Mehmet Dal
Köşe Yazarı
Mehmet Dal
 

Köyün Saf Kalbi: Ali Apo

Anadolu’nun toprağına karışmış, ama ruhu hep gökyüzünün o duru mavisinde asılı kalmış bir adamdı Ali Apo. "Apo" derdik biz ona; Kürtçenin o samimi ifadesiyle "Amca" demekti ama o sadece bir akraba değil, tüm köyün gölgesine sığındığı bir iyilik çınarıydı. Babası alim bir zat, varlıklı bir adamdı; Ali’nin önüne serilecek topraklar, dünyalık işler vardı. Lakin onun gönlü ne tapudaydı ne de tarlada. O, toprağın üstündekilerle değil, toprağın içindeki o saf "ruhla" ilgiliydi. Dostoyevski'nin dediği gibi; "Ruhun iyileşmesi için çocuklarla ve saf kalpli insanlarla vakit geçirmek gerekir." Ali Apo, köyümüzün şifa dağıtan ak saçlısıydı.   Ali Apo’nun günü, kainatın henüz uykuda olduğu o kutsal vakitte başlardı. Sabah namazını kıldıktan hemen sonra, sanki dünya onunla birlikte uyanırmış gibi, koyunlarını önüne katar ve dağlara doğru bir yolculuğa çıkardı. Onun için çobanlık sadece bir iş değil, bir ibadet biçimiydi. Kuzularıyla konuşur, onlara evladı gibi bakardı. Öğle sıcağı bastırınca sürüsünü köye getirir, ikindi serinliğinde tekrar o sessiz zirvelere çıkarırdı. Hayatı, bu bitmek bilmeyen, ama her günü taptaze bir huzurla başlayan kutsal bir döngüden ibaretti.   Hiç unutmadığım o manzara, Ali Apo’nun karakterinin en somut özetiydi: Öğle sıcağında, toprak yollarda, alevlerin çıktığı o kavurucu havada, sırtına vurduğu boş bir tüpü komşu köye götürür, dolusunu yine kendi omuzlarında taşıyarak tozlu yollardan geri dönerdi. Oysa imkanı vardı, başkasından rica edebilirdi; ama o, kimseye yük olmamayı, kendi yükünü sessizce sırtlanmayı seçmişti. O tozlu yollarda yürürken yüzündeki o nurlu tebessüm hiç solmazdı. Hermann Hesse’nin "Yumuşak sertten güçlüdür, su kayadan güçlüdür, sevgi zorbalıktan güçlüdür" sözündeki o sessiz ama sarsılmaz gücü taşırdı sırtında.   Onun sofrası, modern dünyanın karmaşık lezzetlerine bir başkaldırı gibiydi. Ali Apo’nun azığı, bir yufka ekmeğinin arasına dökülmüş bir avuç toz şekerdi. Onu dürüm eder, dağda acıktığında bir çocuk iştahıyla yerdi. Yoğurduna bile şeker dökerdi. Belki de bu, onun ruhundaki tatlılığın bir dışa vurumuydu; o, hayatı hep "şeker tadında" görür, acılara ve kötülüklere yer ayırmazdı. Onun bu hali, Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’teki o meşhur hatırlatmasını fısıldardı sanki: "İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."   Bir gün onu dağda, bir keçenin içine sarılmış uyurken görmüştüm. O kadar erkenciydi ki, bedeni yorgun düşmüş ama ruhu hala uyanıktı. Uyurken nefes alışını hatırlıyorum; ağzında biriktirip şişirdiği o nefesi birden bırakması, tıpkı bir çocuğun oyun oynarken çıkardığı sesler gibiydi. O haliyle doğanın tam kalbinde, bir parça toprak ya da bir parça gökyüzü gibi duruyordu.   Ali Apo’nun dünyaya duyduğu o saf merak hiç bitmezdi; okumayı sonradan öğrenmişti ama bilgiyi kutsal bir emanet gibi taşırdı. Dağlarda yankılanan kaval sesine, cebinde biriktirdiği yırtık takvim yaprakları ve gazete parçaları eşlik ederdi. Çoban keçesinin cebinden eksik olmayan o bir tomar kağıdı, dağ sessizliğinde heceleyerek okumaya çalışırdı. Hatta o fani dünyadan göçüp gittiğinde, keçesinin cebinden çıkan o sararmış kağıtlar yürekleri dağlamıştı. İmlaya, noktalamaya aldırmadan, takvim yapraklarının kenarına o gün köyde yaşanan önemli olayları not düşmüştü. O, sadece sürüsünün çobanı değil; köyün sessizce kaydedilen tarihinin, saf bir yürekle tutulan günlüklerinin de yazarıydı.   Nazar Kovan, Şifa Veren Bir Eldi Ali Apo, sadece varlığıyla değil, dokunuşuyla da şifaydı. Saf ve temiz olduğu için eli "el" sayılırdı. Başımız ağrıdığında, boğazımızın sızısında bizi ona götürürlerdi. Ayet el Kürsi, Felak ve Nas surelerini o kadar içten okurdu ki, duanın gücü o an hücrelerimize işlerdi. Uzun uzun esnerdi okurken... "Nazarın çıktı," derdi, "bana geçti, benden de çıktı gitti." Kötü enerjiyi kendi üzerine alır, bir esnemeyle kainata dağıtır ve seni tertemiz bırakırdı. Sadi-i Şirazi'nin "Gönül aydınlığı, temiz bir kalpten gelir" dediği o aydınlığın bizzat kendisiydi.   Hayatının son yolculuğu da karakteri gibi hüzünlü ve derin bir anlam taşıyordu. Dağda apandisiti patladığında, acılar içinde şehre götürülürken Atalar Köyü'nün önünden geçtiler. O bitkin haliyle parmağını uzatıp yanındakilere o köyü işaret etti; "Benim babam bu köyde imamlık yapıyordu," dedi. Sanki kendi vadesinin dolduğunu hissetmiş, rahmetli babasının ayak izlerine son bir kez selam vermişti. Hastanede birkaç gün süren mücadelesinin ardından ruhunu teslim ettiğinde, geri dönüş yolu yine o köyden geçti. Giderken hasta haliyle selamladığı o köye, dönerken cenazesiyle misafir oldu. Babasının vaktiyle ezan okuduğu, imamlık yaptığı o topraklardan Ali Apo’nun naaşı sessizce süzüldü.   Tertemiz Bir Gidiş Ali Apo, bu dünyadan tıpkı yaşadığı gibi sessiz, kimseyi incitmeden ve "tertemiz" göçüp gitti. Hiç sinirlendiği görülmemiş, hiç kimseyi kırmamış, annemin kuzeni ama herkesin canı olan o güzel insan, ardında nurani bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı. Cahit Zarifoğlu’nun "Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler" dediği o kervanın en önünde gitti Ali Apo. Ardında ne bir kırgınlık bıraktı ne de kötü bir anı. Sadece dağ rüzgârlarında yankılanan o masum gülüşü ve yufka arasındaki şekerin tadı kaldı... Ruhu şâd olsun.   Şeker Yürekli Derviş   Heybesinde yufka, içinde şeker, Dağların dilinden sadece o anlar. Sırtında dünya yükü, yüzünde nur, Gülüşüyle iyileşirdi bütün yaralar. Bir keçeye sarılıp uyuduğu o an, Melekler nefesine eşlik ederdi. Ne öfke bildi gönlü, ne de bir yalan, O, nazarı bir esnemeyle göğe dökerdi. Babasına selam verdi geçerken yoldan, Ezanların sindiği o köye baktı. Geçti bu dünyadan, o nurlu candan, Bir masal misali, gülerek bitti.
Ekleme Tarihi: 27 Ocak 2026 -Salı

Köyün Saf Kalbi: Ali Apo

Anadolu’nun toprağına karışmış, ama ruhu hep gökyüzünün o duru mavisinde asılı kalmış bir adamdı Ali Apo. "Apo" derdik biz ona; Kürtçenin o samimi ifadesiyle "Amca" demekti ama o sadece bir akraba değil, tüm köyün gölgesine sığındığı bir iyilik çınarıydı. Babası alim bir zat, varlıklı bir adamdı; Ali’nin önüne serilecek topraklar, dünyalık işler vardı. Lakin onun gönlü ne tapudaydı ne de tarlada. O, toprağın üstündekilerle değil, toprağın içindeki o saf "ruhla" ilgiliydi. Dostoyevski'nin dediği gibi; "Ruhun iyileşmesi için çocuklarla ve saf kalpli insanlarla vakit geçirmek gerekir." Ali Apo, köyümüzün şifa dağıtan ak saçlısıydı.

 

Ali Apo’nun günü, kainatın henüz uykuda olduğu o kutsal vakitte başlardı. Sabah namazını kıldıktan hemen sonra, sanki dünya onunla birlikte uyanırmış gibi, koyunlarını önüne katar ve dağlara doğru bir yolculuğa çıkardı. Onun için çobanlık sadece bir iş değil, bir ibadet biçimiydi. Kuzularıyla konuşur, onlara evladı gibi bakardı. Öğle sıcağı bastırınca sürüsünü köye getirir, ikindi serinliğinde tekrar o sessiz zirvelere çıkarırdı. Hayatı, bu bitmek bilmeyen, ama her günü taptaze bir huzurla başlayan kutsal bir döngüden ibaretti.

 

Hiç unutmadığım o manzara, Ali Apo’nun karakterinin en somut özetiydi: Öğle sıcağında, toprak yollarda, alevlerin çıktığı o kavurucu havada, sırtına vurduğu boş bir tüpü komşu köye götürür, dolusunu yine kendi omuzlarında taşıyarak tozlu yollardan geri dönerdi. Oysa imkanı vardı, başkasından rica edebilirdi; ama o, kimseye yük olmamayı, kendi yükünü sessizce sırtlanmayı seçmişti. O tozlu yollarda yürürken yüzündeki o nurlu tebessüm hiç solmazdı. Hermann Hesse’nin "Yumuşak sertten güçlüdür, su kayadan güçlüdür, sevgi zorbalıktan güçlüdür" sözündeki o sessiz ama sarsılmaz gücü taşırdı sırtında.

 

Onun sofrası, modern dünyanın karmaşık lezzetlerine bir başkaldırı gibiydi. Ali Apo’nun azığı, bir yufka ekmeğinin arasına dökülmüş bir avuç toz şekerdi. Onu dürüm eder, dağda acıktığında bir çocuk iştahıyla yerdi. Yoğurduna bile şeker dökerdi. Belki de bu, onun ruhundaki tatlılığın bir dışa vurumuydu; o, hayatı hep "şeker tadında" görür, acılara ve kötülüklere yer ayırmazdı. Onun bu hali, Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens’teki o meşhur hatırlatmasını fısıldardı sanki: "İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."

 

Bir gün onu dağda, bir keçenin içine sarılmış uyurken görmüştüm. O kadar erkenciydi ki, bedeni yorgun düşmüş ama ruhu hala uyanıktı. Uyurken nefes alışını hatırlıyorum; ağzında biriktirip şişirdiği o nefesi birden bırakması, tıpkı bir çocuğun oyun oynarken çıkardığı sesler gibiydi. O haliyle doğanın tam kalbinde, bir parça toprak ya da bir parça gökyüzü gibi duruyordu.

 

Ali Apo’nun dünyaya duyduğu o saf merak hiç bitmezdi; okumayı sonradan öğrenmişti ama bilgiyi kutsal bir emanet gibi taşırdı. Dağlarda yankılanan kaval sesine, cebinde biriktirdiği yırtık takvim yaprakları ve gazete parçaları eşlik ederdi. Çoban keçesinin cebinden eksik olmayan o bir tomar kağıdı, dağ sessizliğinde heceleyerek okumaya çalışırdı. Hatta o fani dünyadan göçüp gittiğinde, keçesinin cebinden çıkan o sararmış kağıtlar yürekleri dağlamıştı. İmlaya, noktalamaya aldırmadan, takvim yapraklarının kenarına o gün köyde yaşanan önemli olayları not düşmüştü. O, sadece sürüsünün çobanı değil; köyün sessizce kaydedilen tarihinin, saf bir yürekle tutulan günlüklerinin de yazarıydı.

 

Nazar Kovan, Şifa Veren Bir Eldi

Ali Apo, sadece varlığıyla değil, dokunuşuyla da şifaydı. Saf ve temiz olduğu için eli "el" sayılırdı. Başımız ağrıdığında, boğazımızın sızısında bizi ona götürürlerdi. Ayet el Kürsi, Felak ve Nas surelerini o kadar içten okurdu ki, duanın gücü o an hücrelerimize işlerdi. Uzun uzun esnerdi okurken... "Nazarın çıktı," derdi, "bana geçti, benden de çıktı gitti." Kötü enerjiyi kendi üzerine alır, bir esnemeyle kainata dağıtır ve seni tertemiz bırakırdı. Sadi-i Şirazi'nin "Gönül aydınlığı, temiz bir kalpten gelir" dediği o aydınlığın bizzat kendisiydi.

 

Hayatının son yolculuğu da karakteri gibi hüzünlü ve derin bir anlam taşıyordu. Dağda apandisiti patladığında, acılar içinde şehre götürülürken Atalar Köyü'nün önünden geçtiler. O bitkin haliyle parmağını uzatıp yanındakilere o köyü işaret etti; "Benim babam bu köyde imamlık yapıyordu," dedi. Sanki kendi vadesinin dolduğunu hissetmiş, rahmetli babasının ayak izlerine son bir kez selam vermişti. Hastanede birkaç gün süren mücadelesinin ardından ruhunu teslim ettiğinde, geri dönüş yolu yine o köyden geçti. Giderken hasta haliyle selamladığı o köye, dönerken cenazesiyle misafir oldu. Babasının vaktiyle ezan okuduğu, imamlık yaptığı o topraklardan Ali Apo’nun naaşı sessizce süzüldü.

 

Tertemiz Bir Gidiş

Ali Apo, bu dünyadan tıpkı yaşadığı gibi sessiz, kimseyi incitmeden ve "tertemiz" göçüp gitti. Hiç sinirlendiği görülmemiş, hiç kimseyi kırmamış, annemin kuzeni ama herkesin canı olan o güzel insan, ardında nurani bir iz bırakarak aramızdan ayrıldı. Cahit Zarifoğlu’nun "Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler" dediği o kervanın en önünde gitti Ali Apo.

Ardında ne bir kırgınlık bıraktı ne de kötü bir anı. Sadece dağ rüzgârlarında yankılanan o masum gülüşü ve yufka arasındaki şekerin tadı kaldı... Ruhu şâd olsun.

 

Şeker Yürekli Derviş

 

Heybesinde yufka, içinde şeker,

Dağların dilinden sadece o anlar.

Sırtında dünya yükü, yüzünde nur,

Gülüşüyle iyileşirdi bütün yaralar.

Bir keçeye sarılıp uyuduğu o an,

Melekler nefesine eşlik ederdi.

Ne öfke bildi gönlü, ne de bir yalan,

O, nazarı bir esnemeyle göğe dökerdi.

Babasına selam verdi geçerken yoldan,

Ezanların sindiği o köye baktı.

Geçti bu dünyadan, o nurlu candan,

Bir masal misali, gülerek bitti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (5)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mehmet Başarıcı
(27.01.2026 09:28 - #265)
Eyvallah Mehmet Dal hoca. Çok güzel anlatmışsın bizi duygulandırdın eline diline sağlık.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Hasan kılıç Yaylacık
(27.01.2026 11:26 - #266)
Yüreği kalbî temiz kimseye yük olmadan yaşayan Bir ihtiyacı olduğu zaman Kendini ifade etmeden Anlardım Ali Amcabuyur bir emrinmi var Bana Derdi Hasta oğluna bir dua okuyum ondansora gersi kolay Derdi Allah mekanını cennet eylesin
Mehmet Dal Dili dualı , kalbi ve ruhu tertemiz bir adamdı....
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Haci ibrahim başarıcı
(27.01.2026 15:57 - #267)
Dillerine saglik hocam Allah rahmet etsin
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Remzi Yılmaz
(29.01.2026 08:48 - #268)
Kalemine yüreğine sağlık Derviş efendi.
Mehmet Dal Dervişlij harcımız değil ama güzel insanları sevdik...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mehmet Dal
(31.01.2026 12:13 - #270)
Kalbi ve ruhu temiz bir gönül eriydi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yankigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.