AHMET TAHİROĞLU
Köşe Yazarı
AHMET TAHİROĞLU
 

“Bir Savaş, Bin Yalan”

İran ile İsrail arasında süren savaş dokuzuncu gününe girmiştir. Dünya kamuoyuna sunulan gerekçeler ise her zamanki gibi tanıdık: “nükleer tehdit”, “rejim değişikliği”, “bölgesel güvenlik.” Oysa artık herkes biliyor ki bunların büyük bir kısmı gerçeği örtmek için kullanılan siyasi maskelerdir. Ortadoğu’nun üzerinde dolaşan asıl gölge; emperyal çıkarların, enerji hesaplarının ve bölgeyi dizayn etme arzusunun gölgesidir. Dün “demokrasi getireceğiz” diyerek Irak’ı işgal edenler, milyonlarca insanın ölümüne sebep olanlar bugün hangi ahlaki üstünlükle dünyaya hukuk dersi vermektedir? O gün tanklarla gelen “demokrasi”, bugün füze ve bombardımanla mı yeniden inşa edilecektir? Ne yazık ki asıl acı olan, Müslüman dünyasının bu tablo karşısında sergilediği dağınık ve bilinçsiz tavırlardır. Bazıları meseleyi hemen mezhep tartışmasına indirgemekte; Şiilik ve Sünnilik üzerinden yeni bir ayrışmanın fitilini ateşlemektedir. Evet, geçmişte yaşanan hatalar vardır. Irak’ta, Suriye’de yaşanan acıların sorumluluğu üzerine elbette konuşulabilir. Ancak bugün sorulması gereken temel soru şudur: İran’a saldıran kimdir ve bu saldırının arkasındaki gerçek hedef nedir? Gazze’de çocukları öldüren, yıllardır işgal politikalarıyla bölgeyi kana bulayan bir devletin bir anda “haklı taraf” gibi gösterilmeye çalışılması, tarihin en büyük siyasi ikiyüzlülüklerinden biridir. İşin daha da vahim tarafı; bazı Müslüman çevrelerin “biz taraf değiliz” derken fiilen saldırgan güçlerin söylemlerini tekrar eden bir pozisyona düşmesidir. Tarafsızlık adı altında yapılan bu tavır, aslında emperyalist propagandanın gönüllü sözcülüğüne dönüşmektedir. İran’ın komşu ülkelere füze fırlattığı iddiaları gündeme geldiğinde İranlı yetkililerin yaptığı açıklama ise oldukça dikkat çekicidir: “Biz o ülkelere saldırmıyoruz; o ülkelerde bulunan ve bize karşı kullanılan askeri üsleri hedef alıyoruz.” Bu açıklama tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki savaş sadece cephede değil, aynı zamanda propaganda ve algı üzerinden yürütülür. Bugün bölgede provokasyon ihtimallerini görmezden gelmek de büyük bir saflık olur. Tarih boyunca savaşların fitilini ateşlemek için yapılan kirli operasyonlar ve sahte saldırılar unutulmuş değildir. Bu süreçte bazı ülkelerden gelen açıklamalar ise Müslüman halkların gönlünde ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmuştur. Özellikle İlham Aliyev’in yaptığı sert açıklamalar, yıllardır kardeşlik söylemleriyle büyüyen umutları zedelemiştir. Biz Azerbaycan ile Türkiye için “iki devlet, tek millet” dedik. Kardeşlik dedik. Karındaşlık dedik. Ancak kardeşlik, en çok zor zamanlarda sınanır. Eğer bir ülkenin lideri, İsrail’e karşı aynı sertliği göstermeyip İran söz konusu olduğunda bu kadar kolay ve keskin konuşabiliyorsa, elbette bu tavır sorgulanacaktır. Ortadoğu bugün yine büyük bir oyunun içindedir. Bu oyunun sahnesinde petrol vardır, güç vardır, jeopolitik hesaplar vardır. Ama ne yazık ki her zamanki gibi en ucuz olan şey yine Müslüman kanıdır. Bugün yapılması gereken şey; mezhepçilikle birbirimize düşmek değil, aklıselimle ve tarihi hafızayla hareket etmektir. Çünkü mezhep kavgası, emperyalizmin en sevdiği savaştır. Unutulmamalıdır ki; Müslümanların birbirine düşmesi, başkalarının zaferidir.
Ekleme Tarihi: 08 Mart 2026 -Pazar

“Bir Savaş, Bin Yalan”

İran ile İsrail arasında süren savaş dokuzuncu gününe girmiştir. Dünya kamuoyuna sunulan gerekçeler ise her zamanki gibi tanıdık: “nükleer tehdit”, “rejim değişikliği”, “bölgesel güvenlik.”
Oysa artık herkes biliyor ki bunların büyük bir kısmı gerçeği örtmek için kullanılan siyasi maskelerdir. Ortadoğu’nun üzerinde dolaşan asıl gölge; emperyal çıkarların, enerji hesaplarının ve bölgeyi dizayn etme arzusunun gölgesidir.
Dün “demokrasi getireceğiz” diyerek Irak’ı işgal edenler, milyonlarca insanın ölümüne sebep olanlar bugün hangi ahlaki üstünlükle dünyaya hukuk dersi vermektedir? O gün tanklarla gelen “demokrasi”, bugün füze ve bombardımanla mı yeniden inşa edilecektir?
Ne yazık ki asıl acı olan, Müslüman dünyasının bu tablo karşısında sergilediği dağınık ve bilinçsiz tavırlardır. Bazıları meseleyi hemen mezhep tartışmasına indirgemekte; Şiilik ve Sünnilik üzerinden yeni bir ayrışmanın fitilini ateşlemektedir.
Evet, geçmişte yaşanan hatalar vardır. Irak’ta, Suriye’de yaşanan acıların sorumluluğu üzerine elbette konuşulabilir. Ancak bugün sorulması gereken temel soru şudur: İran’a saldıran kimdir ve bu saldırının arkasındaki gerçek hedef nedir?
Gazze’de çocukları öldüren, yıllardır işgal politikalarıyla bölgeyi kana bulayan bir devletin bir anda “haklı taraf” gibi gösterilmeye çalışılması, tarihin en büyük siyasi ikiyüzlülüklerinden biridir.
İşin daha da vahim tarafı; bazı Müslüman çevrelerin “biz taraf değiliz” derken fiilen saldırgan güçlerin söylemlerini tekrar eden bir pozisyona düşmesidir. Tarafsızlık adı altında yapılan bu tavır, aslında emperyalist propagandanın gönüllü sözcülüğüne dönüşmektedir.
İran’ın komşu ülkelere füze fırlattığı iddiaları gündeme geldiğinde İranlı yetkililerin yaptığı açıklama ise oldukça dikkat çekicidir: “Biz o ülkelere saldırmıyoruz; o ülkelerde bulunan ve bize karşı kullanılan askeri üsleri hedef alıyoruz.”
Bu açıklama tartışılabilir, eleştirilebilir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki savaş sadece cephede değil, aynı zamanda propaganda ve algı üzerinden yürütülür.
Bugün bölgede provokasyon ihtimallerini görmezden gelmek de büyük bir saflık olur. Tarih boyunca savaşların fitilini ateşlemek için yapılan kirli operasyonlar ve sahte saldırılar unutulmuş değildir.
Bu süreçte bazı ülkelerden gelen açıklamalar ise Müslüman halkların gönlünde ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmuştur. Özellikle İlham Aliyev’in yaptığı sert açıklamalar, yıllardır kardeşlik söylemleriyle büyüyen umutları zedelemiştir.
Biz Azerbaycan ile Türkiye için “iki devlet, tek millet” dedik. Kardeşlik dedik. Karındaşlık dedik. Ancak kardeşlik, en çok zor zamanlarda sınanır.
Eğer bir ülkenin lideri, İsrail’e karşı aynı sertliği göstermeyip İran söz konusu olduğunda bu kadar kolay ve keskin konuşabiliyorsa, elbette bu tavır sorgulanacaktır.
Ortadoğu bugün yine büyük bir oyunun içindedir. Bu oyunun sahnesinde petrol vardır, güç vardır, jeopolitik hesaplar vardır. Ama ne yazık ki her zamanki gibi en ucuz olan şey yine Müslüman kanıdır.
Bugün yapılması gereken şey; mezhepçilikle birbirimize düşmek değil, aklıselimle ve tarihi hafızayla hareket etmektir. Çünkü mezhep kavgası, emperyalizmin en sevdiği savaştır.
Unutulmamalıdır ki;
Müslümanların birbirine düşmesi, başkalarının zaferidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.