AHMET TAHİROĞLU
Köşe Yazarı
AHMET TAHİROĞLU
 

“Bayrak Provokasyonu mu, Büyük Oyunun Perdesi mi?”

Türkiye’nin son günlerde yaşadığı bayrak provokasyonu karşısında; milletin tüm kesimleriyle, yöneticisiyle, idarecisiyle, A partisinden B partisine kadar tek yürek hâlinde tepki göstermesi elbette kıymetlidir. Olması gereken de buydu. Türk bayrağına uzanan el, sadece bir sembole değil; bir tarihe, bir şehadet mirasına, bir milletin onuruna uzanmıştır. Bu alçaklığı yapanları ve arkasındaki aklı şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Ancak şunu da açıkça ifade etmek zorundayız:   Fotoğrafın sadece görünen kısmına bakmak, hakikatin tamamını ıskalamaktır. Geçtiğimiz günlerde Golan Tepeleri’nde, işgalci İsrail tarafından bir bayrak daha dikildi. Bu bir “sıradan gelişme” değildir. Bu; yıllardır adım adım ilerleyen, toprağını genişleten, hukuku tanımayan, insanlığı hiçe sayan bir işgal aklının yeni bir hamlesidir. Biz Suriye’yi haklı olarak “güvenliğimiz”, “stratejik önceliğimiz” diye konuşurken; yanı başımızda sınır tanımaz bir Siyonist yayılmacılık gerçeği durmaktadır. Peki soralım:   Türk bayrağına gösterilen haklı öfke,   aynı kararlılıkla Golan’da dalgalanan işgal bayrağına da gösterilmiş midir? Mesele bir bayrak meselesi değildir sadece.   Mesele hangi tehdidi ne kadar ciddiye aldığımız meselesidir. Biz şuna inanmak istemiyoruz:   Bir provokasyonla tüm dikkatlerin başka yöne çekildiğine…   Bir oyunun sahnelendiğine…   Asıl tehlikenin gözden kaçırılmak istendiğine… Buna inanmak istemiyoruz.   Ama bu ihtimali düşünmeyecek kadar da saf değiliz. Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir:   Siyonizm, hedeflerine gürültüsüz değil; dikkat dağıtarak yürür.   Bugün Filistin, dün Lübnan, önce Irak, sonra Suriye…   Ve rahmetli Erbakan Hocamızın yıllar önce uyardığı gibi:   “Önce Suriye, sonra İran, sıra Türkiye’de.” Bu bir komplo teorisi değil, yaşanmış bir zincirin mantıki devamıdır. Biz kimseye savaş naraları atmıyoruz.   Ama şunu da söylüyoruz:   Tehlikeyi küçümseyenler, bedelini ağır öder. Türkiye için Siyonizm bir fikir ayrılığı değil,   bir güvenlik meselesidir.   Bir inanç meselesidir.   Bir istiklal meselesidir. Bugün Türk bayrağına uzanan eli lanetlerken;   yarın ümmetin topraklarını adım adım gasp eden işgalciye karşı   aynı netlikte, aynı cesarette, aynı birliktelikte durmak zorundayız. Aksi hâlde;   yüksek sesle bağırdığımız yerler kadar   sessiz kaldığımız yerlerden de hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Çünkü bayrak sadece bez değildir.   Ama işgal de sadece başka bir ülkenin sorunu değildir.
Ekleme Tarihi: 23 Ocak 2026 -Cuma

“Bayrak Provokasyonu mu, Büyük Oyunun Perdesi mi?”

Türkiye’nin son günlerde yaşadığı bayrak provokasyonu karşısında; milletin tüm kesimleriyle, yöneticisiyle, idarecisiyle, A partisinden B partisine kadar tek yürek hâlinde tepki göstermesi elbette kıymetlidir. Olması gereken de buydu. Türk bayrağına uzanan el, sadece bir sembole değil; bir tarihe, bir şehadet mirasına, bir milletin onuruna uzanmıştır. Bu alçaklığı yapanları ve arkasındaki aklı şiddetle ve nefretle kınıyoruz.

Ancak şunu da açıkça ifade etmek zorundayız:  
Fotoğrafın sadece görünen kısmına bakmak, hakikatin tamamını ıskalamaktır.

Geçtiğimiz günlerde Golan Tepeleri’nde, işgalci İsrail tarafından bir bayrak daha dikildi. Bu bir “sıradan gelişme” değildir. Bu; yıllardır adım adım ilerleyen, toprağını genişleten, hukuku tanımayan, insanlığı hiçe sayan bir işgal aklının yeni bir hamlesidir. Biz Suriye’yi haklı olarak “güvenliğimiz”, “stratejik önceliğimiz” diye konuşurken; yanı başımızda sınır tanımaz bir Siyonist yayılmacılık gerçeği durmaktadır.

Peki soralım:  
Türk bayrağına gösterilen haklı öfke,  
aynı kararlılıkla Golan’da dalgalanan işgal bayrağına da gösterilmiş midir?

Mesele bir bayrak meselesi değildir sadece.  
Mesele hangi tehdidi ne kadar ciddiye aldığımız meselesidir.

Biz şuna inanmak istemiyoruz:  
Bir provokasyonla tüm dikkatlerin başka yöne çekildiğine…  
Bir oyunun sahnelendiğine…  
Asıl tehlikenin gözden kaçırılmak istendiğine…

Buna inanmak istemiyoruz.  
Ama bu ihtimali düşünmeyecek kadar da saf değiliz.

Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir:  
Siyonizm, hedeflerine gürültüsüz değil; dikkat dağıtarak yürür.  
Bugün Filistin, dün Lübnan, önce Irak, sonra Suriye…  
Ve rahmetli Erbakan Hocamızın yıllar önce uyardığı gibi:  
“Önce Suriye, sonra İran, sıra Türkiye’de.”

Bu bir komplo teorisi değil, yaşanmış bir zincirin mantıki devamıdır.

Biz kimseye savaş naraları atmıyoruz.  
Ama şunu da söylüyoruz:  
Tehlikeyi küçümseyenler, bedelini ağır öder.

Türkiye için Siyonizm bir fikir ayrılığı değil,  
bir güvenlik meselesidir.  
Bir inanç meselesidir.  
Bir istiklal meselesidir.

Bugün Türk bayrağına uzanan eli lanetlerken;  
yarın ümmetin topraklarını adım adım gasp eden işgalciye karşı  
aynı netlikte, aynı cesarette, aynı birliktelikte durmak zorundayız.

Aksi hâlde;  
yüksek sesle bağırdığımız yerler kadar  
sessiz kaldığımız yerlerden de hesaba çekileceğimizi unutmayalım.

Çünkü bayrak sadece bez değildir.  
Ama işgal de sadece başka bir ülkenin sorunu değildir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.