Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Balıkalan: Gönlü Mırto Baba’da, Gövdesi Gurbette Bir Köy

Nurdağı’nın tarihini, kültürünü ve insanını adım adım arşınladığım 2000’ li yıllarda, "Bütün Yönleriyle Nurdağı" kitabının en kıymetli duraklarından biri olacaktı Balıkalan. Bir gün, o dönem Nurdağı’nda sigorta işleriyle uğraşan dostum Sadık ile düştük yola. Sadık, bugün pek çok köylüsü gibi İsveç’te o sıla hasretini taşıyor olsa da, o gün bana Balıkalan’ın kapılarını açan gönül rehberimdi.   Köye vardığımızda, zamanın ötesinde bir huzur karşıladı bizi. Sadık ile birlikte doğruca Sofu Dede’nin yanına vardık. İçeri girdiğimde karşılaştığım manzara hâlâ gözlerimin önündedir: Sofu Dede, bir postun üzerine bağdaş kurmuş oturuyordu. Ağarmış pos bıyıkları, yüzündeki o derin çizgiler ve etrafına yaydığı o dervişane sükûnetle tam bir gönül eriydi. Karşısında edeple oturduk. O anlattı, biz dinledik; ben her kelimesini, her nefesini birer hazine gibi notlarıma kaydettim. Sofu Dede, Mırto Baba’nın (Murtaza Dede) manevi mirasını o postun üzerinde yaşatan canlı bir tarihti.   Sofu Dede’nin yanından ayrılıp, köyün bir diğer efsanesi olan Âmâ Meryem Ana’ya, yani  Piremem (Meryem Yıldırım)’e misafir olduk. Piremem’in gözleri bu dünyaya kapalıydı ama içeri girdiğimiz an bizi sadece duymuyor, sanki ruhumuzla hissediyordu. Hafızası öyle berraktı ki, bazı mısraları hatırlamakta zorlansa da, gönlünden kopup gelenleri olduğu gibi, o anki söyleyiş tavrıyla not etmeye çalıştım. O dar vakitte, hatırlayabildiği kadarıyla dudaklarından dökülen şu deyişler, Balıkalan’ın inanç dünyasının tapusu gibiydi:   Piremem’in Dilinden…..   "Gül dikene batar eyler / Aya güne nazar eyler /  Ay Ali’dir gün Muhammet /  Çarkı döner gül içinde"   "Mümin olan bir katara dizildi / Yalancılar ikrarında bozuldu / Bu dünya yedi kere doldu ezildi / Dolduran kanidir, esen Ali’dir"   Onun dilinden  dökülen bu mısralar; darda kalanın imdadı, yolda kalanın yoldaşı olan Ali ve Muhammet sevgisinin, Balıkalan’ın o kadim toprağındaki yansımasıydı. O deyişlerdeki "dolduran kani", aslında Mırto Baba gibi erlerin bu toprağa ektiği o bitmez tükenmez inançtı. Mırto Baba ki, asıl adı Murtaza olan bu zat, Balıkalan’da ki makamında sessizce köyü gözler. Sofu Dede ve Piremem’den dinlediğim kadarıyla, Mırto Baba hayattayken kurdu kuşu bir eyleyen, tabiatın dilinden anlayan bir "er" imiş. Bölgedeki Alevi-Bektaşi kültürünün harcı olan bu zatın kerameti, bugün bile Balıkalan’ın üzerinde bir şemsiye gibi durur. Türbesinin etrafındaki tek bir dala el sürülmemesi, ona duyulan o derin hürmetin bir nişanesidir.   Bugün Balıkalan’da Sadık gibi pek çok genç, Norveç’ten Almanya’ya kadar rızık peşinde. Ancak köye girdiğinizde yükselen o lüks ve modern evler, birer gösteriş abidesi değil, Mırto Baba’ya ve ata toprağına sunulmuş birer sadakat mektubudur. Gurbetçi Balıkalanlılar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, o bir-iki aylık tatillerinde gelip o evlerin kapısını açarlar. O lüks binaların içinde Sofu Dede’nin nasihati yankılanır, mutfaklarında Piremem’in o yarım kalmış ama ruhu tam olan deyişleri mırıldanılır. Sonuç Olarak... Balıkalan; Gavur Gölü’nün çekilen sularından kalan o mahzun adıyla, Sofu Dede’nin postundaki edebiyle ve Piremem’in kalp gözüyle Nurdağı’nın en mahrem köşesidir. Bu köyü yazmak, Sadık’la çıktığımız o yolculukta kalbimize düşen o manevi koru, Piremem’in hatırlayabildiği o kutsal mısralarla birlikte gelecek nesillere taşımaktır…..
Ekleme Tarihi: 18 Şubat 2026 -Çarşamba

Balıkalan: Gönlü Mırto Baba’da, Gövdesi Gurbette Bir Köy

Nurdağı’nın tarihini, kültürünü ve insanını adım adım arşınladığım 2000’ li yıllarda, "Bütün Yönleriyle Nurdağı" kitabının en kıymetli duraklarından biri olacaktı Balıkalan. Bir gün, o dönem Nurdağı’nda sigorta işleriyle uğraşan dostum Sadık ile düştük yola. Sadık, bugün pek çok köylüsü gibi İsveç’te o sıla hasretini taşıyor olsa da, o gün bana Balıkalan’ın kapılarını açan gönül rehberimdi.

 

Köye vardığımızda, zamanın ötesinde bir huzur karşıladı bizi. Sadık ile birlikte doğruca Sofu Dede’nin yanına vardık. İçeri girdiğimde karşılaştığım manzara hâlâ gözlerimin önündedir: Sofu Dede, bir postun üzerine bağdaş kurmuş oturuyordu. Ağarmış pos bıyıkları, yüzündeki o derin çizgiler ve etrafına yaydığı o dervişane sükûnetle tam bir gönül eriydi. Karşısında edeple oturduk. O anlattı, biz dinledik; ben her kelimesini, her nefesini birer hazine gibi notlarıma kaydettim. Sofu Dede, Mırto Baba’nın (Murtaza Dede) manevi mirasını o postun üzerinde yaşatan canlı bir tarihti.

 

Sofu Dede’nin yanından ayrılıp, köyün bir diğer efsanesi olan Âmâ Meryem Ana’ya, yani  Piremem (Meryem Yıldırım)’e misafir olduk. Piremem’in gözleri bu dünyaya kapalıydı ama içeri girdiğimiz an bizi sadece duymuyor, sanki ruhumuzla hissediyordu. Hafızası öyle berraktı ki, bazı mısraları hatırlamakta zorlansa da, gönlünden kopup gelenleri olduğu gibi, o anki söyleyiş tavrıyla not etmeye çalıştım.

O dar vakitte, hatırlayabildiği kadarıyla dudaklarından dökülen şu deyişler, Balıkalan’ın inanç dünyasının tapusu gibiydi:

 

Piremem’in Dilinden…..

 

"Gül dikene batar eyler /

Aya güne nazar eyler /

 Ay Ali’dir gün Muhammet /

 Çarkı döner gül içinde"

 

"Mümin olan bir katara dizildi / Yalancılar ikrarında bozuldu /

Bu dünya yedi kere doldu ezildi / Dolduran kanidir, esen Ali’dir"

 

Onun dilinden  dökülen bu mısralar; darda kalanın imdadı, yolda kalanın yoldaşı olan Ali ve Muhammet sevgisinin, Balıkalan’ın o kadim toprağındaki yansımasıydı. O deyişlerdeki "dolduran kani", aslında Mırto Baba gibi erlerin bu toprağa ektiği o bitmez tükenmez inançtı.

Mırto Baba ki, asıl adı Murtaza olan bu zat, Balıkalan’da ki makamında sessizce köyü gözler. Sofu Dede ve Piremem’den dinlediğim kadarıyla, Mırto Baba hayattayken kurdu kuşu bir eyleyen, tabiatın dilinden anlayan bir "er" imiş. Bölgedeki Alevi-Bektaşi kültürünün harcı olan bu zatın kerameti, bugün bile Balıkalan’ın üzerinde bir şemsiye gibi durur. Türbesinin etrafındaki tek bir dala el sürülmemesi, ona duyulan o derin hürmetin bir nişanesidir.

 

Bugün Balıkalan’da Sadık gibi pek çok genç, Norveç’ten Almanya’ya kadar rızık peşinde. Ancak köye girdiğinizde yükselen o lüks ve modern evler, birer gösteriş abidesi değil, Mırto Baba’ya ve ata toprağına sunulmuş birer sadakat mektubudur. Gurbetçi Balıkalanlılar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, o bir-iki aylık tatillerinde gelip o evlerin kapısını açarlar. O lüks binaların içinde Sofu Dede’nin nasihati yankılanır, mutfaklarında Piremem’in o yarım kalmış ama ruhu tam olan deyişleri mırıldanılır.

Sonuç Olarak...

Balıkalan; Gavur Gölü’nün çekilen sularından kalan o mahzun adıyla, Sofu Dede’nin postundaki edebiyle ve Piremem’in kalp gözüyle Nurdağı’nın en mahrem köşesidir. Bu köyü yazmak, Sadık’la çıktığımız o yolculukta kalbimize düşen o manevi koru, Piremem’in hatırlayabildiği o kutsal mısralarla birlikte gelecek nesillere taşımaktır…..


Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (5)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Veli kaplan
(17.02.2026 19:42 - #282)
Haq mekanlarını nur eylesin. Murto Babanın nefesi, iyilerin üzerine olsun.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Büyük Abuzer Ümit
(17.02.2026 21:53 - #283)
Sevgili Mehmet, ellerine sağlık, Hane’ne huzur ve sevgi dolsun. Ben, kırk altı yıl önce Almanya’ya geldim. Uzun yıllar Exil hayatı yaşadım….Yıllar sonra, köyüm Sakarat’a (Balıkalan’a yakın) gittiğimde, sabahın ilk güneşiyle birlikte dedem Mırto Baba ve nenem Fate ananın mezarlarına gider, dua eder, helallık ve destur alırım…. Balıkalan köyündeki Mırto Baba, benim dedemin Amcasıdır ve bu zat Zürriyetsizdir. Nefsini dünya malından men eden ulularımızdan biridir. Bize, Mırto Baba ocağı derler. Biz Seyid’iz ve bir tarafımızda Ağu-İçen’e dayanır .Bizim ocağımıza 80’li yılların başına kadar; Elbistan ovasından, amik ovasına, Adıyaman-Mersin’e kadar olan bölgede misafir gelir, muradlarına erip giderlerdi. Son yıllarda, göç dolayısıyla büyük bir azalma var….. Bizde burada, elimizden geldiğince o güzel ruhlu insanlara laik olmaya çalışıyoruz. Hepsisinin ruhları şad, Devr’leri daim olsun. Onların Yol’u bize ışık olsun! Eyvallah, Sevgilerimle Abuzer Ümit
Mehmet Dal Değerli Abuzer Ümit Bey, ​Eyvallah, verdiğin bu kıymetli bilgiler ve samimi duaların için yürekten teşekkür ederim. Mırto Baba gibi bir ulunun ocağından gelmen, Ağu-İçen gibi kadim bir damara dayanman yazımıza ve araştırmamıza büyük bir nur katmıştır. Mırto Baba’nın nefsinin terbiyesi ve zürriyetsiz oluşu, onun neden tüm bölgenin "babası" olduğunu daha iyi açıklıyor. ​Sizler gurbette bu yolu sürdürürken, biz de burada bu kadim hafızayı kayda geçirmeye gayret ediyoruz. Dedelerin, nenelerin; Fate Ana'nın ve Mırto Baba'nın devirleri daim olsun. Onların ışığı yolumuzu aydınlatsın. ​Selam ve saygılarımla, eyvallah.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Suzan mavi
(17.02.2026 23:27 - #284)
Merhaba mehmet bey ben sadık ın eşiyim ve bişeyi düzeltmek isterim biz Norveçte değil isveçte yaşıyoruz .
Mehmet DAL Teşekkür eder, özür dileriz, Düzeltelim, Sadık bey e selamlar
Mehmet Dal Pardon düzeltelim.... Sadık dosta ve tüm canlara selamlar
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Gülseren atay
(18.02.2026 15:06 - #288)
Merhaba yazılarınızı okudum çok güzel anlatmışsınız dedemizin mezarına geldim kilitliydi giremedik lütfen açık kalsın mezar kitlenmez
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Hasan Çalişkan
(18.02.2026 16:04 - #289)
Sayin Mehmet Dal eline sağlik. Çok iyi yazmişsiniz Balikalanin yaşaminda bir parçasini. Balikalanin yazilmaya deyer çok anilari ve geçmişi vardir. Örneğin bababamin mezarini kaziyanlar unun analirin anlatarak gülmekten, kaziyi saatlerce zor bitirdiler. Saģliçakla kalin. Hasan Calişkan
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.