Mehmet Yusuf Yıldız
Köşe Yazarı
Mehmet Yusuf Yıldız
 

Bağımlılık

Bağımlılık tarih kadar eskidir. Başlangıçta insanlar bilinçlerini değiştirmek için bitkileri kullanmışlardır. Bu durum Greklerde "Dianisos”, Romalılarda "Bacchus" diye bilinen inanışlardan; M.Ö. 2737 yılında Çin İmparatoru'nun Şifalı Bitkiler Tarifi kitabına kadar uzanmaktadır. Şu hâlde insanoğlu, tarihin derinliklerinden bu yana bağımlılık hali meydana getiren maddelere yönelmiş ve bunu da ruh durumlarını desteklemek, kendilerini daha özgür hissetmek, bazı hissiyatlarını ve korkularını bastırmak, cevabını bulamadığı soruları susturmak, özlemini çektiği ruh haline ulaşmak, saldırganlıklarını baskılamak hatta zamanın âdeta su gibi akıp gitmesini sağlamak için hayatının vazgeçilmezi haline getirmiştir. Zamanla bağımlılık yapan maddelere ulaşmak kolaylaşmış, çeşitlenmiş ve mücadele etmek de haliyle zorlaşmıştır. Aileler, anne babalar çaresiz kalmış ve evlatlarının bir ateş içerisinde göz göre göre yanmasını izlemeye mahkûm olmuşlardır. Bu doğrultuda kanayan yaramıza en azından farkındalık oluşturmak ve normalleşen sürecin aslında normal olmadığını anımsatmak için bu yazımı kaleme alıyorum. Günümüzde bağımlılık denildiğinde ilk aklımıza gelen madde bağımlılığı oluyor. Madde bağımlılığı çok acı bir gerçek olsa da korkmamız gereken ve hiç farkında olmadan her birimizi alıp sürükleyecek birçok bağımlılığın varlığını da göz ardı etmemek gerekir. Oyun bağımlılığı, sanal kumar bağımlılığı, cinsel bağımlılık, alışveriş bağımlılığı, alkol bağımlılığı, opiyatlar, sedatif ve hipnotik ilaçlar, amfetamin, kokain, halüsinojenler, esrar, uçucu maddeler, sigara bağımlılığı, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılığı, yeme içme bağımlılığı ve daha nicesi... Söz konusu bu bağımlılıklar hakkında konuşmadan önce yazımızın başında ifade ettiğimiz çeşitlilik ve ulaşım kolaylığının bu bağımlılıklarla mücadeleyi ne kadar müşkül bir hale getirdiği zannediyorum sizler tarafından da tasdik edilmiştir. İşin en üzücü tarafı da bağımlılığın çeşitliliği artmakla kalmamış çok küçük yaşlara kadar bu durum sirayet etmiştir. Herkesçe malum olan "Ağaç yaş iken eğilir" diye çok güzel bir atasözümüz var. Zira küçük yaşta kazanılan alışkanlıkların terk edilmesi elbette çok daha zor olacaktır. Çünkü küçük yaşta kazanılan alışkanlıklar tam bir yaşam biçimi haline getirilmiştir diyebiliriz. Çok uzun bir konu olması münasebetiyle bu bağımlılıklara kısa kısa değinmek istiyorum. Bağımlılık denildiğinde ilk akla gelenlerden birisi elbette sigaradır. Bir özentiyle başlıyor ve daha sonra terk etme imkânı oldukça zor oluyor. Çünkü terk ettirmeye çalışanların birçoğu da bu bağımlılığın müptelası. Sözü geçecek olan ya da özenilecek konumda olanların içmesi her sözün üstüne geçiyor. Öyleyse anne babalar, eğitimciler ya da toplumun örnek alabileceği nitelikteki insanlar vazgeçemiyorken kim, nasıl bu işi başaracak? Peki şu durumda çocuklarımıza ne diyebiliriz veya neyin nasihatini verebiliriz? Maddi ve manevi o kadar zararı aşikâr olmuşken göz göre göre, bile bile bu hal nasıl devam edebilir? Bu sorular çok sorulmuş, birçok tesirli cevap verilmiş olsa da küçücük çocukların ellerinde sigara görmek pek de netice alınamadığını gösteriyor. Her ne kadar böyle olsa da söylemekten, anlatmaktan, direnmekten ve mücadele etmekten asla vazgeçilmemelidir. Bağımlıların en çok kullandığı "bir kereden bir şey olmaz, beni rahatlatıyor, herkes kullanıyor ve bir şey olmuyor, ne yaparsam dibine kadar yapıyorum, ben kurallara uyamıyorum, hiç düşünmeden hareket ediyorum, bu bir irade meselesi, kullandığım sadece bana zarar veriyor, çevremde herkes kullanıyor ve ben kullanmazsam yalnızlaşırım, çevrem değişse ben de bırakırım, istediğim zaman bırakabilirim, ne yapsam da olmuyor çaresizim" gibi cümleler kabullenilemeyen iç sesin baskı altına alınmasından başka bir şey değil. Alkol ve madde bağımlısı olanlardan da bu sözleri duymak mümkündür. Halbuki alkol bütün kötülüklerin anasıdır sözü boşa söylenmemiş olsa gerektir. Nitekim irade elden gittikten sonra aklı selim hareket etmek iktidarımız dışında kalmaktadır. Bu halimizle; hatırladığımızda yüzümüzün kızaracağı, utanacağımız, zamanı geri almak isteyeceğimiz ya da yaptıklarımızın esiri olarak yaşamak zorunda kalacağımız birçok neticeyle karşı karşıya kalmamız mümkün değil midir? Özel günümde içmemek olmaz, arkadaşlarımın yanında mahcup mu olayım, zaten bir bu zevkimiz var diyerek başlayıp kötü sonlarla biten birçok hikâye nakletmek de mümkündür. Anne babalar çocukları ile aynı sofrada alkol alırken, gözünden sakındıkları çocuklarına meyve suyu ikram ederek alkolden uzak tutması da zararın boyutunu gözler önüne sermez mi? Yaşadığımız yüzyılın insan üzerindeki etkilerine paralel olarak birçok insan, içinden çıkılamaz problemlere giriftar olmaktadır. Hayatın yoğunluğu, işsizlik, inanç problemleri, ümidini yitirmek, kendini akrebin kıskacında gibi tasavvur etmek, bütün zevklerini yitirmek, her zaman olumsuz yönleri görmek gibi birbirini destekleyen ya da birbirine muhalif olan birçok yaşantı neticesinde depresyon ve panik atak gibi son dönemde sıklıkla karşılaştığımız ruhî hastalıklar gözlemlenmektedir. Bunun neticesinde tıbbî destek alanlar bu hâlin düzelmesi için ilaç kullanırlar. Belki buraya kadar her şey normal. Asıl mesele bu ilaçların bağımlılık boyutuna ulaşmasıyla başlıyor. Tedavi olan bir hasta ilaçlardan koptuğu takdirde, aynı şeylerin yine yaşanacağı düşüncesiyle, bütün kurtuluşu ilaçlardan beklemeye başlıyor. Bunun neticesinde uyku yapan ve uyuşturma özelliği bulunan ilaçları hayatının kopmaz bir parçası haline getiriyor. Son yıllarda bu durumun ne kadar arttığını ve tek çözüm olarak görülmeye başlandığını sizler de müşahede etmiyor musunuz? Akıllı telefon bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, oyun bağımlılığını birbiriyle olan sıkı münasebetleri dolayısıyla bir arada ele almak istiyorum. Nitekim akıllı telefon vasıtasıyla birçok bağımlılık her an kullanıma hazır hale gelebiliyor. Akıllı telefonunuzu bir dolaba koyun ve dışarı çıkın. Her an cebinizde bir boşluk hissedeceğinize eminim. Öyle ki sürekli yerini yoklayacak ve yokluğundan rahatsızlık duyacaksınız. Sanki bir uzvunuzu haricen bırakmışsınız gibi. İşte bu aslında bir bağımlılığın tam da tanımı mahiyetinde değil mi? Onsuz olamadığımız gerçekliği ne kadar bağımlı olduğumuzun göstergesi değil mi? Peki ya bizi akıllı telefona bu derece bağlayan nedir, hiç düşündük mü? İşimizi gücümüzü bir yana bırakırsak benim aklıma ilk olarak sosyal medya geliyor. Her boş anımızda elimize telefonu alıp ilk yaptığımız şeylerden birisi elbette sosyal medyada gezinmek oluyor. Hem de hiçbir hedef olmadan bizi öyle bir sürüklüyor ki bazen bu durum dakikalarımızı, saatlerimizi çalıyor. Sonunda elde ne var? Koca bir hiç… Ama en kıymetlimiz olan zamanımız boşu boşuna gitti. Gitmekle de kalmadı gözümüzde, ruhumuzda, aklımızda ve hislerimizde ayrı ayrı fiziki ve manevi tesirler bıraktı. Yine oyun bağımlılığı da akıllı telefonun bize kolaylaştırdığı bağımlılıklardan diyebiliriz. Çünkü her boş anımızda büyük küçük fark etmeksizin otobüste, yolculukta, sıra beklerken vb. en ufak bir boşlukta ilk aklımıza gelen uğraşlar arasında yer alıyor. Oyunun niteliği, tesirini de artırmada elbette bir etken vazifesi üstleniyor. Vaktimizi almakla kalmıyor hayatımıza, davranışlarımıza taalluk ediyor. Savaş oyunları, sanal kumarlar, online oyunlar olmak üzere oyunun türüne göre bağımlılık boyutu ve etki alanı değişiklik gösteriyor. Hatta camide namaz arasında veya hutbe esnasında bile telefonla oyun oynamak ya da sosyal medyada gezinmek, işin ne kadar vahim bir boyuta ulaştığını ispat ediyor. Evlerde çocuk olmasına rağmen sessizlik olması ve misafirlikte çocukların birbiriyle oynamak yerine her birine telefon verilip sosyal bağlarının koparılması da buna ilave edilebilir. Öyle ki artık akıllı telefonlar bir “sus” aracı olmuş ve çocukları oturtmak, susturmak, herhangi bir aktivitede bulunmasını engellemek için acımasızca kullanılan bir araç... Bunu bir düşman yapsa belki anlarız da anne baba tarafından yapılmasına ne demeli? Çocuğun beynini uyuşturmak, çoğu psikolojisini altüst edecek nitelikteki görüntülerle bütün âlemini meşgul etmek, yalan bir dünya algısıyla âdeta çocukları aldatmak vicdanın kabul edebileceği bir davranış mıdır? Masum, hiçbir şeyden haberi olmayan ve sadece oyuna odaklanmış bu küçücük ruhları, çocuk fıtratına ters düşen bu muamelelerle durağanlaştırmak şefkat ve merhamet hisleriyle bir cümlede yer alabilir mi? "Benim çocuğum çok akıllı, hiç yerinden kalkmaz" sözünü söyleyebilmek sizce de tuhaf bir durum değil midir? Bence bize Allah'ın tertemiz bir emaneti olan çocuklara zarar veren ve onları farklı bir yapıya büründüren; ebeveyn ve çevresindekilerden başkaları değildir. Çocukluk tabiatına aykırı bir tavır gördüğümüz takdirde, suçu onlarda aramak yerine, kendimizde aramak ve izlettiklerimizin tesirini düşünmek yerinde olacaktır diye düşünüyorum. Alışveriş ve yeme içme bağımlılığı ile sözlerime son vermek istiyorum. Evet, alışveriş bağımlılığı. Belki de “israf” dediğimiz şey tam da budur. Alınması zaruri olmayan bir şeyi almak, yenilemek ya da modaya uyarak aklı devre dışı bırakmak. Bu durum birçok evliliğin son bulmasından tutun, bir türlü tatmin olamamaya, ayağını yorganına göre uzatmak ifadesine taban tabana zıt hareket etmeye kadar uzanabilir. Maddi olarak dar gelirli olmasına rağmen birkaç aylıkla alınabilecek bir telefona sahip olmak gibi. İstiflemek de yine bu gruba girer. İhtiyaç olmadığı halde almak, biriktirmek, belki bir gün işime yarar anlayışıyla hareket etmek ne kadar doğru olabilir ki? Belki yarın aç kalabilirim diye bugün tıka basa yiyip içmek gibi... Özellikle sanal ticaret ortamlarında taksit ve indirim oranları son derece cazip gösterilerek alışveriş çılgınlığına sebep olmakta. Binlerce seçenek ve karar vermek için onlarca harcanan dakika... Sonrasında aylarca ödeyip de bitirilemeyen, asgarisini ödeyerek bir türlü kapatılamayan kartlarla mücade. Kendinizi durduramıyorsanız "acaba ben alışveriş bağımlısı mıyım?" diye sormaktan çekinmeyin. Vicdanınızın kabul edeceği bir cevap aldığınız takdirde işte en güzel yol göstericiyi buldunuz demektir. Sizin de karnınız tok olduğu halde dolabı açıp ne yiyebilirim diye düşündüğünüz oldu mu? İnsan vücudundaki sindirim sisteminin vazifesini tam yapabilmesi için acıkmadan yememek, tıka basa karnını doyurmamak ve yemek üstüne yemek yememek gibi düsturlara ihtiyaç vardır. Hatta yemek yedikten sonra bir müddete kadar sıvı gıda tüketmemek, beş altı saat kadar beklemeden tekrar yemek yemekten kaçınmak midenin ve vücudun sıhhati için gayet önemlidir. Ayrıca üç beyaz dediğimiz un, tuz ve şekerden ihtiyaç kadarınca tüketmek, sağlığı korumanın en önemli unsurlarından sayılabilir. Tüm bunları inkâr etmek “gün içinde güneş yoktur” demek kadar tutarsız olacaktır. Öyleyse sürekli bir şeyler yeme ve içme ihtiyacı bizi nereye sürüklüyor. Düşünün ki midemiz sürekli çalışma halinde ve diğer kalp, ciğer gibi organlarımız da asli vazifesini yapmakta zorlanarak midenin imdadına koşuyor. Vücudumuz sanki sadece yemek ve içmek üzere tasarlanmış gibi sürekli bir çalışma halinde. Böyle yoğun bir çalışmanın bir yerlerde patlak vermesi ihtimali acı bir şekilde çok defa tecrübe edilmiştir. Hele hele içinde insan vücuduna zararı ispatlanmış olan kimyevi maddelerin barındığı paket gıdalar ve atıştırmalıklar. En çok da bağımlılık yapan bunlar değil mi? Sonrasında gelen kilo ve çeşitli rahatsızlıklar bu bağımlılığın da boyutunun bir göstergesidir. Bağımlılık ve bağımlılıkla mücadele hakkında yüzlerce kitap kaleme alınmış, programlar yapılmış ve insanlara bu bağımlılıkları terk edebilme yolları sunulmuştur. Bu bağımlılıklarla yaşamak yerine kurtulmanın yollarını aramak için geç kalmış değiliz. Sunulan bunca imkân ve fırsat dâhilinde her yeni doğan günün yeni bir hayat için umut olduğunu unutmayalım. Her yeni gün, sana hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.
Ekleme Tarihi: 09 Ocak 2026 -Cuma

Bağımlılık

Bağımlılık tarih kadar eskidir. Başlangıçta insanlar bilinçlerini değiştirmek için bitkileri kullanmışlardır. Bu durum Greklerde "Dianisos”, Romalılarda "Bacchus" diye bilinen inanışlardan; M.Ö. 2737 yılında Çin İmparatoru'nun Şifalı Bitkiler Tarifi kitabına kadar uzanmaktadır. Şu hâlde insanoğlu, tarihin derinliklerinden bu yana bağımlılık hali meydana getiren maddelere yönelmiş ve bunu da ruh durumlarını desteklemek, kendilerini daha özgür hissetmek, bazı hissiyatlarını ve korkularını bastırmak, cevabını bulamadığı soruları susturmak, özlemini çektiği ruh haline ulaşmak, saldırganlıklarını baskılamak hatta zamanın âdeta su gibi akıp gitmesini sağlamak için hayatının vazgeçilmezi haline getirmiştir.

Zamanla bağımlılık yapan maddelere ulaşmak kolaylaşmış, çeşitlenmiş ve mücadele etmek de haliyle zorlaşmıştır. Aileler, anne babalar çaresiz kalmış ve evlatlarının bir ateş içerisinde göz göre göre yanmasını izlemeye mahkûm olmuşlardır. Bu doğrultuda kanayan yaramıza en azından farkındalık oluşturmak ve normalleşen sürecin aslında normal olmadığını anımsatmak için bu yazımı kaleme alıyorum.

Günümüzde bağımlılık denildiğinde ilk aklımıza gelen madde bağımlılığı oluyor. Madde bağımlılığı çok acı bir gerçek olsa da korkmamız gereken ve hiç farkında olmadan her birimizi alıp sürükleyecek birçok bağımlılığın varlığını da göz ardı etmemek gerekir. Oyun bağımlılığı, sanal kumar bağımlılığı, cinsel bağımlılık, alışveriş bağımlılığı, alkol bağımlılığı, opiyatlar, sedatif ve hipnotik ilaçlar, amfetamin, kokain, halüsinojenler, esrar, uçucu maddeler, sigara bağımlılığı, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılığı, yeme içme bağımlılığı ve daha nicesi... Söz konusu bu bağımlılıklar hakkında konuşmadan önce yazımızın başında ifade ettiğimiz çeşitlilik ve ulaşım kolaylığının bu bağımlılıklarla mücadeleyi ne kadar müşkül bir hale getirdiği zannediyorum sizler tarafından da tasdik edilmiştir. İşin en üzücü tarafı da bağımlılığın çeşitliliği artmakla kalmamış çok küçük yaşlara kadar bu durum sirayet etmiştir. Herkesçe malum olan "Ağaç yaş iken eğilir" diye çok güzel bir atasözümüz var. Zira küçük yaşta kazanılan alışkanlıkların terk edilmesi elbette çok daha zor olacaktır. Çünkü küçük yaşta kazanılan alışkanlıklar tam bir yaşam biçimi haline getirilmiştir diyebiliriz.

Çok uzun bir konu olması münasebetiyle bu bağımlılıklara kısa kısa değinmek istiyorum. Bağımlılık denildiğinde ilk akla gelenlerden birisi elbette sigaradır. Bir özentiyle başlıyor ve daha sonra terk etme imkânı oldukça zor oluyor. Çünkü terk ettirmeye çalışanların birçoğu da bu bağımlılığın müptelası. Sözü geçecek olan ya da özenilecek konumda olanların içmesi her sözün üstüne geçiyor. Öyleyse anne babalar, eğitimciler ya da toplumun örnek alabileceği nitelikteki insanlar vazgeçemiyorken kim, nasıl bu işi başaracak? Peki şu durumda çocuklarımıza ne diyebiliriz veya neyin nasihatini verebiliriz? Maddi ve manevi o kadar zararı aşikâr olmuşken göz göre göre, bile bile bu hal nasıl devam edebilir? Bu sorular çok sorulmuş, birçok tesirli cevap verilmiş olsa da küçücük çocukların ellerinde sigara görmek pek de netice alınamadığını gösteriyor. Her ne kadar böyle olsa da söylemekten, anlatmaktan, direnmekten ve mücadele etmekten asla vazgeçilmemelidir. Bağımlıların en çok kullandığı "bir kereden bir şey olmaz, beni rahatlatıyor, herkes kullanıyor ve bir şey olmuyor, ne yaparsam dibine kadar yapıyorum, ben kurallara uyamıyorum, hiç düşünmeden hareket ediyorum, bu bir irade meselesi, kullandığım sadece bana zarar veriyor, çevremde herkes kullanıyor ve ben kullanmazsam yalnızlaşırım, çevrem değişse ben de bırakırım, istediğim zaman bırakabilirim, ne yapsam da olmuyor çaresizim" gibi cümleler kabullenilemeyen iç sesin baskı altına alınmasından başka bir şey değil. Alkol ve madde bağımlısı olanlardan da bu sözleri duymak mümkündür. Halbuki alkol bütün kötülüklerin anasıdır sözü boşa söylenmemiş olsa gerektir. Nitekim irade elden gittikten sonra aklı selim hareket etmek iktidarımız dışında kalmaktadır. Bu halimizle; hatırladığımızda yüzümüzün kızaracağı, utanacağımız, zamanı geri almak isteyeceğimiz ya da yaptıklarımızın esiri olarak yaşamak zorunda kalacağımız birçok neticeyle karşı karşıya kalmamız mümkün değil midir? Özel günümde içmemek olmaz, arkadaşlarımın yanında mahcup mu olayım, zaten bir bu zevkimiz var diyerek başlayıp kötü sonlarla biten birçok hikâye nakletmek de mümkündür. Anne babalar çocukları ile aynı sofrada alkol alırken, gözünden sakındıkları çocuklarına meyve suyu ikram ederek alkolden uzak tutması da zararın boyutunu gözler önüne sermez mi?

Yaşadığımız yüzyılın insan üzerindeki etkilerine paralel olarak birçok insan, içinden çıkılamaz problemlere giriftar olmaktadır. Hayatın yoğunluğu, işsizlik, inanç problemleri, ümidini yitirmek, kendini akrebin kıskacında gibi tasavvur etmek, bütün zevklerini yitirmek, her zaman olumsuz yönleri görmek gibi birbirini destekleyen ya da birbirine muhalif olan birçok yaşantı neticesinde depresyon ve panik atak gibi son dönemde sıklıkla karşılaştığımız ruhî hastalıklar gözlemlenmektedir. Bunun neticesinde tıbbî destek alanlar bu hâlin düzelmesi için ilaç kullanırlar. Belki buraya kadar her şey normal. Asıl mesele bu ilaçların bağımlılık boyutuna ulaşmasıyla başlıyor. Tedavi olan bir hasta ilaçlardan koptuğu takdirde, aynı şeylerin yine yaşanacağı düşüncesiyle, bütün kurtuluşu ilaçlardan beklemeye başlıyor. Bunun neticesinde uyku yapan ve uyuşturma özelliği bulunan ilaçları hayatının kopmaz bir parçası haline getiriyor. Son yıllarda bu durumun ne kadar arttığını ve tek çözüm olarak görülmeye başlandığını sizler de müşahede etmiyor musunuz?

Akıllı telefon bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, oyun bağımlılığını birbiriyle olan sıkı münasebetleri dolayısıyla bir arada ele almak istiyorum. Nitekim akıllı telefon vasıtasıyla birçok bağımlılık her an kullanıma hazır hale gelebiliyor. Akıllı telefonunuzu bir dolaba koyun ve dışarı çıkın. Her an cebinizde bir boşluk hissedeceğinize eminim. Öyle ki sürekli yerini yoklayacak ve yokluğundan rahatsızlık duyacaksınız. Sanki bir uzvunuzu haricen bırakmışsınız gibi. İşte bu aslında bir bağımlılığın tam da tanımı mahiyetinde değil mi? Onsuz olamadığımız gerçekliği ne kadar bağımlı olduğumuzun göstergesi değil mi? Peki ya bizi akıllı telefona bu derece bağlayan nedir, hiç düşündük mü? İşimizi gücümüzü bir yana bırakırsak benim aklıma ilk olarak sosyal medya geliyor. Her boş anımızda elimize telefonu alıp ilk yaptığımız şeylerden birisi elbette sosyal medyada gezinmek oluyor. Hem de hiçbir hedef olmadan bizi öyle bir sürüklüyor ki bazen bu durum dakikalarımızı, saatlerimizi çalıyor. Sonunda elde ne var? Koca bir hiç… Ama en kıymetlimiz olan zamanımız boşu boşuna gitti. Gitmekle de kalmadı gözümüzde, ruhumuzda, aklımızda ve hislerimizde ayrı ayrı fiziki ve manevi tesirler bıraktı. Yine oyun bağımlılığı da akıllı telefonun bize kolaylaştırdığı bağımlılıklardan diyebiliriz. Çünkü her boş anımızda büyük küçük fark etmeksizin otobüste, yolculukta, sıra beklerken vb. en ufak bir boşlukta ilk aklımıza gelen uğraşlar arasında yer alıyor. Oyunun niteliği, tesirini de artırmada elbette bir etken vazifesi üstleniyor. Vaktimizi almakla kalmıyor hayatımıza, davranışlarımıza taalluk ediyor. Savaş oyunları, sanal kumarlar, online oyunlar olmak üzere oyunun türüne göre bağımlılık boyutu ve etki alanı değişiklik gösteriyor. Hatta camide namaz arasında veya hutbe esnasında bile telefonla oyun oynamak ya da sosyal medyada gezinmek, işin ne kadar vahim bir boyuta ulaştığını ispat ediyor. Evlerde çocuk olmasına rağmen sessizlik olması ve misafirlikte çocukların birbiriyle oynamak yerine her birine telefon verilip sosyal bağlarının koparılması da buna ilave edilebilir. Öyle ki artık akıllı telefonlar bir “sus” aracı olmuş ve çocukları oturtmak, susturmak, herhangi bir aktivitede bulunmasını engellemek için acımasızca kullanılan bir araç... Bunu bir düşman yapsa belki anlarız da anne baba tarafından yapılmasına ne demeli? Çocuğun beynini uyuşturmak, çoğu psikolojisini altüst edecek nitelikteki görüntülerle bütün âlemini meşgul etmek, yalan bir dünya algısıyla âdeta çocukları aldatmak vicdanın kabul edebileceği bir davranış mıdır? Masum, hiçbir şeyden haberi olmayan ve sadece oyuna odaklanmış bu küçücük ruhları, çocuk fıtratına ters düşen bu muamelelerle durağanlaştırmak şefkat ve merhamet hisleriyle bir cümlede yer alabilir mi? "Benim çocuğum çok akıllı, hiç yerinden kalkmaz" sözünü söyleyebilmek sizce de tuhaf bir durum değil midir? Bence bize Allah'ın tertemiz bir emaneti olan çocuklara zarar veren ve onları farklı bir yapıya büründüren; ebeveyn ve çevresindekilerden başkaları değildir. Çocukluk tabiatına aykırı bir tavır gördüğümüz takdirde, suçu onlarda aramak yerine, kendimizde aramak ve izlettiklerimizin tesirini düşünmek yerinde olacaktır diye düşünüyorum.

Alışveriş ve yeme içme bağımlılığı ile sözlerime son vermek istiyorum. Evet, alışveriş bağımlılığı. Belki de “israf” dediğimiz şey tam da budur. Alınması zaruri olmayan bir şeyi almak, yenilemek ya da modaya uyarak aklı devre dışı bırakmak. Bu durum birçok evliliğin son bulmasından tutun, bir türlü tatmin olamamaya, ayağını yorganına göre uzatmak ifadesine taban tabana zıt hareket etmeye kadar uzanabilir. Maddi olarak dar gelirli olmasına rağmen birkaç aylıkla alınabilecek bir telefona sahip olmak gibi. İstiflemek de yine bu gruba girer. İhtiyaç olmadığı halde almak, biriktirmek, belki bir gün işime yarar anlayışıyla hareket etmek ne kadar doğru olabilir ki? Belki yarın aç kalabilirim diye bugün tıka basa yiyip içmek gibi... Özellikle sanal ticaret ortamlarında taksit ve indirim oranları son derece cazip gösterilerek alışveriş çılgınlığına sebep olmakta. Binlerce seçenek ve karar vermek için onlarca harcanan dakika... Sonrasında aylarca ödeyip de bitirilemeyen, asgarisini ödeyerek bir türlü kapatılamayan kartlarla mücade. Kendinizi durduramıyorsanız "acaba ben alışveriş bağımlısı mıyım?" diye sormaktan çekinmeyin. Vicdanınızın kabul edeceği bir cevap aldığınız takdirde işte en güzel yol göstericiyi buldunuz demektir.

Sizin de karnınız tok olduğu halde dolabı açıp ne yiyebilirim diye düşündüğünüz oldu mu? İnsan vücudundaki sindirim sisteminin vazifesini tam yapabilmesi için acıkmadan yememek, tıka basa karnını doyurmamak ve yemek üstüne yemek yememek gibi düsturlara ihtiyaç vardır. Hatta yemek yedikten sonra bir müddete kadar sıvı gıda tüketmemek, beş altı saat kadar beklemeden tekrar yemek yemekten kaçınmak midenin ve vücudun sıhhati için gayet önemlidir. Ayrıca üç beyaz dediğimiz un, tuz ve şekerden ihtiyaç kadarınca tüketmek, sağlığı korumanın en önemli unsurlarından sayılabilir. Tüm bunları inkâr etmek “gün içinde güneş yoktur” demek kadar tutarsız olacaktır. Öyleyse sürekli bir şeyler yeme ve içme ihtiyacı bizi nereye sürüklüyor. Düşünün ki midemiz sürekli çalışma halinde ve diğer kalp, ciğer gibi organlarımız da asli vazifesini yapmakta zorlanarak midenin imdadına koşuyor. Vücudumuz sanki sadece yemek ve içmek üzere tasarlanmış gibi sürekli bir çalışma halinde. Böyle yoğun bir çalışmanın bir yerlerde patlak vermesi ihtimali acı bir şekilde çok defa tecrübe edilmiştir. Hele hele içinde insan vücuduna zararı ispatlanmış olan kimyevi maddelerin barındığı paket gıdalar ve atıştırmalıklar. En çok da bağımlılık yapan bunlar değil mi? Sonrasında gelen kilo ve çeşitli rahatsızlıklar bu bağımlılığın da boyutunun bir göstergesidir.

Bağımlılık ve bağımlılıkla mücadele hakkında yüzlerce kitap kaleme alınmış, programlar yapılmış ve insanlara bu bağımlılıkları terk edebilme yolları sunulmuştur. Bu bağımlılıklarla yaşamak yerine kurtulmanın yollarını aramak için geç kalmış değiliz. Sunulan bunca imkân ve fırsat dâhilinde her yeni doğan günün yeni bir hayat için umut olduğunu unutmayalım. Her yeni gün, sana hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.