Mehmet Yusuf Yıldız
Köşe Yazarı
Mehmet Yusuf Yıldız
 

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİNE BAŞKA PENCEREDEN BAKMAK

Cumhuriyet Dönemi'nin en güzide şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı'nın Otuz Beş Yaş şiirini bilmeyen pek azdır. Belki üslup bakımından günlük konuşma diline yakın olması veya herkesin başında olan muhtevaları işlemesi çok bilinmesinde bir etken olabilir. Ancak diğer şiirlerine nispeten Otuz Beş Yaş şiirinin öne çıkması, öyle zannediyorum ki her canlıyı çok yakından ilgilendiren "ölüm" konusunu ele almasından kaynaklanmaktadır. Nitekim insan için en büyük nasihat olan ve lezzetleri acılaştıran ölüm hangimize uzak ki? Ankebut Suresi 57. Ayette "Her nefis ölümü tadacaktır." hatırlatması varken hangimiz buna kayıtsız kalabiliriz ki? Cahit Sıtkı da kalmamış, kalamamış ve "Makber" şairi Abdulhak Hamid'ten sonra bu temanın en büyük şairleri arasında yer almıştır. Zaten Hamit bu şiiri, karısı Fatma Hanım'ın ölümü üzerine kaleme almış ve bu şiirle ilk defa ölüm korkusu edebiyata açık seçik girerek inançların temelden sarsılmaya başladığı fikri akıllarda yankılanmıştı. Artık ölüm Yunus Emre'deki veya Mevlana'daki gibi Allah'a kavuşma ya da asıl menzile ulaşmak değildi. Aksine yok olmak, hiç olmak endişesiydi. Nereden geldim, niçin geldim, nereye gideceğim arayışı beyne giren bir kurttu sanki. Unutmak, düşünmemek, akıldan çıkarmak ya da kayıtsız kalmak ne mümkündü. Biliyordu ki gözünü kapatsa sadece kendine gece yapacaktı. Ama hakikat güneş gibi sönmeyecekti. İşte bu bunalım, çıkış noktası bulma isteği, tatmin olabileceği bir delile tutunma arzusu bu sözleri döküvermişti dilinden.   Bu arayışı en güzel   Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım; Gün kasvet gece kasvet.   Olmuyor seni düşünmemek Tanrım. Ummamak senden medet. Suyun dibine vardı ayaklarım; Suyun dibinde zulmet.   Kalmadı ümidin soluk ve cılız Işığında bereket. Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız Bir at oldu nihayet...   "Şaşırdım Kaldım" şiiri ispat etmiyor mu?   Ölüm temasını Beşir Fuat, Tevfik Fikret, Peyami Safa, Necip Fazıl, A. Hamdi Tanpınar gibi birçok sanatçı Batıdan gelen çağdaş düşüncelerin etkisiyle eski inanışlarıyla çatışma yaşayarak işlemişlerdi. Ancak bu buhran Cahit Sıtkı'da daha farklı tonlarda kendini göstermişti. Çünkü Cahit Sıtkı ölümü hiçbir metafizik fikre kapılmadan veriyor ve tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Hatta bunu bir başka nesne üzerinden değil de aynaya baktığı yansımasından hareketle dile getiriyordu.   Otuz Beş Yaş şiirini çocukluğumdan beri okurdum ve ben de otuz beş yaşıma gelince aynen Cahit Sıtkı gibi aynanın karşısına geçerek bu şiiri okuduğumu tasavvur ederdim. Belki de o yaşa ulaştığımda anlayacağımı düşünürdüm. Tevafuk otuz beşime günler kala sizlere yazıyorum. Her ne kadar yolun yarısı olduğuna bir delilimiz olmasa da. Zira şair otuz beş yolun yarısı deyip de kırk altısında gözlerini kapamadı mı hayata? Sahi Yaşamak şartıyla her mihneti kabul etmek ve ölümden bu derece korkmak ne ile açıklanabilirdi? Bu soruların cevapları noktasında Cahit Sıtkı ile farklı pencerelerden baktığımızı fark ediyorum.   İnsan fıtratı itibariyle bekaya tutkundur. Fani ve geçici olan hiçbir lezzet onu tatmin edemez. Ne zaman bir mutluluk hasıl olsa hemen zevalini ve nihayetinde bitip gideceğini düşünür. Çünkü öyle bir fıtrata sahiptir ki onu sadece ebedi olan ve sonu olmayan lezzetler hakiki saadete ulaştırabilir. Elbette bu fıtrat ölümden sonraki hayatın var olduğuna inanılmadığı takdirde fani olmayı kabul etmeyecektir. Ne olacağım düşüncesi içten içe onu buhrana giriftar edip çürütecektir. Dolayısıyla bu durumda insan arayışa, sorgulamaya, bir çıkış noktası bulmaya temayül edecektir. Bulamadığı takdirde ise artık hayat karanlık, kasvetli, içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Şairin,   Yalandır, kaygısız olduğum yalan...   dizeleri bu konudaki kaygısını açık bir şekilde dile getiriyor. Yani fıtratındaki şiddetli beka arzusu fani ve kısa bir hayata razı olamıyor. Ancak daimi yaşam arzusu ile mutmain olabiliyor. Adeta ölümsüzlük istediği için ölümden korkuyor. Öyle ise ölüm bir son mudur yoksa bir başlangıç mıdır? Numunelerini ve gölgelerini gördüğümüz lezzetlerin asılları ve menbaaları yok mudur? Bu vücut dediğimiz giysimiz, bunca bitki ve hayvan sadece şu kısa dünya hayatı için mi yaratılmıştır? Ya da kâinatta var olan düzen, nakış, mizan; bu işleri yapan bir el olduğu fikrine bizleri ulaştırmaz mı? Peki ya evrendeki bunca süs ve sanat, zerrelerden tutun da güneşe kadar boşuna mıdır? Tüm bu sorular bizleri ölümün son olmadığı ve bir başlangıç olduğu düşüncesine ulaştırmaktadır. Nitekim madem insanda ebediyet duygusu var. Öyleyse bu duyguyu insana veren elbette karşılığını da verecektir. Buna en büyük delil ise gözlerimizin ışığı araması, kulaklarımızın sesi araması olamaz mı?   Şiirde ölüm; yaklaşan bir karanlık ve kaçınılmaz bir son olarak ele alınırken İman gözlüğü ile bakıldığı takdirde ebediyete açılan bir kapı, tebdil-i mekân ve hayat vazifesinden bir terhis şekline bürünmektedir. Yine bu gözlükle bakıldığında şiirde bahsedilen vaktin daralması, umudun tükenmesi ifadeleri dostun yanına gitmek, zahmetten rahmete dönmek, dünya zindanından kurtulup huzura ulaşmak gibi tasavvurlara kapı aralıyor. Cahit Sıtkı'nın penceresinden bakacak olursak insan yalnızdır. Kimsesizdir. Ancak ölümü mahbuba kavuşmak ya da Şeb-i Arus olarak telakki edenlere ne demeli?   Evet, "yaşlanmak" bedenin eskimesi, çirkinleşmek, gücün azalması değil de kâmil olmak şeklinde düşünülürse; "ölüm" hayattan kopuş, tarumar olmak, yalnızlaşmak, dostlardan ayrılmak, endişelenmek değil de asıl vatana gitmek, aydınlığa kavuşmak, umutlu olmak, mekân değiştirmek gibi güzel düşünülürse hayatımızın anlam kazanacağına inanıyorum.     Otuz Beş Yaş Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider.   Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?   Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan.   Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.   Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.         Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.   N'eylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla taşında.   CAHİT SITKI TARANCI
Ekleme Tarihi: 02 Aralık 2025 -Salı

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİNE BAŞKA PENCEREDEN BAKMAK

Cumhuriyet Dönemi'nin en güzide şairlerinden biri olan Cahit Sıtkı'nın Otuz Beş Yaş şiirini bilmeyen pek azdır. Belki üslup bakımından günlük konuşma diline yakın olması veya herkesin başında olan muhtevaları işlemesi çok bilinmesinde bir etken olabilir. Ancak diğer şiirlerine nispeten Otuz Beş Yaş şiirinin öne çıkması, öyle zannediyorum ki her canlıyı çok yakından ilgilendiren "ölüm" konusunu ele almasından kaynaklanmaktadır. Nitekim insan için en büyük nasihat olan ve lezzetleri acılaştıran ölüm hangimize uzak ki? Ankebut Suresi 57. Ayette "Her nefis ölümü tadacaktır." hatırlatması varken hangimiz buna kayıtsız kalabiliriz ki? Cahit Sıtkı da kalmamış, kalamamış ve "Makber" şairi Abdulhak Hamid'ten sonra bu temanın en büyük şairleri arasında yer almıştır. Zaten Hamit bu şiiri, karısı Fatma Hanım'ın ölümü üzerine kaleme almış ve bu şiirle ilk defa ölüm korkusu edebiyata açık seçik girerek inançların temelden sarsılmaya başladığı fikri akıllarda yankılanmıştı. Artık ölüm Yunus Emre'deki veya Mevlana'daki gibi Allah'a kavuşma ya da asıl menzile ulaşmak değildi. Aksine yok olmak, hiç olmak endişesiydi. Nereden geldim, niçin geldim, nereye gideceğim arayışı beyne giren bir kurttu sanki. Unutmak, düşünmemek, akıldan çıkarmak ya da kayıtsız kalmak ne mümkündü. Biliyordu ki gözünü kapatsa sadece kendine gece yapacaktı. Ama hakikat güneş gibi sönmeyecekti. İşte bu bunalım, çıkış noktası bulma isteği, tatmin olabileceği bir delile tutunma arzusu bu sözleri döküvermişti dilinden.

 

Bu arayışı en güzel

 

Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım;

Gün kasvet gece kasvet.

 

Olmuyor seni düşünmemek Tanrım.

Ummamak senden medet.

Suyun dibine vardı ayaklarım;

Suyun dibinde zulmet.

 

Kalmadı ümidin soluk ve cılız

Işığında bereket.

Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız

Bir at oldu nihayet...

 

"Şaşırdım Kaldım" şiiri ispat etmiyor mu?

 

Ölüm temasını Beşir Fuat, Tevfik Fikret, Peyami Safa, Necip Fazıl, A. Hamdi Tanpınar gibi birçok sanatçı Batıdan gelen çağdaş düşüncelerin etkisiyle eski inanışlarıyla çatışma yaşayarak işlemişlerdi. Ancak bu buhran Cahit Sıtkı'da daha farklı tonlarda kendini göstermişti. Çünkü Cahit Sıtkı ölümü hiçbir metafizik fikre kapılmadan veriyor ve tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Hatta bunu bir başka nesne üzerinden değil de aynaya baktığı yansımasından hareketle dile getiriyordu.

 

Otuz Beş Yaş şiirini çocukluğumdan beri okurdum ve ben de otuz beş yaşıma gelince aynen Cahit Sıtkı gibi aynanın karşısına geçerek bu şiiri okuduğumu tasavvur ederdim. Belki de o yaşa ulaştığımda anlayacağımı düşünürdüm. Tevafuk otuz beşime günler kala sizlere yazıyorum. Her ne kadar yolun yarısı olduğuna bir delilimiz olmasa da. Zira şair otuz beş yolun yarısı deyip de kırk altısında gözlerini kapamadı mı hayata? Sahi Yaşamak şartıyla her mihneti kabul etmek ve ölümden bu derece korkmak ne ile açıklanabilirdi? Bu soruların cevapları noktasında Cahit Sıtkı ile farklı pencerelerden baktığımızı fark ediyorum.

 

İnsan fıtratı itibariyle bekaya tutkundur. Fani ve geçici olan hiçbir lezzet onu tatmin edemez. Ne zaman bir mutluluk hasıl olsa hemen zevalini ve nihayetinde bitip gideceğini düşünür. Çünkü öyle bir fıtrata sahiptir ki onu sadece ebedi olan ve sonu olmayan lezzetler hakiki saadete ulaştırabilir. Elbette bu fıtrat ölümden sonraki hayatın var olduğuna inanılmadığı takdirde fani olmayı kabul etmeyecektir. Ne olacağım düşüncesi içten içe onu buhrana giriftar edip çürütecektir. Dolayısıyla bu durumda insan arayışa, sorgulamaya, bir çıkış noktası bulmaya temayül edecektir. Bulamadığı takdirde ise artık hayat karanlık, kasvetli, içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Şairin,

 

Yalandır, kaygısız olduğum yalan...

 

dizeleri bu konudaki kaygısını açık bir şekilde dile getiriyor. Yani fıtratındaki şiddetli beka arzusu fani ve kısa bir hayata razı olamıyor. Ancak daimi yaşam arzusu ile mutmain olabiliyor. Adeta ölümsüzlük istediği için ölümden korkuyor. Öyle ise ölüm bir son mudur yoksa bir başlangıç mıdır? Numunelerini ve gölgelerini gördüğümüz lezzetlerin asılları ve menbaaları yok mudur? Bu vücut dediğimiz giysimiz, bunca bitki ve hayvan sadece şu kısa dünya hayatı için mi yaratılmıştır? Ya da kâinatta var olan düzen, nakış, mizan; bu işleri yapan bir el olduğu fikrine bizleri ulaştırmaz mı? Peki ya evrendeki bunca süs ve sanat, zerrelerden tutun da güneşe kadar boşuna mıdır? Tüm bu sorular bizleri ölümün son olmadığı ve bir başlangıç olduğu düşüncesine ulaştırmaktadır. Nitekim madem insanda ebediyet duygusu var. Öyleyse bu duyguyu insana veren elbette karşılığını da verecektir. Buna en büyük delil ise gözlerimizin ışığı araması, kulaklarımızın sesi araması olamaz mı?

 

Şiirde ölüm; yaklaşan bir karanlık ve kaçınılmaz bir son olarak ele alınırken İman gözlüğü ile bakıldığı takdirde ebediyete açılan bir kapı, tebdil-i mekân ve hayat vazifesinden bir terhis şekline bürünmektedir. Yine bu gözlükle bakıldığında şiirde bahsedilen vaktin daralması, umudun tükenmesi ifadeleri dostun yanına gitmek, zahmetten rahmete dönmek, dünya zindanından kurtulup huzura ulaşmak gibi tasavvurlara kapı aralıyor. Cahit Sıtkı'nın penceresinden bakacak olursak insan yalnızdır. Kimsesizdir. Ancak ölümü mahbuba kavuşmak ya da Şeb-i Arus olarak telakki edenlere ne demeli?

 

Evet, "yaşlanmak" bedenin eskimesi, çirkinleşmek, gücün azalması değil de kâmil olmak şeklinde düşünülürse; "ölüm" hayattan kopuş, tarumar olmak, yalnızlaşmak, dostlardan ayrılmak, endişelenmek değil de asıl vatana gitmek, aydınlığa kavuşmak, umutlu olmak, mekân değiştirmek gibi güzel düşünülürse hayatımızın anlam kazanacağına inanıyorum.

 

 

Otuz Beş Yaş

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim:

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

 

 

 

 

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

 

N'eylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak.

Taht misali o musalla taşında.

 

CAHİT SITKI TARANCI

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (14)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Papatya
(02.12.2025 09:23 - #220)
Tüm hakikati vermiş Tarancı sonunda... N'eylersin ölüm herkesin başında...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İbrahim Kaya
(02.12.2025 09:25 - #221)
Harika olmuş saygı değer hocam emeğinize sağlık karşılaştırmalı bir şekilde şiirlerden ölüm hakikatını kendi yorumunuzla yoğurmanız harika olmuş ölüm hakikatını tam manasıyla anlatmışsınız emeğinize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mirza
(02.12.2025 09:36 - #222)
Kağıdınız eskimesin, mürekkebiniz kurumasın çok istifadesi bir makale idi kaleminize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Furkan
(02.12.2025 09:39 - #223)
Hocam, şiire getirmiş olduğunuz bu zarif ve derinlikli bakış açısını büyük bir takdirle okudum. ‘35 Yaş’ı bugüne kadar yalnızca zamanın geçişi etrafında değerlendirmiştim; ancak sizin izahınız, esere bambaşka bir mana ve ihsas kazandırdı. Kaleme aldığınız yorum, şiirin satırları arasındaki latif duyguları ve insanın kendi varlığıyla hesaplaşmasını o kadar güzel tebarüz ettiriyor ki, okuyunca resmen zihnimde yeni bir ufuk açıldı.Bu bakış açınız, hem edebî hem de insânî cihetten çok kıymetli bir perspektif sundu. Şiire dair idrakim derinleşti, hatta kendi yaş algımı dahi tekrar tefekkür etmeme vesile oldu. Gerçekten de anlatımınız, metni daha nezih, daha anlamlı ve daha hissiyatlı bir hâle getirmiş. Emeğinize ve kaleminize sağlık hocam; bu yorumunuzu büyük bir memnuniyet ve hayranlıkla okudum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
M.Ali
(02.12.2025 09:44 - #224)
Çok güzel olmuş
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Orhan hoca
(02.12.2025 10:09 - #225)
Çok güzel bir değerlendirme olmuş. Ölüm temasının böylesine güzel incelenmesi özellikle ölümü hatıra getirmeyen insanlar için çok önemli.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Tülay KÜÇÜKTÜRKMEN/ BAKMAZ
(02.12.2025 10:49 - #226)
Şiire bambaşka bir yorum ve bakış açısıyla bakmamıza vesile oldunuz Yusuf hocam emeklerinize sağlık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Halil coskun
(02.12.2025 11:03 - #227)
Hocam edebiyat yapmışz yine
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Albatros
(02.12.2025 11:05 - #228)
Çok anlamlı ve güzel bir yazı...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ediz Çakar
(02.12.2025 12:25 - #229)
Şiirler bizim medeniyetimizin kaynağıdır ve asırlarca dünyaya hükmederken , insanlığa İslamı sevdiren güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bize hayatın güzelliğini ölümün hakikatiyle anlatan Değerli Yusuf Hocama teşekkür ediyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Abdullah Byk
(02.12.2025 13:54 - #230)
Kaleminize sağlık hocam. Kıymetli bir yazı olmuş.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Okuyucu
(02.12.2025 16:12 - #231)
Eseri manevi yönden ele almanız çok iyi olmuş çünkü bu zamanda insanlar herşeyi dünya penceresinden bakıyor ve büyük bir eksiklik diye düşünüyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ayşe
(02.12.2025 20:05 - #232)
Otuz Beş Yaş şiirinin karanlık tonlarına yeni bir ufuk açarak ölümü bir yokluk değil, insanın içsel yolculuğunda başka bir eşik olarak ele almış. Şiirin ruhunu incelikle okuyan, düşünceyi sükûnetle derinleştiren bir değerlendirme. Kaleminize sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Serinby
(03.12.2025 15:50 - #233)
Hocamız şiirin çok güzel bir penceresini bizler için aralamış. Ne güzel çok güzel olmuş. Şiir zaten güzeldi şiire yorum katan ne kadar güzelliğinden katmış okuyunca damakta bıraktığı lezzet ise kendi mutfağından bir baharat olmuş adeta. Yusuf hocamıza yolunun daima açık olması duasıyla selamlar söylüyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.