Bugün “moda” adı altında normalleştirilen bazı giyim tarzları, örtünmekle açılmak arasındaki sınırı neredeyse ortadan kaldırmış durumdadır. Göbeğin, göğsün ve mahrem bölgelerin belli olduğu kıyafetler “özgürlük” ve “modernlik” adıyla sunulurken; haya, edep ve tesettür adeta gericilikmiş gibi gösterilmektedir.
Oysa Müslüman bir toplumda insan bedeni teşhir edilecek bir vitrin değildir. Haya bir geri kalmışlık değil, insanın onurudur. Tesettür ise bir moda tercihi değil, inancın ve kulluğun gereğidir.
Kur'an-ı Kerim'in ölçüsü açıktır:
“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nûr, 30)
Ardından kadınlara da iffet ve örtünme konusunda açık ölçüler bildirilir. Dolayısıyla mesele yalnızca kadınların kıyafeti değildir. Erkek bakışından, kadın örtüsünden; anne-baba terbiyesinden; toplum ise oluşturduğu kültürden sorumludur.
Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz, sosyal medya ve moda kültürünün dayattığı ölçülerle adeta bir yarışın içine sürüklenmektedir. Daha fazla görünmek, daha fazla beğeni almak ve daha fazla teşhir edilmek başarı gibi gösterilmektedir.
İşte burada durmak zorundayız.
Her moda masum değildir.
Her özgürlük söylemi insanı özgürleştirmez.
Her modernlik ilerleme değildir.
Bir toplum bedenini teşhir etmeyi özgürlük, utanmayı ise ayıp saymaya başladığında yalnızca kıyafetler değişmez; mahremiyet duygusu, aile yapısı ve ahlaki sınırlar da aşınır.
Fakat çözüm gençleri aşağılamak, kadınları suçlamak veya insanları dışlamak değildir.
Çözüm; Kur'an'ı, sünneti, hayayı, iffeti ve güzel ahlakı yeniden hayatın merkezine koymaktır.
Artık Türkiye'nin Manevi Kalkınmaya İhtiyacı Var
Tam da bu noktada Türkiye'nin çok acil ve ivedi bir şekilde yeni bir anlayışa ihtiyacı vardır:
Manevi Kalkınma Yasası.
Devletin, hükümetin, eğitim kurumlarının, aile politikalarının ve bütün toplumun el ele vereceği kapsamlı bir “Manevi Kalkınma Seferberliği” başlatılmalıdır.
Hatta Türkiye'de bir yıl, “Manevi Kalkınma Yılı” ilan edilmeli; bu mesele yalnızca birkaç konferans ve kampanyaya bırakılmadan, devlet politikası haline getirilmelidir.
Çünkü artık sadece yollar, köprüler, fabrikalar, şehirler ve gökdelenler inşa etmek yetmiyor.
Maddi kalkınmanın yanında insanı da inşa etmek zorundayız.
Ekonomiyi büyütürken ahlakı küçültürsek, teknolojiyi geliştirirken vicdanı kaybedersek, şehirleri büyütürken aileyi küçültürsek ortada gerçek bir kalkınmadan söz edemeyiz.
Maneviyatı olmayan kalkınma, ruhu olmayan bedene benzer.
Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca milli gelirinden değil; dürüst insanlarından, sağlam ailelerinden, merhametli gençlerinden, adalet duygusundan, ahlakından ve vicdanından anlaşılır.
Bu nedenle Türkiye'nin yeni bir manevi kalkınma vizyonuna ihtiyacı vardır.
Okullarda ahlak ve değerler eğitimi güçlendirilmeli, aile kurumu desteklenmeli, gençler sosyal medyanın ve tüketim kültürünün insafına terk edilmemeli, çocuklarımızın ruh dünyasını koruyacak politikalar geliştirilmelidir.
Diyanet, Milli Eğitim, Aile ve Sosyal Hizmetler başta olmak üzere ilgili bütün kurumlar bu meselede ortak bir sorumluluk üstlenmelidir.
Çünkü gençliği kaybedersek geleceği kaybederiz.
Bugün çocuklarımızın bedeninden önce ruhunu, zihnini ve ahlakını korumak zorundayız.
Asıl Kalkınma İnsanı Kalkındırmaktır
Unutmayalım:
Yol yapmak kalkınmadır;
ama insana doğru yolu göstermek daha büyük bir kalkınmadır.
Bina yapmak kalkınmadır;
ama sağlam aileler inşa etmek daha büyük bir kalkınmadır.
Ekonomiyi büyütmek kalkınmadır;
ama vicdanı, adaleti ve ahlakı büyütmek gerçek kalkınmadır.
Türkiye'nin artık yalnızca maddi kalkınma hamlesine değil, manevi kalkınma hamlesine de ihtiyacı vardır.
Çünkü maddi kalkınma insanın hayatını kolaylaştırır; manevi kalkınma ise o hayatı anlamlı ve değerli kılar.
Moda değişir.
Beden yaşlanır.
Güzellik geçer.
Ama ahlak insanın dünyadaki izidir; ahiret yolculuğundaki azığıdır.
Öyleyse artık “Moda böyle” diyerek her şeyi kabullenmek yerine, “Rabbim benden ne istiyor?” diye sorma vaktidir.
Ve Türkiye için artık vakit kaybetmeden:
Manevi Kalkınma Yasası,
Manevi Kalkınma Yılı
ve kapsamlı bir Manevi Kalkınma Seferberliği başlatılmalıdır.
Çünkü ahlakı olmayan bir toplumun zenginliği servet değil, sadece büyütülmüş bir tehlikedir.
Maddi kalkınma güçlü bir devlet inşa eder; manevi kalkınma ise güçlü bir millet.

