AHMET TAHİROĞLU
Köşe Yazarı
AHMET TAHİROĞLU
 

İran Düşerse, Sıra Kime Gelir?

Komşumuz İran’da yaşananları yalnızca “rejim karşıtı protestolar” ya da “halk ayaklanması” başlığıyla okumak, bu coğrafyayı hiç tanımamak demektir. Orta Doğu’da hiçbir olay, görünen yüzüyle sınırlı değildir. Hele işin içinde petrol, doğal gaz ve jeopolitik dengeler varsa, mesele asla demokrasi değildir. Bugün İran üzerinden yürütülen süreç; siyonist ve emperyalist aklın yıllardır değişmeyen senaryosunun yeni bir sahnesidir. Nerede güçlü yeraltı kaynakları varsa, nerede bağımsız duruş sergileyen bir devlet varsa, oraya “özgürlük” ve “demokrasi” ambalajı ile girilmiş; ardından fitne, kaos ve yıkım bırakılmıştır. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaşananlar hâlâ hafızalardadır. Bu ülkelerde ne demokrasi kaldı ne de insan onuru. Geriye yalnızca parçalanmış toplumlar ve sömürülen kaynaklar kaldı. İran’ın geçmişte yaptığı hatalar elbette vardır. Ancak hiçbir hata, bir ülkenin emperyalizme teslim edilmesini haklı çıkarmaz. Ne yazık ki yıllardır İran, bilinçli bir algı operasyonuyla Müslüman halkların gözünde “ortak düşman” hâline getirildi. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında sergilenen sessizlik, hatta zaman zaman bu saldırıların meşrulaştırılması, bu algı operasyonunun ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Rahmetli Necmettin Erbakan’ın yıllar önce söylediği o meşhur söz bugün yeniden anlam kazanıyor: “İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelir.” Bu bir komplo teorisi değil; emperyalizmin çalışma tarzını bilen bir devlet aklının uyarısıdır. İran düşerse, Türkiye’nin kuşatma çemberi daha da daralacaktır. Şunu açıkça sormak gerekir: İran’da rejim değiştiğinde, yeni bir yönetim kurulduğunda, ülkenin petrolü ve doğal gazı kimin kontrolünde olacak? Bugün açıkça “Bu kaynakları ben satacağım” diyenlerin yarın İran için de aynı cümleyi kurmayacağını kim garanti edebilir? Böyle bir tabloda Türkiye’nin enerji güvenliği, bölgesel dengeleri ve ekonomik bağımsızlığı ciddi tehdit altına girecektir. Türkiye, Suriye’de tehdidi sınırlarının dışında karşılamak için nasıl mücadele ettiyse, İran konusunda da aynı stratejik bilinçle hareket etmelidir. Komşularının birer birer düşürüldüğü bir coğrafyada sessiz kalmak, tarafsızlık değil; sıranın kendisine gelmesini beklemektir. Artık hamasetle avunma dönemi bitmiştir. “Bize bir şey olmaz” söylemleri, gerçekleri değiştirmez. Tarih, uyanık olmayan milletleri affetmez. Bıçak kemiğe dayandığında değil, bıçak daha masadayken tedbir almak gerekir. İran meselesi, İran’ı sevmek ya da sevmemek meselesi değildir. Bu, coğrafyamızı, geleceğimizi ve bağımsızlığımızı koruma meselesidir. İran yalnız bırakılırsa, yarın yalnız kalacak olan Türkiye olabilir. Sessizlik bazen suskunluk değil; doğrudan kayıptır.
Ekleme Tarihi: 13 Ocak 2026 -Salı

İran Düşerse, Sıra Kime Gelir?

Komşumuz İran’da yaşananları yalnızca “rejim karşıtı protestolar” ya da “halk ayaklanması” başlığıyla okumak, bu coğrafyayı hiç tanımamak demektir. Orta Doğu’da hiçbir olay, görünen yüzüyle sınırlı değildir. Hele işin içinde petrol, doğal gaz ve jeopolitik dengeler varsa, mesele asla demokrasi değildir.

Bugün İran üzerinden yürütülen süreç; siyonist ve emperyalist aklın yıllardır değişmeyen senaryosunun yeni bir sahnesidir. Nerede güçlü yeraltı kaynakları varsa, nerede bağımsız duruş sergileyen bir devlet varsa, oraya “özgürlük” ve “demokrasi” ambalajı ile girilmiş; ardından fitne, kaos ve yıkım bırakılmıştır. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaşananlar hâlâ hafızalardadır. Bu ülkelerde ne demokrasi kaldı ne de insan onuru. Geriye yalnızca parçalanmış toplumlar ve sömürülen kaynaklar kaldı.

İran’ın geçmişte yaptığı hatalar elbette vardır. Ancak hiçbir hata, bir ülkenin emperyalizme teslim edilmesini haklı çıkarmaz. Ne yazık ki yıllardır İran, bilinçli bir algı operasyonuyla Müslüman halkların gözünde “ortak düşman” hâline getirildi. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında sergilenen sessizlik, hatta zaman zaman bu saldırıların meşrulaştırılması, bu algı operasyonunun ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir.

Rahmetli Necmettin Erbakan’ın yıllar önce söylediği o meşhur söz bugün yeniden anlam kazanıyor:
“İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelir.”
Bu bir komplo teorisi değil; emperyalizmin çalışma tarzını bilen bir devlet aklının uyarısıdır. İran düşerse, Türkiye’nin kuşatma çemberi daha da daralacaktır.

Şunu açıkça sormak gerekir: İran’da rejim değiştiğinde, yeni bir yönetim kurulduğunda, ülkenin petrolü ve doğal gazı kimin kontrolünde olacak? Bugün açıkça “Bu kaynakları ben satacağım” diyenlerin yarın İran için de aynı cümleyi kurmayacağını kim garanti edebilir? Böyle bir tabloda Türkiye’nin enerji güvenliği, bölgesel dengeleri ve ekonomik bağımsızlığı ciddi tehdit altına girecektir.

Türkiye, Suriye’de tehdidi sınırlarının dışında karşılamak için nasıl mücadele ettiyse, İran konusunda da aynı stratejik bilinçle hareket etmelidir. Komşularının birer birer düşürüldüğü bir coğrafyada sessiz kalmak, tarafsızlık değil; sıranın kendisine gelmesini beklemektir.

Artık hamasetle avunma dönemi bitmiştir. “Bize bir şey olmaz” söylemleri, gerçekleri değiştirmez. Tarih, uyanık olmayan milletleri affetmez. Bıçak kemiğe dayandığında değil, bıçak daha masadayken tedbir almak gerekir.

İran meselesi, İran’ı sevmek ya da sevmemek meselesi değildir. Bu, coğrafyamızı, geleceğimizi ve bağımsızlığımızı koruma meselesidir. İran yalnız bırakılırsa, yarın yalnız kalacak olan Türkiye olabilir.

Sessizlik bazen suskunluk değil; doğrudan kayıptır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.