Tarih bazen öyle geceler yazar ki, üzerinden yıllar geçse de hafızalardan silinmez. 15 Temmuz 2016 da işte böyle bir gecedir. O gece yalnızca tanklar yürütülmedi; yıllarca "hizmet", "eğitim", "himmet", "cemaat" ve "diyalog" gibi masum kavramların arkasına saklanan büyük bir ihanet de bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
FETÖ, sıradan bir suç örgütü değildi. Onu diğer yapılardan ayıran en tehlikeli tarafı, dini duyguları istismar ederek insanların vicdanını esir almasıydı. Kur'an'ı okuyor görünürken kendi liderini merkeze alan, Peygamber Efendimizin (sav) sünnetinden söz ederken mensuplarına kayıtsız şartsız itaati telkin eden sapkın bir anlayış inşa etti.
Yıllarca "altın nesil" söylemiyle gençleri etkiledi. Dershaneler, okullar, yurtlar, sohbet halkaları... Bunların birçoğu dışarıdan bakıldığında hayırlı hizmetler gibi görünüyordu. Fakat perde arkasında devletin stratejik kurumlarına yerleşmeyi hedefleyen planlı ve sabırlı bir örgütlenme yürütülüyordu.
En acısı ise şuydu: Bu milletin vergisiyle alınan silahlar yine bu millete çevrildi. Türk milletinin evlatları tarafından kullanılan savaş uçakları, Gazi Meclis'i bombaladı. Polisimize, askerimize, sivillerimize kurşun sıkıldı. İhanet, artık gizlenemeyecek kadar açıktı.
Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı: Bu milletin imanını...
Tankın önüne yatanlar silahsızdı ama cesaretleri tanktan büyüktü. Ellerinde yalnızca bayrak vardı ama yüreklerinde vatan sevgisi vardı. O gece meydanlara çıkan milyonlar, sadece bir darbeyi durdurmadılar; aynı zamanda "Bu ülkenin sahibi millettir." hükmünü bütün dünyaya ilan ettiler.
15 Temmuz bize çok ağır bir ders verdi.
Anladık ki, bir ülkeyi yıkmak için her zaman dışarıdan gelen düşman gerekmez. En büyük tehlike, içeride dost gibi görünen ihanet odaklarıdır. Üniformalar, makamlar, diplomalar ve güzel sözler tek başına güvenin ölçüsü değildir. Asıl ölçü; vatana sadakat, millete bağlılık ve hukuka bağlılıktır.
Din, insanı Allah'a yaklaştırır; bir şahsa körü körüne bağlamaz. İslam, aklı ve istişareyi emreder; sorgulamadan itaati değil. Bu nedenle dini istismar eden yapılara karşı en büyük koruyucu, sahih dini bilgi ile güçlü bir devlet ve bilinçli bir toplumdur.
Bugün 15 Temmuz'u anarken sadece şehitlerimizi rahmetle yâd etmek yetmez. Aynı zamanda o ihanetin hangi boşluklardan beslendiğini iyi analiz etmek zorundayız. Çünkü unutulan acılar, tekrarlanmaya mahkûmdur.
Millet olarak dün nasıl omuz omuza verdiysek, yarın da aynı birlik ruhunu korumalıyız. Siyasi görüşlerimiz, dünya görüşlerimiz farklı olabilir; fakat söz konusu vatan, bayrak ve ezan olduğunda ayrılık değil, kardeşlik konuşmalıdır.
15 Temmuz, sadece bir darbe girişiminin tarihi değildir.
15 Temmuz; ihanetin kaybettiği, millet iradesinin kazandığı gecedir.
Ve bu millet, gerektiğinde canını verir; ama vatanını asla vermez.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor; Rabbimizden devletimizi ve milletimizi her türlü fitneden, ihanetten ve bölünmeden muhafaza etmesini niyaz ediyorum.

