meta olarak değil; fikriyle, ruhuyla ve şahsiyetiyle toplumda var olmasını sağlar.

Metinde geçen Avrupa örneği, günümüz modern kadınının en büyük çıkmazlarından biridir. Sokakta, sosyal medyada, iş hayatında sürekli "erkeksi ve şehvani nazarların" nesnesi haline getirilmek, kadının ruhunu ezmektedir. Nur Müellifi'nin ifadesiyle, zehirli oklar gibi ruhu yaralayan o "pis nazarlar", kadını manevi bir esarete sürükler. Tesettür ise kadına şu bağımsızlığı ilan eder: 
"Beni yalnızca görünüşümle değerlendiremezsin; asıl görmen gereken kişiliğim, düşüncelerim ve kimliğimdir."

Kadın, sadece bugünün değil, geleceğin de kurucusudur; çünkü o, annedir. Metinde vurgulanan o "sekiz dokuz dakikalık gayr-ı meşru zevkin, yıllar süren bedeli" uyarısı, kadının fıtri olarak kendisini koruma içgüdüsünü (tahavvüf) açıklar. tesettür, kadını ve dolayısıyla toplumu, sonu hüsranla bitecek geçici heveslerin tahribatından koruyan bir "siper ve kale" hükmündedir.

​Medeniyetin "modernleşme" ve "özgürleşme" adı altında kadının örtüsünü kaldırma çabası, aslında onu fıtratından koparma projesidir. Kadını soyarak metalaştıran, onu vitrin malzemesi yapan anlayış, kadına özgürlük değil, manevi bir sefalet sunmuştur.
​Kur’an-ı Kerim’in Ahzab Suresi'ndeki o muazzam fermanı ise kadını incitmekten, alçalmaktan ve değersizleşmekten korur. Tesettür; kadını toplumsal hayatın dışına iten bir zindan değil, aksine onu dış dünyanın tüm kirli, hoyrat ve istismarcı yaklaşımlarından koruyarak güvenle hayata katan, asaletini taçlandıran ilahi bir zırhtır.

Fıtrata savaş açan bütün ideolojilerin zamanla yorulduğu ve çözüldüğü bu çağda, tesettür; kadının onurunu, şahsiyetini muhafaza eden asil bir duruş olarak varlığını sürdürmektedir. ​Ve kadının hakiki hürriyetinin en berrak ilanı olarak parıldamaya devam edecektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.