Gaziantep Adliyesi’nin soğuk koridorlarında yankılanan o tok ses, sadece kanunların değil, sarsılmaz bir vicdanın sesiydi. Şehrin merkezinden köye, en ücra tarlalardan mahkeme salonlarına kadar uzanan bir isim vardı ki; zikredildiğinde akan sular durur, yerini derin bir saygıya bırakırdı: Hakim Mehmet Güneş. Nam-ı diğer, tüm bir bölgenin "Hakim Dayı"sı.
Bir Pusula Olarak "Hakim Dayı"
Onun varlığı, sadece bir mesleğin icrası değil, bir duruşun simgesiydi. Köyde yön tayin edilirken bile nirengi noktası oydu. "Hakim Dayı’nın tarlasının altı", "Hakim Dayı’nın tarlasının yanı" denilirdi. Aslında bu sadece coğrafi bir işaretleme değil, hayatın içinde adaleti ve doğruluğu nereye konumlandırdığımızın bir göstergesiydi. Konfüçyüs’ün dediği gibi: "Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner." O da Nurdağı, İslahiye ve Maraş bölgesinin adeta kutup yıldızıydı.
Çocukluğumuzun o ortaokul yıllarında, Antep merkezdeki adliyeye yanına gittiğimiz o günler, aslında birer hayat dersiymiş. Biz içeri girdiğimizde, sadece bir akrabamızı değil, heybetli ama bir o kadar da şefkatli bir çınarı ziyaret ederdik. "Selamünaleyküm Hakim Dayı" dediğimizde, o bizi sadece bir yeğen gibi değil, geleceğin birer ferdi gibi karşılar; cebinden harçlık çıkarmadan önce zihnimize nasihatlerini, gönlümüze ise okuma aşkını nakşederdi. Victor Hugo’nun "Bir okul açan, bir hapishane kapatır" sözünü adeta yaşatır gibi bizi eğitime teşvik ederdi. Bizi sıraya dizer, gözlerimizin içine bakarak dürüstlüğün önemini anlatırdı. O harçlıklar sadece birer para değil, "Okuyun ve bu vatana hayırlı insanlar olun" demenin sessiz bir sözleşmesiydi.

Adalet, İltimas Kabul Etmezdi…..
Mehmet Güneş ismi denilince akla gelen ilk kavram, mermer üzerine kazınmışçasına silinmez olan "Adalet" tir. Onun için hısım akraba, eş dost, adliyenin kapısından içeri girildiği an biterdi. Hakkın olduğu yerde imtiyazın esamesi okunmazdı. Herkes bilirdi ki Mehmet Güneş’in terazisi milim şaşmazdı. Hz. Ali’nin "Devletin dini adalettir" düsturunu hayat felsefesi edinmişti. Kimse ondan "torpil" istemeye cüret edemezdi. O, adaleti bir cübbe gibi üzerine giymiş ve o cübbeyi bir ömür boyu lekesiz taşımıştı.
Onun adalet anlayışı sadece kanun kitaplarında yazan soğuk maddelerden ibaret değildi. O, haklıyı koruyan, haksıza aman vermeyen ama bunu yaparken de insan onurunu kırmayan o "mukni" (ikna edici) ve tok sesiyle insanları doğruluğa davet eden bir otoriteydi. Montesquieu’nun "Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma yöneltilmiş bir tehdittir" sözü, onun kürsüdeki duruşunun özetiydi.
Bayramlarda veya cenazelerde köye geldiğinde, o yüksek makamın verdiği hiçbir kibri üzerinde göremezdiniz. O, köylüsüyle köylü, çocukla çocuk olan toprak adamıydı. Elindeki imkanları, sanatını ve gücünü hep birilerinin yarasını sarmak için kullandı; ama bunu yaparken Anadolu’nun o en güzel hasletine sadık kaldı: "Sağ elin verdiğini sol el görmesin." Yaptığı hayırları kimsenin gözüne sokmaz, sessizce, bir gölge gibi yardıma muhtaç olanın yanında biterdi. Mevlana’nın "Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol" öğüdünü sessiz sedasız yerine getirirdi. Şahit olanlar değil, duyanlar onun cömertliğini anlatır; bu da onun asaletinin bir başka nişanesi olurdu.
Bugün Hakim Dayı artık aramızda değil; o gür sesi adliye koridorlarında, o vakur duruşu köy meydanlarında birer hüzünlü hatıra şimdi. Ancak Yahya Kemal Beyatlı'nın dediği gibi; "Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi, müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi." Mehmet Güneş, yaşarken ölmeyenlerden, eserleriyle ve dürüstlüğüyle sonsuzluğa nam salanlardandı.
Bugün dönüp geriye baktığımızda, Hakim Mehmet Güneş sadece bir hukukçu değil, bir bölgenin vicdan aynasıdır. Büyüklerimizin, ona "Dayı" demesi kan bağından öte, ona duyulan sarsılmaz güvenin ve aidiyetin bir sonucuydu. O, sadece Antep Adliyesi’nin "Hakim Bey"i değil, gönüllerin ve bu toprakların "Hakim Dayı"sıydı.
Eğilmeyen başıyla, haksızlığa karşı duran o heybetli gölgesiyle ve bizlere her daim eğitimli olmayı öğütleyen o babacan tavrıyla Mehmet Güneş; dürüstlüğün, adaletin ve sessiz iyiliğin bu dünyadaki en güzel tanımı olarak kalacaktır.
Makamı âli, mekânı cennet olsun. Adaletle ördüğü o tertemiz ömre binlerce rahmetle...


