Hayat denilen bu uzun ve meşakkatli yolculuk, kimi zaman yolların kesiştiği, kimi zaman ise kalplerin aynı incelikte, aynı ahde vefa duygusunda ve aynı insanî erdemde buluştuğu tesadüflerle örülüdür. Her insanın bu fâni dünyadaki ömrü, geride bıraktığı silinmez izler, iyilikle anılan isimler, samimi tebessümler ve insanlık dersi niteliğindeki asil duruşlarla gerçek anlamını kazanır. Kimi insanlar vardır ki, dünyadan göçüp gitseler dahi adları anıldığında yüzlerde sıcak bir tebessüm, kalplerde ise derin bir sızı ve saygı uyandırırlar. İşte Nogaylar köyünün sakinlerinden, gönlü ve yüzü pamuk gibi yumuşak, renkli gözlerinin içi her daim neşeyle gülen, soyadı gibi kendisi de mert, özü sözü bir olan Kahraman Taş da hafızalarımızda ve gönüllerimizde tam olarak böyle, asla unutulmayacak müstesna bir yer edinen o nadide insanlardan biriydi.

"İnsanın bu yalandan cihanda bırakabileceği en kıymetli miras; dürüst bir isim, tebessüm eden sıcak bir yüz, köklerine bağlı saf bir yürek ve arkasından okunan samimi hayır dualarıdır."
Gönül dünyamızda derin yankılar uyandıran, hatırlandıkça içimizi hem hüzünle hem de gururla dolduran Kahraman Amca’yı anarken, onun hayat felsefesini, insani inceliğini, geniş gönlünü ve geçmişe, köklerine olan sadakatini en net şekilde özetleyen en kıymetli hatıra, şüphesiz ki o tarla meselesidir. Geçmiş yıllarda bölgemizde sahip olduğumuz o tarlaya ulaşım konusunda bazı pratik sıkıntılar yaşamıştık. Tarlaya gidip gelmek, yolların elverişsizliği, tarla komşulardan istenen yol hakkının verilmemesi ve bu coğrafi zorluklar sebebiyle bir hayli zahmetli ve yorucu bir hâl almıştı. Günlük hayatın getirdiği bu kaçınılmaz sıkıntılar karşısında, aile içinde istişare ederek o tarlayı satışa çıkarma kararı almıştık. Tarlayı bizzat babam satışa çıkarmış, satış sürecini bizzat yürütüp tarlanın fiyatını da yine kendisi belirlemişti.
İşte o dönemde, tarlaya talip olan ve bu kıymetli toprak parçasını devralan isim Nogaylar köyü sakini Kahraman Taş’tı. Tarlanın satışı gerçekleşip devir işlemleri tamamlandıktan sonra, Kahraman Amca ile aramızda geçen o sohbet, ticaretin, paranın, piyasa koşullarının ve maddiyatın fersah fersah ötesinde, bugün bile kulaklarımızda çınlayan muazzam bir vefa dersi niteliğindeydi. Kendisi o gün şu unutulmaz cümleleri kurmuştu:
"O tarlayı satışa çıkardığınızda istediğiniz rakam ne olursa olsun, tavan fiyatı ne biçerseniz biçin, ben o parayı gözümü kırpmadan verir ve yine alırdım. Çünkü orası sıradan bir toprak parçası değil; benim babam Ahmet Duran ‘ın tarlasıydı. Benim tek derdim, o toprağın parasıyla mülk edinmek değil, babamın ayak izini yeniden sürmek, onun kokusunu taşıyan o toprağa ahde vefa ile yeniden sarılmaktı. Söylediğiniz fiyatın benim için hiçbir maddi önemi yoktu; çünkü o tarlanın manevi bedeli dünyalara bedeldi ve ben ne pahasına olursa olsun orayı mutlaka geri alacaktım."
Belki o gün tam olarak böyle süslü cümleler kurmamıştı; ama kalbinden geçen, bize anlatmak istediği tam olarak buydu.
Bu sözler, sıradan bir gayrimenkul alışverişinin ya da basit bir toprak alım-satımının çok ötesinde; evlat olmanın, vefanın, köklere, tarihe ve babanın hatırasına duyulan derin saygının en saf, en kusursuz ifadesiydi. Dünya malı el değiştirir, para kazanılır veya harcanır; lakin evladın babasının elinden çıkmış o toprağı yeniden kucaklama çabası, onur, sadakat ve asaletle taçlanan bambaşka bir erdemdir. Kahraman Amca, o tarlayı sadece tarım yapılacak, ürün alınacak bir toprak parçası olarak değil; babasının tarlasını geri almanın huzuruyla, adeta kaybolmuş bir ruhu ve hatırayı yerine koymanın verdiği tarifsiz bir mutlulukla kucaklamıştı. Soyadı Taş idi belki ama kalbi taştan fersah fersah uzakta, yumuşacık bir sevgi yumağıydı; renkli gözleriyle baktığı herkese neşe, güven ve huzur verirdi.

Ne yazık ki zaman, kuralını hiç şaşmadan, hep sessizce ve kimi zaman da çok acımasızca işletti. Hayatın türlü imtihanları arasında, o güzel insanın ömrü son derece trajik, yürek yakan ve asla unutulmayacak bir acıyla nihayete erdi. Pandemi döneminin o en zorlu, insanların can derdine düştüğü, herkesin evine kapandığı o karanlık ve kaygılı günlerde, özel bir hastanede yaşanan talihsiz ve korkunç bir oksijen tüpü patlaması sonucu, adeta bir kâbus gibi bu fâni alemden göçüp gitti. O ani, trajik ve bir o kadar da acı veda; onu tanıyan, seven, kalbinin güzelliğine ve insanlığına şahit olan herkesin yüreğinde asla kapanmayacak derin bir sızı bıraktı. Ömrü boyunca kimseyi incitmeyen, kalbi hep iyilikle atan o mert insan, böylesine trajik bir kaderle aramızdan ayrıldı.
"İnsan ölür, kalır ağacın o yeşil örtüsü;
İnsan ölür, kalır dostun o kadim öyküsü.
Yollar biter, dağlar aşılır, zaman akar gider susarak;
Geriye kalan sadece güzel bir sedadır, bu kubbede bırakarak."
Kahraman Amca; renkli gözlerindeki o daimi ve samimi tebessümüyle, Nogaylar köyünün serin rüzgârlarında, babasından devralıp büyük bir aşkla ve sadakatle yeniden bağrına bastığı o topraklarda ve sevenlerinin kalbinde hep yaşamaya devam edecek. Vefa, sadece kitaplarda yazan süslü bir kelime değil; Kahraman Taş gibi adamların hayatlarıyla, sözleriyle, ahde vefalarıyla ve asil duruşlarıyla yazıp arkalarında bıraktığı en değerli mirastır.
Ruhu şad, mekânı cennet, makamı âlî olsun. Onun o yumuşak gönlü, toprağa duyduğu saygı ve insanlara bahşettiği o güzel hatıralar, daima bâkî kalacak ve her daim rahmetle, minnetle anılacaktır……


